Masthead header

İlk Kitap: Özgür Ağaoğlu | Mesut Örs

İlk kitap söyleşilerimizin bu haftaki konuğu Büyülüdağ Yayınevi’nden çıkan “Yine” isimli romanıyla Özgür Ağaoğlu.

“Hikâyemde bir döngüyü anlatmak istedim, o yüzden adı ‘YİNE’.”

Kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz? Kitaplar hayatınıza nasıl girdi, “okur” olmaktan “yazar” olmaya giden yol nasıl başladı ve ilerledi?

Tabii. 43 yaşındayım, Ankaralıyım, İstanbul’da yaşıyorum ve senaristlik yapıyorum. Kitaplar hayatıma çocukken girdi. İlk okuduğum kitap Stephen King’in “SİS”iydi. İdeal bir çocuk romanı değil taktir edersiniz ki ama beni büyülemişti. Yazma isteğim o günlerde doğdu. Önce, çoğu insan gibi berbat şiir denemeleri ve çalıntı öykülerle başladım. Daha sonra bu şiir denemeleri giderek daha az berbatlaşmaya, öykülerim de özgünleşmeye başladı. 19 yaşımda Ankara Üniversitesi, Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi, Tiyatro Bölümü, Dramatik Yazarlık Ana Sanat Dalını kazandım. Okuldan çıkınca da yazma serüvenim çeşitli dizi ve film senaryolarıyla devam etti.

Kitabınızın ortaya çıkış öyküsünü anlatabilir misiniz? Fikir nasıl doğdu, kitabın ismine nasıl karar verdiniz, yazma süreci nasıl gelişti, yazarken uyguladığınız belli rutinler veya ritüeller var mı?

Önce bir derdim vardı sonra bir fikrim oldu. Bu ikisi çiftleşince de ortaya roman çıktı. Bir yerde, yazarların ilk romanlarının hayatlarından fazlaca izler taşıdığını okumuştum. Sanırım benim fikrim de hayatımdan doğdu. Hikâyemde bir döngüyü anlatmak istedim, o yüzden adı “YİNE”. Sonunda başına dönen iyi niyetli bir isyan “YİNE”. Hep aynı koltukta yazmak ve hep aynı saatte başlamak dışında uyguladığım rutin ya da ritüel yok. Dikkatimi toplamak için sessiz bir ortam yeterli benim  için.

Dosyayı bitirdikten sonra yayınevlerine ulaşma, başvuru ve dosyanın kabul edilmesi sürecinden bahsedebilir misiniz? Bu süreçte yaşadığınız zorluklar olduysa bunları nasıl aştınız?

Romanımı 2019’da bitirdim. Bitirir bitirmez de işlerini sevdiğim yayınevlerine teker teker sundum. Aynı anda birden fazla yayınevine göndermenin etik olmayacağını düşündüğümden bu süreç biraz uzun sürdü. Yayınevlerinin yeni yazarlara bakış açısı, yeni yazarların yayınevlerine bakış açısı kadar “düşünceli” değil ne yazık ki. Bu süreçte türlü absürtlüklerle karşı karşıya kaldım. Bir yayınevinin kitabımı başka bir yeni yazara edit ettirme ve bana da o yazarın kitabını edit etme teklifine hala gülerim mesela. Çoğu sevdiğim yayınevi kitabı basıp basmama konusunda kararsız kaldı. Sonunda çoğunun kararı olumsuz oldu ama bu bana oldukça zaman kaybettirdi. Daha sonra bildiğiniz gibi araya pandemi girdi. Pandemiden sonra kağıt zamları da işimizi hiç kolaylaştırmadı. Ama bütün bunları yılmayarak aştım. Sonunda hikâyeme inanan bir editör ve yayınevi bulunca da sabrımın ödülünü aldım diyebilirim. 

Kitabınızdan biraz bahsedebilir misiniz? 

Romanları kısa özetlere indirgemenin anlaşılırlıklarını pek desteklemeyeceği kanısındayım ancak yine de deneyeyim. “YİNE”, hayatına son vermeye karar veren bir adamın bu eylemi gerçekleştirirken vurulması ve sahip olduğu tek ve son hakkın da elinden alınması sonucu kendinden yeni bir “ben” doğurması üzerine bir kara komedi. İnsanın kendini kaybettiğini sandığı anda kazanması, kazandığını sandığındaysa kaybetmesini, içimizde kaç “benlik” yaşayabilir sorusunu sorarak işlemeye çalışan ve bunu yaparken de şimdiki zaman ve birinci tekil şahıs kullanan anlamlı bir sayıklama.

Siz aynı zamanda bir senaristsiniz. Edebiyat ile sinemanın ilişkisi üzerine neler söylersiniz, bu ilişki size nasıl yansıyor?

Edebiyat ve sinemanın ilişkisi epeyce karışık bence. Uyarlandıklarında bambaşka bir iş olan romanlar olmakla beraber yaratıcısının kemiklerini sızlatan işler de mevcut. Buna hep Boris Vian’ın “Mezarlarınıza Tüküreceğim”in galasında kalp krizinden ölmesini örnek veririm. Ancak mesleki deformasyondan olsa gerek, ben hep yazarken sahne düşünüyorum. Bu hem benim işimi kolaylaştırıyor hem de yaratmak istediğim dünyayı okuyanın kafasında canlandırmasına yardımcı oluyor bence.

Yeni çalışmalarınız var mı? Varsa, kısaca söz edebilir misiniz? 

Şu an hali hazırda bir dizide çalıştığımdan yeni bir hikaye kurmaya pek vaktim olmuyor. Ama kafamda 1996 Ankara’sında geçen politik bir kadın-erkek çatışmasının tomurcukları açıyor. Umarım en kısa zamanda bilgisayarın başına oturabilirim.

Yazar adaylarına tavsiyeleriniz neler olur?

Önce yaşasın, sonra okusun en sonunda da yazsınlar. Ve asla yılmasınlar.

edebiyathaber.net (25 Nisan 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r