Masthead header

Joan Kim Erkan: “Bu ülkede yazmaya değecek çok fazla olağanüstü hikâye ve sözü edilmemiş gizli kahramanlar var.”

Söyleşi: Serkan Parlak

Joan Kim Erkan’la Delidolu etiketiyle okurla buluşan anı-biyografi kitabı “Kim Bu, Türkiye’de pek de sıradan olmayan bir yaşam” hakkında konuştuk.

Kim Hanım öncelikle kitabınızın adıyla başlayalım. “Kim Bu / Türkiye’de pek de sıradan olmayan bir yaşam” Geçmişiniz, anılarınız, duygularınız ve düşünceleriniz… Bu başlığın yaklaşık altmış yıllık Türkiye tarihi hikâyenizde neye karşılık geldiği meselesiyle başlayalım. Gerçekten yalın biçimde neler oldu bu altmış yılda ve geriye ne kaldı?

Kim Bu? ve Lady Who isimlerini kızım Rana Erkan seçti. Çocukluğumdan kalma bir lakap bu. Çocukluğumda hemen herkesin lakabı vardı ve benimki de Kim’di. Çünkü çok zayıftım ve okul oyunlarında hep erkek rollerine seçilirdim. Kim,  Rudyard Kipling karakterlerinden birinin ismidir.) Tabii adım Türkçe’de, “Kim?” sorusuna denk geldiği için sohbetlerde lakabımdan söz açılınca herkes gülümseyip tek kaşını kaldırarak tepki veriyor. Bu isim, kitabım için çok uygundu çünkü hem mizahi hem de oldukça naif bir şekilde, yabancı bir ülkede yaşama adapte olmanın zorluklarını anlatıyor ve benim bu yabancı ülkeyi benimseyiş hikâyemi ele alıyor. Geriye ne kaldı diye soruyorsunuz, geriye öncekilerden çok daha güzel günler kaldı diyebilirim.

Kendiniz hakkında yazmayı neden seçtiniz ya da neden kendinizden kurtulmayı deneyerek roman, öykü, şiir gibi kurmaca türlerde yazmayı seçmediniz?

Bu benim ilk kitabım. Başlangıç olarak biyografinin iyi bir seçim olduğunu düşündüm. Çocukken bir Noel zamanı bize günlük ve kalem hediye edilmişti. Ben de her akşam bu günlüğe düşüncelerimi yazardım. Bu, zamanla bir alışkanlık hâline geldi ve yazmak hayatımın bir parçası oldu; hâlâ da öyle. Türkiye hakkında makaleler yazdım, Londra’da yaşayan arkadaşlarım için Türkiye’de araştırmalar yaptım, Noel’de aile defterleri derledim ve birkaç ay Daily News’de çalıştım. Aynı zamanda eşim Aydın Osman Erkan’ın İngilizce orijinalinden Türkçe’ye çevrilen kitabı, Başımı Kafkasya’ya Çevir’in editini de üstlendim. Yazmak, hayatımın çok önemli bir parçası.

On yılı aşkın bir süredir devamlı değişen bir dünyada, sosyal ve özel koşulların sürekli yenilendiği bir düzende ve İstanbul’da sonu gelmeyen inşaat ve yapılanmaların arasında birçok insan çok yorgun düşmüş ve mutsuz hâlde. Onların dertlerini dinledikçe, kendi hikâyemi yazma fikri aklımda netleşti çünkü torunlarımın ve diğer herkesin, benim yabancı gelin olarak geldiğim Türkiye’yi görmesini ve hatırlamasını istedim. Bu eşsiz ve kendine has güzelliği, büyüleyici tarihi ve zengin arkeolojik geçmişi, beni bağrına basan samimi insanları, yıkıntıların ve tozlanmış sayfaların arasından çıkararak okura anlatmak istedim.   

Kronolojik bir mantıkla, dengeli biçimde düzenlenen bölüm başlıklarını nasıl belirlediniz, nasıl bir çalışma yöntemi uyguladınız ve baştan sona kitabınızın ortaya çıkış süreci nasıl gelişti?

Yaşar Kemal, “Başkaları için yazmıyorum, hatta kendim için de yazmıyorum, sadece yazıyorum,” demiş. Benim yaptığım da buydu. Ama Türkiye’de başka bir “yabancı” olan yazar ve öğretmen Roger Norman tarafından yönlendirildiğim için kendimi şanslı sayıyorum. Roger Norman ondan fazla kitapta imzası olan ve pek çok eseri Türkçe’ye çevrilmiş bir yazardır. Onu ziyaret ettiğimde zaman, tecrübe ve emeğini esirgemeden kitabımın taslağını okudu ve yerinde düzeltiler yaparak beni yüreklendirdi. 

Dışarıdan gözlem gibi duran mesafeli bakış açınız anılarınızdaki mizah, sevgi, merak ve kederle dengeleniyor, bunu nasıl başardınız?

Güçlü görsel hafızaya sahip bir optimistim ve bu sayede hayatımdaki iniş çıkışları neşeli kılmayı başardım diye düşünüyorum. Babamla her pazar günü Wales tepelerine doğru uzun bir yürüyüşe çıkardık. Yürüyüş boyunca bana doğanın tuhaf ama hayranlık uyandırıcı detaylarını gösterirdi; yamuk dalları olan ağaçları, hayvanların saklandığı kovukları ve çağlayarak akıntıya kapılan ırmakları… Bu yürüyüşler bende merak uyandırdı ve etrafıma farklı gözlerle bakmamı sağladı. Ayrıca vücut dili ve sese çok ilgi duyuyordum ki üniversitede de bunu okumayı seçtim. 

Anlatmadıklarınızı bir gün yazacak mısınız?

Harika bir soru; çocuklarım da hep bunu soruyor. Hayır, yazmayacağım ama yine Türkiye’deki sıradışı insanların hikâyelerini yazmak istiyorum. Bu ülkede yazmaya değecek çok fazla olağanüstü hikâye, hayret verici olay ve daha önce sözü edilmemiş gizli kahramanlar var. 

Uzun zaman çalıştıktan sonra nasıl bir hisle son noktayı koydunuz anı-biyografinize? Hatırlarken yeni şeyler keşfettiniz mi; duygu, düşünce dünyanıza metninizin ne gibi katkıları oldu?

Yazdığım olayların geçtiği zamanları aklımda tekrar canlandırdım ve duygusallaştırmadan ya da abartmadan yeniden yaşamayı denedim. Tek sorun, hikâyemi ne zaman, nasıl ve nerede bitireceğime karar vermekti; o kadar çok politik, sosyal ve şimdi pandemiyle beraber sağlık temelli değişim oluyor ki ufukta ne olduğunu görmek iyice zorlaştı. Bu yüzden aklımdaki geleceği hayal etmeye çalıştım; gelecek nesiller için umut, sevgi, sağlık ve daha yeşil bir dünya. Bunun üzerine kitabımı, torunum Selina’nın bitirmesini arzu ettim. Bunu müthiş ilham verici ve benim yapabileceğimden çok daha harika bir şekilde gerçekleştirdi. Kitabın sonundan çok memnunum. 

Zorlu ancak şifa verdiğini düşündüğüm bu özgün deneyiminizden hareketle biyografilerini yazmayı planlayan ancak bir türlü harekete geçemeyen okurlarınıza neler önerirsiniz? 

Yazmak katartik bir eylemdir, aklımızda kıpırtısız duran pek çok düşünce ve duyguyu yüzeye çıkartır. Nostalji, dünyadaki en güçlü itkilerden biri ve bazen gerçekliğin kendisinden daha sahici hissettirebiliyor. Hepimizin anlatacak bir hikâyesi var, hepimiz zorluklar yaşadık, acıyı da mutluluğu da, çaresizliği de hazzı da tattık. Sorunlar hayatımızın bir parçası ve esas önemli olan bu sorunları nasıl aştığımız. Umarım kitabım insanları yazmaya, günlük tutmaya veya aile bireylerini anlatan bir yeni yıl albümü derlemeye teşvik eder. 

edebiyathaber.net (28 Ocak 2021)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r