Masthead header

Gelen gideni aratmasın | Anıl Ceren Altunkanat

Güneş sabahtan beri yüzünü göstermedi. Ahmakıslatanla sağanak arasında kararsız yağmur cabası. Sokağa çıkma kısıtlaması var; sokağa çıkma kısıtlamasıyla birlikte keyfi bir kararla dayatılan alkol satışı yasağı var. Nereden baksanız beter bir gün.

2020’nin son günleri. Çevremdeki çoğu insan sırf bundan bir mutluluk ve umut çıkarmaya çalışıyor. Anlıyorum. Çok zor bir yıldı; hayatımız bilmediğimiz bir yönde değişime itildi. Yalnızlaştık, yakınlarımızı yitirdik, gözlerimiz endişenin ta kendisi oldu çıktı. Keyif aldığımız tek tük şeyden mahrum kaldık; geleceğe dair planlarımız başka nelerden mahrum kalabileceğimiz korkusuna indirgendi. “Ama güzel şeyler de oluyor,” klişesi sessizleşti (ki ben bundan çok memnunum), yerini “Dur bakalım,” aldı.

Durup bakıyoruz. Duruyoruz. Bakıyoruz.

Oysa en çok da böyle bir yıl bizi durup bakmanın ötesine itmeli, değil mi?

Yabana saygı göstermezsek, yabanı yaşatmazsak bizim de yaşayamayacağımızı şimdi çok daha iyi biliyor olmalıyız. Oysa hâlâ av ihaleleri açılıyor. Durup bakıyoruz.

Doğa bir rant ve talan alanı değil, bizim yuvamız, benliğimizin en derini; bu gezegen tek evimiz. Ama iklim krizi hâlâ şehir efsanesi sayılıyor, hâlâ doğal ve kültürel zenginliklerimiz barbarca betona gömülüyor. Durup bakıyoruz.

Hayvanlar vahşetimizi sergileyebileceğimiz, kendi acı ve ezilmişliğimizi üstlerinde dindirebileceğimiz kum torbaları değil. Hep söylerim: onlar bize bizden yakın kardeşimiz. Oysa hâlâ her gün yeni bir vahşet haberi geliyor; her gün birileri manzaraya karşı bir sigara yakar gibi hayvan katlediliyor. Hâlâ hayvana eziyetin suç kabul edilmesini bekliyoruz. Durup bakıyoruz.

Sadece bakmakla duramadığımız şeyler de var. Elbette. Neyse ki. Edebiyat dünyasında ortaya çıkan tacizlerin yarattığı dayanışma bunun en güzel örneği. Bu konuda yazacak, söylenecek çok şey var; çok şey yazıldı ve söylendi. Ben bu dayanışmanın kendi başına bir umut yeşertmeye yeterli olduğunu söyleyeyim, şimdilik bu kadarla kalsın.

2020’nin son günleri. İnsan zihni ister istemez bir döküm yapmaya yöneliyor; her şey sayılıp dökülürse daha anlaşılır olacakmış gibi. Listeler bir tür hesaplaşma sağlayıp bizi daha varsıl günlere götürecekmiş gibi. Tutunmaya çalıştığımız şeyler bunlar.

Ama esas tutunmamız gereken şeyi hiç akıldan çıkarmamalı: Doğayla, gezegenimizle, yani bizzat kendimizle, derinimizle yenilenen bağlardan güç alan bir umut. Yaratmamız gereken bu, yeşertmemiz gereken bu, tutunacak tek dalımız bu.

*

Bu yılın son yazısında size Ayrıksı Kitap’tan, Bige Turan Zourbakis çevirisiyle çıkan Martin Beck serisinden söz etmek istiyorum.

Maj Sjöwall ve Per Wahlöö kaleminden çıkan Martin Beck serisi, alanın klasiklerinden biri. Bununla beraber son derece kendine özgü yanları var. İlk olarak pırıl pırıl gerçekçiliği. Martin Beck bir kahraman değil, anti-kahraman olmaktan da bir o kadar uzak. Kafası çalışan, yol yordam bilen bir başkomiser. O kadar. Ne kaslarında, ne inadında abartılı bir yan var. İşini yapıyor, bürokrasiyle takışıyor, evine gidiyor. O kadar.

Oluk oluk akan kana, etten sökülen ete tanık olmuyoruz; gerilimin ve vahşetin sınırlarını bu şekilde zorlamıyor yazar çift, buna ihtiyaç duymuyor. Olaylar kendi seyri içinde akıyor – gerçek yaşamda nasılsa öyle. Sjöwall ve Wahlöö her tür abartıdan uzak kalmayı, aynı zamanda okuru metne bağlamayı büyük bir zarafetle başarıyor. Sizi uçlara itip sarsmadan metnin içine çekiyor –yalnızca kapıyı aralık bırakarak.

Bige Turan Zourbakis çok temiz bir Türkçeyle çevirmiş, hataya yer vermeyen bir editörel çalışma yapılmış; bu açıdan özellikle tebrik ediyorum emek verenleri.

Son olarak, Ayrıksı Kitap’ın her kitabın başına bir not koyduğunu da ekleyeyim. Bu, okurunu seçmek ve okurla iletişim kurmak yolunda çok incelikli bir yöntem. Ayıptır söylemesi, beni en başta böyle tavladılar.

*

Her beter gün bulutların ardına saklanan gün ışığını barındırır. Sürprizler, gülümsemeler, ufak dokunuşlar. Özlenen bir dostun sesini duymak, sevgilinin nedensiz ve apansız öpücüğü, kedinin kucakta guruldayışı, köpeğin tam da kalbin üstüne başını dayayışı… Beter günleri, beter yılları bir çırpıda harcamadan önce bunları anımsamak gerek. Yılı kapatmadan, onunla barışmak gerek.

Zira çok iyi biliyoruz: Gelen gideni aratır. Genellikle.

Hepinize gelenin gideni aratmadığı, sevgi ve umut dolu bir yıl dilerim.

Kaynak: Martin Beck, Maj Sjöwall ve Per Wahlöö, çeviren Bige Turan Zourbakis, Ayrıksı Kitap, Haziran 2020, İstanbul

Anıl Ceren Altunkanat – edebiyathaber.net (29 Aralık 2020)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r