Masthead header

Elçin Poyrazlar’a 6 soru | Can Öktemer

Fotoğraf: Vedat Arık

– En son okuduğunuz kitabın adı nedir?  İzlenimlerinizi öğrenebilir miyiz?

Okuma alışkanlığım tek bir kitap üzerinden ilerlemiyor. Aynı anda birkaç kitap okuyorum. Bu hafta örneğin Ray Bradbury’den Yazın Sanatı ve Yaratıcı Yazarlık (Zen in the Art of Writing) isimli kitabını veAnna Burns’ün2018 yılı Manbooker Ödülü’nü aldığı Milkman isimli romanını okuyorum. Bir de döne döne okuduğum başucu kitaplarım var. Onlar zamansız. Ursula Le Guin’in Zihinde bir Dalga (TheWave in the Mind) bunlardan biri.

Ayrıca 2019 yılı için sosyal medya üzerinden kadın yazarları okuma eylemine katılıyorum. Eylem çerçevesinde özellikle polisiye yazan kadınları okumaya çalışıyorum. Bu sene beni bu türde en çok etkileyen Robert Galbraith takma ismiyle polisiye yazan J.K.Rowling’in kitabı Lethal White oldu. Hem kurgu, hem anlatım hem de çözüm, kusursuz bir güven ve ustalıkla inşa edilmiş.

-Son okuduğunuz kitapta, en beğendiğiniz cümle ya da alıntı nedir?

Yazarlar hep başka yazarların nasıl ve neden yazdığını düşünür. Ray Bradbury bu konuda lezzetli tavsiyeler veriyor.

‘Sadece şu: eğer şevk, haz, aşk, eğlence olmadan yazıyorsanız, siz yarım bir yazarsınız’.

-Yeni bir kitaba başlamadan önce arkadaşınızdan mı tavsiye alırsınız, kitap eklerinden mi yararlanırsınız yoksa tamamen sezgilerinizle mi hareket edersiniz?

Hepsinden faydalanırım. Bir de sevdiğim yazarların ne okuduğuna bakarım. Ölü ya da diri fark etmez. Yazarı besleyen hayatın kendisi kadar kitaplardır. Bir yazarın başka bir yazarı neden okuduğunu ya da sevdiğini anlama çabası da var bunun içinde. O kitabın hangi cümlesi, bölümü, öykünün parçası benim sevdiğim yazarı etkilemiş diye merak ederim. İmkansız bir oyun olduğunun farkındayım elbette.

-Keşke bu kitabı ben yazsaydım dediğiniz bir kitap var mı?

Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sı ve Kafka’nın Dönüşüm’ü. Her ikisi de benim gözümde şaheserdir.

-Yazdıklarınızı ilk olarak ne zaman gün ışığına çıkardınız ve ilk kimlere okuttunuz?

İlk kitabımı birinci çocuğuma hamileyken ve annelik iznindeyken 33 yaşında yazmıştım. Kafkaesk bir atmosferde kara mizah denemesiydi. Dokuz gerçek-üstü öykünün sonunda kitabın kahramanları birleşip yazarı öldürüyordu. İlk kitabı hiç gün yüzüne çıkarmadım. Cumhuriyet gazetesinde beraber çalıştığım ve aklına güvendiğim bir editör arkadaşıma gönderdim sadece. Bana ‘Sende yazarlık kumaşı var. Sakın bırakma’ demişti. O kitap olmadı ama bir sonrakini başkalarına okutma ve yayınevlerine gönderme cesaretini buldum. İlk kitabım çekmeceden çıkar mı emin değilim ama dostumun o cümlesi benim önümü açtı.

-Belirli yazma alışkanlıklarınız var mı? Gürültülü bir yerde mi yoksa sessiz bir ortamda mı yazmaktan hoşlanırsınız?

Gürültülü ya da kalabalık bir yerde asla yazamam. Mümkünse bir mağaraya çekilmem gerekir. Ne ses, ne müzik, ne insan, ne de başka bir canlı. Tamamen yalnız olduğumu bilmeliyim. Hatta evde başka birisi varsa dahi tedirgin oluyorum. Öykünün tam beni içine aldığı anda birisi kapımı çalıp sihri bozacak diye korkuyorum.  En iyi çalışabildiğim saatler genellikle sabahları. Elbette planlama, kurmaca, okuma, düzeltme gibi farklı aşamalarda ihtiyacıma göre değiştiriyorum çalışma saatlerimi.

edebiyathaber.net (13 Aralık 2019)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r