Masthead header

Kitaplarla gelen | İhsan Kurt

İnsan sadece bayramlarda bayram sevinci yaşamıyor galiba. Sevdalar kuşun kanatlarında ise mutluluk da kitap sayfalarının içinde oluyor. İnternetten ısmarladığım kitaplarım geldiğinde bu duyguya kapıldım. Sevdayı da mutluluğu da bir arada yaşadım. Sanki ilk defa kitap getirtiyormuş sanki bir bayram arifesindeymiş gibi sevindim. Haklarında kısa önbilgilere sahip olmuş olsam da doğrusu her birini ayrı ayrı merak ediyordum. Özenle hazırlanmış paketi heyecanla açtım. Hatta paketin çabuk açılması için onu biraz zorladım. Bayramlıklarını almış çocuklar gibi hissettim kendimi. Bir kitap tanıtımından ziyade bu duygularımı da paylaşmak istedim.

Her kitabı özenle çıkarttım paketten. Kapaklarına bakıp onları tek tek okşadım. Sayfalarını hava aldırmak istercesine hızlıca çevirdim. Sevincimi galiba kitaplar da anlamış olacak ki mis gibi taze kitap kokuları yayıyorlardı. Mis gibi içime çektiğim bu kokular yayla çiçekleri kadar tazeydi. Her bir kitabın içindekiler bölümüne baktığımda zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. Böylelikle her bir kitapla daha iyi tanışmış oldum. Çünkü bir kitabın içindekileri hep onların kendilerini tanıtma, takdim etme ifadeleri olarak düşünürüm. Böylelikle onlar bana ben de onlara açılmış oluruz.

Paketten bir kitap çıktı ki, diğerleri alınmasın ama bu kitabı ilk görüşte biraz daha sevindim. Hangi kitap olduğunu yazımın sonuna bırakıyorum.

Daha önce iki cildini aldığım ve Umberto Eco ile Rıccardo Fedrıga’nin editörlüğünü yapmış oldukları Felsefe Tarihi’nin 3.cildini çıkardım. Birinci cildini büyük bir zevkle okuduğum bu kitabın Türkçe çevirisi de hoşuma gitmişti. Biliyorum ki bu tür kitaplarda çeviri o kitabın okunması veya zor okunmasına sebep olabiliyordu. Leyla Tonguç Basmacı’nın çevirisi, Türkçe ’ye hakimiyeti aynı zamanda bir felsefe kitabının nasıl zevkle okunabileceğinin de örneğiydi.

Lise öğrenciliğimden bu tarafa felsefeye hep merakım olmuştur. O dönemde lise edebiyat bölümlerinde okutulan Felsefe, Mantık Sosyoloji derslerini zevkle takip eder, galiba edebiyat dersinden sonra en yüksek notları bu derslerden alırdım. Sonradan, “Bilim Tarihi” üzerinde okumalarım, araştırmalarım, hatta “cahil cesareti” denebilecek  bir girişimle kitap bile yayınlamam biraz da felsefeye olan ilgimden kaynaklanıyordu. Bu ilgim hiç eksilmeden hala sürüyor, belirlediğim kitapları almaya, okumaya devam ediyorum.

Adını sıkça duyduğum ve merak ettiğim kitaplardan biri de Aristoteles’in Metafizik kitabıydı. Ismarladığım kitaplar arasında büyük boy ve 702 sayfalık bu kitabı görünce de ayrı bir heyecan duydum. Aslında Metafizik, filozofun XIV kitabının bir arada toplanmasından oluşmuş. Kitabın çevirisini yapmış olan Ahmet Arslan kitaba yazdığı önsüzün başında şu açıklamayı yapmış: “Felsefe tarihinin en büyük filozoflarından biri Aristoteles ise, Aristoteles’in de tartışmasız en önemli ve tarih boyunca gerek Batı Hıristiyan gerekse Doğu İslam düşüncesi üzerinde en geniş kapsamlı etkide bulunmuş eserlerinden biri Metafizik’tir.  Bu esere şimdiye kadar içlerinde Farabi, İbni Rüşt, St. Thomas, Albertus Magnus gibi birinci sınıf filozoflar da olmak üzere sayısız düşünür ve yazarlar tarafından küçüklü, büyüklü sayısız şerh, haşiye, açıklama yazılmış ve üzerinde de en büyük sayıda araştırma ve inceleme yapılmıştır. “ Daha önceleri ancak kitaptan kısa alıntılar okumuş olduğum Metafizik’i bir bütün olarak okuyacağım için şimdiden bir heyecan duyuyorum. Bu kitap da felsefe okumalarım arasında sıraya girmiş oldu. Ama biliyorum ki insanlık Orta Çağ’ın  “İlk Muallim” inden çok şey öğrenmiş ve hala öğrenmeye devam etmektedir.

Metafizik’i şimdilik bir kenara koyduktan sonra adını çok sık duyduğum ve merak ettiğim Ferit Edgü’nün romanı (14.baskısı) olan Hakkari’de Bir Mevsim kitabını aldım. Çok iyi ve çekici bir baskısı yapılmış. İç sayfa düzenlemesi de okuyucuya nefes aldırır cinsten. Belki de bana öyle geldi. Fakat baskısına diyecek yok gerçekten. Bu kitabın okunmasını ertesi güne bırakmadan geldiği gün okudum. Kurgulama ve öykü de iyi ve akıcı olması önemli fakat yazarın Türkçesi de eseri zevkle okutuyor.

Gelen kitaplar arasında Avusturyalı yazar Robert Musil’in Niteliksiz Adam I,II. Ciltleri de var. 20. yüzyılın başında artık çöküş sürecine girmiş olan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nu simgeleyen bir ülkede yazar, modernizm sürecindeki bir toplumun ve bireyin tüm çalkantılarını romanın ana karakteri Ulrich üzerinden nitelik kazanma çabalarını sergilediği yazılıp çizilen bu kitap da roman okumalarım arasında.

Borges’in baş eserlerinden biri olarak kabul edilen Kum Kitabı da  çekim alanımda olduğu için Edgü’nün kitabından sonra bunu okudum. Daha önce hakkında birkaç yazı okuduğum bu kitap kısa “fantastik” denilen öykülerden oluşuyor. Okunabilecek bir kitap ancak hakkında yazılan fazlaca övgüleri neden hak ettiği konusunda pek bir netice çıkaramadım.

Hangi alanda olursa olsun hayatı, insanı, toplumu geliştirici eleştirel yaklaşımlar hep dikkatimi çekmiş, belki de hayata karşı, olaylara karşı, okuduklarıma karşı daha çok soru sormama, bazen de cevaplarını aramama sebep olmuştur. Bu konudaki ilgim devam ettiği için daha önce (1936-1947) yılları arasında İstanbul Üniversitesinde de görev yapmış olan Erıch Auerbach’ın  MİMESİS Batı Edebiyatında Gerçekliğin Tasviri adını verdiği kitabı da bu kitaplar arasından çıktı. “Yaşamın taklit edilmesi” anlamı da verilen MİMESİS’i okumayı çok istemiştim, şimdi bu kitaba da sahip olduğum için mutluyum. Kitabın arka kapak tanıtımında şu açıklamalar var: “Mimesis ’in öne çıkan özelliği, kuramlardan çok metinlere yönelmiş olması. Sözcük ve bağlaç seçimlerine varıncaya kadar, edebiyatın titizlikle ilişkisini irdeleyerek “gerçekliğin” yazılı eserlerde tasvirini ve üslubunu konu edinen Mimesis, edebiyat ile hayatta, hoyratlığa, savurganlığa yer olmadığını, sözcükleri cömertçe harcayabileceğimizi, ama harcamanın bir ekonomisi olduğunu hatırlatıyor… Kitap okuma ve yorumlama cesareti ve zevki için bizleri bekliyor.”  Mimesis, birçok yazar tarafından Edebiyat eserlerinin içinde çok tartışılan kitaplardan biri olduğu kabul edildiğinden okuduktan sonra galiba zaman zaman başvuracağım  kitaplarımdan biri olacak sanıyorum.

Son yıllarda birçok eseri Türkçeye çevrilmiş olan Jacques Derrida’nın Otobiyografiler ve Şiir Nedir hacimleri küçük ama içeriklerinin zengin olduğunu düşündüğüm iki kitabı da beni sevindiren kitaplar arasındaydı.  Daha önce aynı yazarın Gramatoloji ve Edebiyat Edimleri eserlerini sindirerek okumaya başladığım kitaplara ara vererek sayfa sayısı az olan yeni gelen kitapları okudum. Şiir Nedir de şimdiye kadar şiir ile ilgili okuduklarımdan daha farklı, derinlikli ve düşündürücü fikirlere rastladığımı söyleyebilirim. Bu metin yazarın poetikasının yanında şiirin felsefesine de yer veriyor. Aslında “Edebiyat Felsefesinin Koridorları veya Derrıda Okumaları” başlığı ile kaleme aldığım bir yazımda yazar ve eserleriyle ilgili düşüncelerimi daha geniş olarak yazdım. Otobiyografiler, yazarın Nietzsche’ye özgün yorumlar getirdiği bir kitabı. Edebiyat, edebiyat felsefesi konularına ilgi duyanların Derrida’nın diğer eserlerinin yanında bu eserlerinden de yararlanacağını düşünüyorum.

Yazımın başında adını anmadığım kitap kelimenin tam anlamıyla prestij bir kitap. YAZARLAR YAŞAMLARI VE ESERLERİ… Hemen akla gelebileceği gibi sıradan derlenerek bir araya getirilmiş eserlerden değil bu kitap. Alışılagelmiş şekilde düzenlenmiş bir ansiklopedi de değil. Kâğıdı, renkli baskısı, içeriği ve fotoğrafları ile hem okunacak, başvurulacak hem de seyredilecek bir eser. Kitabın arka kapağında da yazıldığı gibi seksenden fazla büyük yazardan, şairden ve senaryo yazarından oluşan etkileyici bir külliyat. Kitapta eserleriyle iz bırakmış yazarların hayatlarının, aşklarının ve eserlerinin büyüleyici hikayelerine tanıklık ediyoruz. Kitaba “önsöz” yazan J. Naughtie; “Bu kitaptaki yazarların hiçbiri, ister gerçeği gözümüze sokan hikâye anlatıcıları olarak, ister muhteşem fanteziler ören kişiler olarak  ister öfkeli genç (ve yaşlı) kadınlar ve erkekler olarak el üstünde tutuluyor olsunlar, hiçbir zaman yok olmayacaklardır çünkü onlar bir şekilde, bir deha ışıltısıyla veya bir ömür boyu didinerek, okuyucularına asla ölmeyecek bir karakter veya bir trajedi, bir coşku anı veya inatçı bir soru bıraktılar” diyor… Kısaca “okunacak” diyorsanız bu kitap, estetik bir zevk alarak “seyredilecek” bir kitap diyorsanız bu kitap öncelikliler arasında yer alacaktır.

edebiyathaber.net (4 Ekim 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r