Masthead header

“Kitapsız seçmen” ve yerel yönetimlerden beklenti | Feridun Andaç

feridun andac 10.tifTürkiye’nin seçimi Osmanlı’nın çöküş yıllarındaki arayışını andırır oldu. Neden derseniz, eğilimler iyice belirginleşti: Muhafazakârlık, milliyetçilik, batıcılık eğilimleri kendini gösterdi. Dahası bu alanlarda kutuplaşan politikalar Türkiye’nin bundan sonraki rotasını belirleyecek gibi.

Cumhuriyet tek tipleştirme yerine çokkültürlülük projesini hayata geçirebilseydi, sanırım bugün melez kimlikten/melez kültürden daha çok söz eder olacaktık. Bu da, elbette, Türkiye’nin zenginliğiydi.

Köy Enstitüleriyle yakaladığı bir gerçeği kültür ve eğitim hayatımızda sürekli kılabilseydi, tarım toplumu olan ülkemizin kaderi değişecekti.

Bugün siyasi partilerin aldıkları oy oranının bölgelere göre dağılımına baktığımızda, milliyetçi/muhafazakâr dalga Doğu ve İçanadolu bölgesindeki illerde yoğunluk kazanıyor. Yapılan bir araştırmada da bu bölge illerindeki kitap/gazete satış oranı, kitabevi ve tiyatro, sinema salonu sayısı düşük.

Sosyo-kültürel politikalar geliştiren yerel yönetimlerin başarılarının arka planı iyi irdelenmeli bence. Çünkü, orada (Ordu, Eskişehir, Bursa Nilüfer, İzmir Seferihisar, vb.) bunların başarılı olmaları, bir bakıma kentte/kasabada/köyde yaşayan bireyin kendi kendine hareket etme yerine ona sunulanlarla donatılıp kültürel/sosyal gereksinmelerinin neler olduğunun gösterilmesi, hatta bir adım da öteye giderek onları katılımcı kılan kültür politikalarıyla dış dünyaya açılmalarının sağlanması her birinin algı düzeyini yükselttiği gibi, insanca yaşamak düşüncesine de kapı aralamıştır.

Bu duruma “oya dönüştürme” çabası yerine ister “sosyal devlet anlayışı” ister “sosyal belediyecilik” ne derseniz deyin, o bölgede bireyi öne çıkaran elbette ki  yerel yönetim felsefesinin bir sonucudur. Böylesi bir felsefe eğitimi destekleyeceği gibi, yeni yetişen bireylerin aile/okul/çevreden alabileceklerine de yeni olanaklar sağlayacaktır.

Sanırım, yoğun içgöçle başlayan anaforda kendi kendine bırakılan insanımızın kentlerdeki en temel sorunu iletişimsizliktir. Bu en azından işsizlik kadar önemlidir.

BooksReadingLibrarySürekli bina yapmak, AVM donatmak, yol geçit açmak, çöp toplayıp su getirmek gibi şeyleri birer “eser” olarak sunan yerel yönetim anlayışı; düğün salonu/kültür merkezi adı altında rant getirecek mekanlara yönelmeye en çok bu dönemde başladı.

Görülen o ki; “kitapsız seçmen”in, okur-yazar oranı düşük taraftarın avlanması her zaman kolay.

Seçim sonuçlarının ülkenin demografik yapısındaki görünümüne baktığımızda gözlenen budur. Büyük kentlerin varoşlarındaki durum da aşağı yukarı Doğu-İç Anadolu’daki seyirden farklı değildir. Buralarda da bir tür gettolaşan “memleketçilik” anlayışı egemendir.

Şu da bir gerçektir ki; ülkemizde kişilerin bağlandığı durağanlıklar (din/gelenek/aile/çevre/cemaat vb.) halen geçerliliğini korumaktadır. Özellikle de muhafazakârlık ve milliyetçilik (etnik milliyetçiliği de buna katmalı) algısı üzerinden yapılan siyaset 1950’lerden beri etkisini sürdürmektedir.

Bugün, sosyal politikalar geliştirmek zorunda olan sol ve sosyal-demokrat partiler ülkenin sosyo-kültürel düzeyini, kültürel antropolojisini, sosyo-psikolojik yapısını iyi analiz etmek zorundadırlar. Ülkenin geleceğini kurmak, çağdaşlık bilincini yükseltmek için sadece seçimden seçime pragmatist çözümleri/popülist yaklaşımları gündeme taşımak yerine; uzun erimli politikalar için seferber olmalıdırlar kanımca.

Toplumsal tutumlarımızdan din-siyaset ilişkisine, ekonomik yapılanmamızdan etnik sorunlarımıza, tarihten gelen  sorumluluklarımızdan küresel dünyadaki yerimize kadar her bir şeyi masaya yatırıp irdelemek zorundadır bu politikanın kurumları/aktörleri.

Bireysel farklılıkların giderek öne çıktığı, iç ve dış sorunların katmanlaştığı ülkemizde kültürel anlamda da çözüm bekleyen birçok gerçeklik karşımızdadır. Güncel politikaların kuralsızlığında kördöğüşüne meydan veren her yaklaşım, çözümsüzlüğün olduğu kadar sorunların büyümesine de su taşıyacaktır.

Bireysel ve toplumsal durumları algılamada, sorunların yerinde tespitinde yerel yönetimler neredeyse ilk durak. Toplumun genleri, hücreleri yaşadığımız kentlerde, kasabalarda, köylerde biçimlenir. Buraların yönetimlerine talip olup işbaşı yapanlar sanırım önce  birer arama konferansıyla kendi yörelerinin en temel sorunlarını/gereksinmelerini belirleyerek işe başlamalıdırlar.

sessiz_sedasiz_avm_h24496Hatırlarım, Yılmaz Büyükerşen, Eskişehir’de yerel yönetimi devraldığı o ilk günlerde, Dr. Oğuz Babüroğlu ekibine bir arama konferansı düzenletmiş, kentin her kesiminden  insanı buna davet ederek önce sorunları/gereksinimlerin neler olduğunu belirlemeye, bunlar üzerine düşüncelerin dile getirilmesine olanak sağlamıştı. Sanırım, onun bugünkü başarısının arkasında bu ilk adımı vardır.

Eğer böylesi adımlar atılmazsa, “kitapsız seçmen”e siz ha bire düğün salonu, geçit yapıp, erzak dağıtarak ülkenin gelişmişliğine bir taş bile koyamazsınız. Olsa olsa, seçimden seçime oy deposu olarak gördüklerine döner; “hadi gereğini yapın” dersiniz! Yeni yerel yöneticiler bu kan kaybını önlemek için önce kültür politikalarının neleri içerdiğini bir bir anlatmalıdırlar.

O seçmen, kitabevisiz, sinema ve tiyatro salonsuz, kütüphanesiz bir semt; kültür merkezsiz bir kent/kasaba istemiyoruz  demese de; siz bunun ne anlama geldiğini kurmak/öğretmek görevini de üstlenerek var etmelisiniz bunların her birini…

Feridun Andaç – edebiyathaber.net (8 Nisan 2014)  

  • Tevfik Yenertyene - 08/04/2014 - 14:42

    Sayın Andaç’ın yazılarına yorum yapamam. Yapılamaz. Sadece saygı ile okuyorum. Hayranlığım büyük. Kendisiyle tanışmak konuşmak çok isterim.cevaplakapat

  • Murat Şahin Öcal - 08/04/2014 - 17:36

    Kitaplısının yaklaşımı da bu işte. ‘Yorum yapılamaz!’ Neden bir bidonun içine beton döküp ona tapmıyorsunuz? Daha ekonomik.cevaplakapat

  • birisi - 08/04/2014 - 18:10

    meselenin tarihsel toplumsal sosyolojik arka planını göz ardı eden, devletin, iktidarın, bilginin arkeolojisini ıskalayan bir değerlendirme olmuş.
    sovyetlerde her köşe başında opera ve kitapçı vardı da ne oldu? 1984 düzeni çıktı ortaya.
    nasyonal sosyalizm, kültürde, bilimde, sanatlarda en gelişmiş ülkede doğdu ve kitlesel destek gördü. 20. yy.’ın en önemli filozofu heidegger nazi partisi üyesiydi. celine’in ve ezra pound’un faşist olduklarını unutmayalım. velhasıl aydınlanmacılığın sonu faşizme çıktı.
    memleketin önde gelen edebiyat eleştirmenlerine bakıyorum, feridun andaçlar, semih gümüşler, ömer türkeşler, ırmak zileliler, enver ayseverler… ne bir derinlik var yazılarında ne de yeni kavramlar yaratacak, düşünceyi kışkırtacak bir felsefe. ele aldıkları her konuya fevkalade yüzeysel yaklaşıyorlar.
    kendi iktidarını her yazıda onaylayan ve okurlara onaylatmayı seven bir yazarlık tipi.
    2014 türkiyesinde ülkenin en çok takip edilen edebiyat sitelerinden birinin köşe yazarı feridun andaç mıdır yani?
    öyle mi olmak zorundadır?cevaplakapat

  • Murat Şahin Öcal - 09/04/2014 - 16:01

    Benim merak ettiğim konulardan birisi, Sovyet toplumu neden Gorbaçov sonrası süreçte edebiyatta bir sıçrama yaşayamadı. Tolstoy Polyana’da yaşarken hangi kültürel birikimin paydaşıydı ve aradan geçen yüz yılda siyasi baskılar ve perekovka politikası bir anda ortadan kalkınca kadim slavofil ateşte ağır ağır pişen Sovyet yazarları neden bir ürün verme sürecine girmediler. Neden Kuzey’i konuşmuyor ve okumuyoruz. Gorbaçov sonrası otuz yıllık dönemde her ne yaşanırsa yaşanmış olsun, bin yıllık kültürel buz dağlarının otuz yılda erimesi mümkün mü? Kültür kolay ve hızlıca oluşan bir şey değil. Yıkımı da öyle kolay değil. Ancak kültürel değerlere bağlılık, ahlaki seçimlerinde tutarlılık bir geceden sabaha değişebilen şeyler.

    Rüyasında vahşileşen evcil köpekler gibi insanlar da toplu tefekkürün analitik düşünceden arınmış evreninde vahşet tohumlarını okşayıp silahların namlusunu yalayabiliyor. Bundan ötürü aydınlanmayı suçlamak ideolojik bir seçim bence. Eğer bir suçlu aranacaksa ‘yeterince’ aydınlanma yaşamamış olmamızda neden aramayalım. Herkesin kutsalının fena halde kutsal olduğu, dinlerin bilimin üstünde bir egemenlik alanına sahip olduğu günümüzde aydınlanmadan söz etmek ne kadar mümkün. Bilimin ve özgür aklın kılavuzluğuna hangi noktadan sonra itibar edilmez oluyor. Hangi noktadan sonra ahlaki fayda bir kırılma yaşıyoruz, buna dikkat etmek lazım diye düşünüyorum.

    Zikrettiğiniz eleştirmen adlarının hiç birini sevmek ya da sevmemek için bir nedenim yok. Dolayısıyla duygularınıza cevap vermek bana düşmez. Şahsi kanaat bir kuştur. İnsanın her iki omuzuna ya da başına konabilir ve konduğu anda hangi meleklerle konuşacağını bilemeyiz. Bizi de ilgilendirmemeli. Bizi ilgilendirmesi faydalı olabilecek husus toptancı yaklaşımın, her şeyi süpüren süpürgenin unundan tutup tutmamayı düşünmek olabilir. O konuda da herkes kendi tutumunu benimser. Ama saydığınız isimlerin yüzeyselliği hakkındaki tespitinize katılmadığımı ifade etmek isterim.

    Sayın Andaç’ın kaleme aldığı konu (sanırım kendisi de farklı düşünmüyor olsa gerek) tek katmanlı bir konu değil. Başka açıklamalar başka açılarla diğer gerçekler de görülebiliyor. Benim baktığım açıdan eğitim/kitap konusu kadar üzerinde düşünülmesi gereken konulardan biri bu ülkenin okumuş insanlarının tutumu. Onların arasında yetmez ama evetçiler var mesela. Onlar nasıl bir aydınlanma içinden geçerek otoriter bir irade ile flört ettiler. Sonra ne oldu da aldatıldıklarını düşünüp evden kaçan kız masumiyetiyle geri döndüler. Bu bir fikir fakirliği miydi yoksa ahlaki değerlerini koruyan dalgakıran aniden yıkıldı da o yüzden mi dudaklarını iktidarın pembe dudaklarına uzattılar. Sorun sadece eğitim değil. Sorun ahlaki değerlerimizi oluşturan bileşenlerin çok çabuk değişebilmesi, birbirinden kopabilmesi. Aniden bir şeyin farkına varıyor oluşumuz ve on yıllardır hiç bir şeyin farkına varmıyor oluşumuz sorun bence. Avamın cehaleti anlaşılabilir, ancak ulemadan olduğunu var saydıklarımızın ahlaki oynaklığı sadece onların bastığı zemini değil tüm ülkeyi depreme maruz bırakıyor. Yaşadığımız durumda okumuşların sorumluluğunu ıskalamayalım.

    Çok uzattım Andaç’tan başka kimse okumaz bu kadarını.cevaplakapat

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r