Masthead header

İlk Kitap: Serhat Köroğlu | Mesut Örs

İlk Kitap söyleşilerimizin bu haftaki konuğu İthaki Yayınları’ndan çıkan “Bitmemiş Bir Cümlenin Noktasını Taşımak” isimli öykü kitabıyla Serhat Köroğlu.

“Olduğu yerden ve zamandan memnun olmayan karakterlerin çoğunlukta olduğunu söyleyebilirim.”

Kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz? Kitaplar hayatınıza nasıl girdi, “okur” olmaktan “yazar” olmaya giden yol nasıl başladı ve ilerledi?

Kitaplarla, okumayla ilgili en belirgin hatıralarımdan biri o zamanki evimizin o kimsenin gündelik hayatta girmediği ve evin diğer yerlerine göre fazlaca ışıltılı olan misafir odasında Steinbeck’in Fareler ve İnsanlar kitabını gözyaşları içinde okumamdır. Sanırım ortaokuldaydım. Yirmili yaşlarıma kadar kitaplarla mesafeli ancak temas ettiğimiz nadir anlarda da derinlikli bir ilişkim vardı. Okuduğum hikâyeler beni gerçeklikten koparmıyor aksine içinde olduğum gerçekliğin en belirgin parçaları oluyordu. Hatırlıyorum, Fareler ve İnsanlar kitabını okuduktan sonra kafamda oluşan Lennie’yi her yerde aradım. Sokakta, otobüste, kafede, parklarda Lennie’ye benzettiğim, bana Lennie’yi hatırlatan insanlara daha dikkatli baktım. Sanırım yazdığım hikâyelerdeki keder katmanının ilk cilasıydı bu. Yirmili yaşlarıma geldiğimdeyse o mesafe birdenbire yok oldu. İştahla okuduğum uzun bir dönem geçirdim. Okumak bir yerden sonra kapı aralamaya dönüştü. Bir hikâye bana henüz yazılmamış başka bir hikâyenin kapısını açıyordu ve bundan büyük keyif alıyordum. Zamanla o aralanan kapıları tabiri caizse kalemle açmaya çalıştım. Yazdıklarımın neye benzediğini bilmiyordum. Ama bir yerde bir hikâyenin beni beklediğine inanmak ve oraya ancak başka hikâyelerin açacağı yollarla gitmek düşüncesi bu işi keyifli bir oyuna dönüştürdü. Yani kısacası önüme serilen dünya edebiyatı benim için bir hazine haritasıydı artık. Halen bu eski, devasa ve karmaşık haritada o hazineyi arıyorum.

“Bitmemiş Bir Cümlenin Noktasını Taşımak” kitabının ortaya çıkış öyküsünü anlatabilir misiniz? Fikir nasıl doğdu, ismine nasıl karar verdiniz, yazma süreci nasıl gelişti, yazarken uyguladığınız belli rutinler veya ritüeller var mı?

Kitap benim için bir hayaldi. Evet öyküler bir yandan birikiyordu ve öylece bilgisayarda duruyorlardı. Şanslıydım aslında, dergiye gönderdiğim ilk öyküm yayımlandı ve bu yazma sürecinde beni çok yüreklendirdi. Başka başka insanların yazdığım öyküleri okuması fikri iyi hissettirdi. Çok sık olmasa da dergilerde öykülerim yayımlanmaya başladı. 2017 yılında Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülleri için ilk defa bir dosya hazırladım. Dosyam orada dikkate değer görülünce kitap fikri iyice belirginleşti. Bu öykülerin düzenlenmesinde Beşir Sevim’in yüreklendirici telkinlerinin etkisi çok büyüktür. Bitmemiş Bir Cümlenin Noktasını Taşımak öyküsü tüm bu öyküler içinde bana geniş olanaklar sunan ve kitaptaki diğer öykülere referans gösterebileceğim bir öykü. İlk soruda da bahsettiğim başka hikâyelerin yazılmamış olana kapı aralamasının bendeki en belirgin örneğidir. Kitaba adını vermesi de tüm öykülerin bütününü temsil ettiğini düşünmemden ileri geliyor.

Dosyayı bitirdikten sonra yayınevlerine ulaşma, başvuru ve dosyanın kabul edilmesi sürecinden bahsedebilir misiniz? Bu süreçte yaşadığınız zorluklar olduysa bunları nasıl aştınız?

Her şeyin hızla aktığı, hızla tüketildiği ve yetmediği bu çağda beklemek çok zor. Editörlerin üzerinde de çok ağır bir iş yükü olduğunu biliyorum. O yüzden yayınevi süreçleri çok uzayabiliyor. Bu beraberinde umutsuzluğu getiriyor. Zaman geçiyor ve hiçbir şey olmuyor. Hele ki yeni bir yazarsanız görünür olmanız çok daha zor. Dosyamla uzun bir süre bekledim. Yayınevlerine göndermedim çünkü o bekleyişe girmeye cesaret edemedim. Pandeminin ilk zamanları korku ve tedirginlik ordusunun bir mensubu olarak eve kapandığımda bir anlamda dosyamla da çok yüz göz oldum ve yayınevine göndermeye karar verdim. Çünkü artık tüm dünya neyi beklediğimizi bilmeden bekliyorduk. Beklerdim. Devrim Horlu dosyamı ilgiyle karşıladı ve hızlı bir dönüş yaptı. Emekleri için kendisine teşekkür ederim.

İlk kitap hem yazar, hem yayınevi açısından soru işaretleriyle dolu, heyecanlı bir başlangıçtır. Siz “ilk kitap” olgusuna nasıl bakıyorsunuz?

İlk kitap, tanımlanması çok zor bir yerde duruyor benim için. Kendine yer bulması niteliğinin yanında tesadüflerin ve zamanın elinde. Benzetilmek kaçınılmaz oluyor. Kendi yolunu kendi açıyor ya da açamıyor. Yazar için de yayınevi için de dokunulmaz bir yerde ilk kitap. Tüm bunların yanında heyecanı çok şahsına münhasır.

Kitabınızdan biraz bahsedebilir misiniz?

Kitap on yedi kısa öyküden oluşuyor. Olduğu yerden ve zamandan memnun olmayan karakterlerin çoğunlukta olduğunu söyleyebilirim. Vüsat Orhan Bener’in “yanlışlığın nerede olduğunu tam kestiremeden öleceğim gene de.” cümlesinin içinde gezen karakterler. Çokça Ankara.

Yeni çalışmalarınız var mı? Varsa, kısaca söz edebilir misiniz?

Bir yandan öyküler birikiyor. İlk kitabın başlattığı eğitici bir yön var. Kendinizi acımasızca eleştirmeye başlıyorsunuz ve eleştirdiğiniz yerleri düzeltmenin ancak ikinci kitapla mümkün olabileceğini düşünüyorsunuz. Muhtemelen bu devamında da böyle sürüp gidiyor. Heyecanlı ve güzel tarafı da bu sanırım.

Yazar adaylarına tavsiyeleriniz neler olur?

Yazının bir matematiği var ancak edebiyatın yok. Edebiyat formüllerine inanmasınlar. Yazmak ve okumak biricik şeyler.  

edebiyathaber.net (11 Ekim 2021)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r