Masthead header

İlk Kitap: Çınar Ergin | Mesut Örs

İlk kitap söyleşilerimizin bu haftaki konuğu Bilgi Yayınevi’nden çıkan “İlhan, Mahir, David” isimli romanıyla Çınar Ergin.

“İlhan, Mahir, David, her şeyden önce, 19. Yüzyılın ortalarında geçen bir arkadaşlık hikâyesidir.”

Kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz? Kitaplar hayatınıza nasıl girdi, “okur” olmaktan “yazar” olmaya giden yol nasıl başladı ve ilerledi?

Çocukluğumda içimden geldiğince, kitap okumayı sevmişimdir. İçinden geldikçe okuma daha sonra gelişti, fırsat buldukça okumaya dönüştü. İnsanın istedikten sonra fırsatı yaratabileceğini de gördüm. Ancak dürüst olmak gerekirse, çok iyi bir kitap okuruyum hala diyemem. Bununla birlikte, ilgilendiğim konularda derinlemesine araştırma yapmak özellikle ilgimi çekiyor. İnternetin olmadığı çocukluk yıllarımda ansiklopedi veya almanak karıştırmaktan hoşlanırdım. Roman, öykü okuduğum kadar tarih ve araştırma kitapları okumayı da severim. Okuduklarımı gözümde canlandırmayı, sadece aktarılan hikâyeyi değil, hikâyenin geçtiği yeri, dönemi de anlamaya çalışmayı önemsiyorum. Yazarlık yolunda ilk kelimeleri bilgisayara dökmem de bu merakımın, aldığım notların, kafamdaki kurguların kalıcı kılınması için kendimle ilk iddialaşmamdı. Şimdi geriye baktığımda “yapabilirsin” diyen Çınar’ın kazanmasından, “bu işin devamını getiremeyeceksin sanırım” diyen Çınar’ın ise kaybetmesinden dolayı çok mutluyum.  

Kitabınızın ortaya çıkış öyküsünü anlatabilir misiniz? Fikir nasıl doğdu, ismine nasıl karar verdiniz, yazma süreci nasıl gelişti, yazarken uyguladığınız belli rutinler veya ritüeller var mı?

Kitabı yazmam oldukça uzun sürdü. Yoğun iş temposu içinde sabah erken veya gece geç saatlerde, ya da hafta sonları kaleme aldım. Bir rutin veya ritüel oluşturabilmeyi isterdim. Bunun çok faydalı olacağına inanıyorum. Ancak bu lüksüm olmadı.  İlhan, Mahir, David’i bu koşullarda, o vakit görevli olduğum Roma’da kaleme almaya başladım. Bundan 150 küsur yıl önce dahi olsa, hayatın, normalde kesişmeyecek yolları nasıl da doğaçlama birleştirebileceği fikrinden esinlendim. Bu süreci somut tarihi vakıalarla desteklemek heyecan vericiydi. Bunu daha da ileri götürerek, kurguyu gerçekler üstüne inşa etmekten hoşlandığımı gördüm. Kahramanların isimlerine karar vermem on dakikadan fazla sürmedi; tipleri, kişilikleri zaten kafamda oluşmuştu, buna bu ad yakışır dedim ve öyle de kaldı. 

Dosyayı bitirdikten sonra yayınevlerine ulaşma, başvuru ve dosyanın kabul edilmesi sürecinden bahsedebilir misiniz? Bu süreçte yaşadığınız zorluklar olduysa bunları nasıl aştınız?

Bence işin en sıkıntılı bölümü, yıllar süren bu çabanın görücüye çıktığı, yayınevi bulma aşaması. Dosyamın bilebildiğim tüm yayınevlerine yolladım. Bir ikisi gerekçesiz reddetti, bir ikisinden de “yayın ilkelerimizle uyuşmuyor” gibi nasıl yorumlayacağımı bilemediğim yanıtlar aldım. Umudumu yeşerten Bilgi Yayınevi oldu. Dosyamın ilk halinin uygun olmadığını belirttiler ama iyileştirilmesi için yapılması gereken kapsamlı çalışma hakkında gayet aydınlatıcı ve yapıcı tavsiyelerde bulundular. Bu değişiklikleri yapmam sekiz ay kadar sürdü. 2020 yılının Ağustos ayıydı, Bilgi Yayınevinin Editörü Sayın Biray Üstüner’den aldığım, Yayın Kurulunun kitabın yayınlanmasını kararlaştırdığına dair mesajıyla dünyalar benim oldu. İzleyen bir yıl olağan kontrol, redaksiyon ve basım ile geçti. Bilgi Yayınevi gibi seçkin bir kurumun 24 Ekim 2021 tarihinde, Ankara Kitap Fuarında imza günü için beni de davet etmiş olmasından dolayı da ayrıca çok onurlandım. Bana sağladıkları bu imkân ve tüm destekleri için Bilgi Yayınevine ve Biray Hanım’a tekrar teşekkür ederim.

İlk kitap hem yazar hem yayınevi açısından birlikte yeni bir yola çıkmaktır. Bazı yazarların en önemli eserleri ilk kitapları olmuştur. Siz “ilk kitap” olgusuna nasıl bakıyorsunuz?

Söylediğinize tamamen katılıyorum. İlk kitap, yazar ve yayınevi arasındaki işbirliğinin de ilk adımları. Bundan sonra yazarlık hayatım nasıl gelişir, bilmiyorum ama İlhan, Mahir, David’in kalbimdeki yeri her zaman ayrı olacaktır. Sanırım diğer yazarların da birçoğu böyle düşünüyordur. 

Kitabınızdan biraz bahsedebilir misiniz?

“İlhan, Mahir, David”, her şeyden önce, 19. Yüzyılın ortalarında geçen bir arkadaşlık hikâyesidir. Romanın kahramanları olan İlhan, Mahir ve David, Osmanlı İmparatorluğu’nda aynı yıl doğan ve normalde karşılaşma olasılıkları son derece azken Kırım Savaşı’nda tanışan yirmi altı yaşındaki üç gençtir. 

İlhan, İstanbullu bir deniz subayıdır. Batılı değerleri benimsemiş bir aileden gelmektedir. Mesleğinde başarılı, özel hayatında ise mutsuzdur. Tüm yurtseverliğine rağmen Kırım Savaşı’nın sonunda öğrendiği bir haber onu hızla depresyona itmiş, yeni bir arayışa sevk etmiştir. 

Mahir Adanalıdır. Etrafındakilerin uygun bulduğu bir evliliğin yükü altında ezilmekte, boşluk içinde hayatına anlam aramaktadır. Kırım Savaşı onun için bundan kaçış olmuş, ancak mutsuzluğuna çare olmamıştır. Zaman zaman gerçek ile hayali karıştırsa da belki de aralarında hayata en sıkı sarılmayı beceren de odur. 

David ise İzmir’den Musevi bir aileye mensuptur. Öğrenmeye meraklı, idealist ve sorgulayan bir kişidir. Ailesi ile ilişkileri iyi değildir. Olan ile olması gereken arasındaki farka daima isyan içindedir. David’in Kırım’a, savaşa gönderilmesi onun dışında herkes için uygun düşmüş, o da geçmişine dair defteri kapatmaya karar vermiştir. 

Roman, bu üç arkadaşın kayıpları ve hayal kırıkları nedeniyle doğup büyüdükleri diyarlardan ayrılarak çok uzaklarda, yeni bir hayat kurma ümidini ve bu yolda yaşadıklarını anlatmaktadır. Kırım Savaşı sonrasında üçü de boşlukta kalmıştır. Kiminin unutmak, kiminin kaçmak, kiminin ise bulmak istedikleri insanlar vardır. Böyle bir ruh hali içinde üç arkadaş, David’in telkinleriyle hayatlarında yeni bir başlangıç için Amerika’ya gitmeye karar vermiştir. Bununla birlikte, hiçbiri, Amerika’daki derin toplumsal, ekonomik ve siyasi ayrışmalar nedeniyle yaklaşan iç savaşı görememiştir. İlhan, Mahir ve David, deyim yerinde ise, yağmurdan kaçarken doluya tutulmuştur. Öte yandan, zorluk çekerken, hatta savaş içinde dahi hayatın güzelleşebileceğini görmüş; savaşta dostluğun, barışta yalnızlıktan önemli olduğunu hissetmişlerdir.

Romanın ilk bölümleri Amerika’ya gidişte yaşananlarla ilgilidir. Yolculuk boyunca, özellikle Hamburg ve daha sonra Londra’da yaşananlar ve bunların İlhan, Mahir ve David’in hayatına kattıkları işlenmiş; özellikle de Mahir ve David’in özel hayatına getirdikleri anlatılmıştır. Bu dönemde farklı çevrelerle kurdukları ilişkiler, her birinin kendi karakteri ve kişisel özellikleri ile hayatı kolaylaştırma çabaları ele alınmıştır. 

İlhan, Mahir ve David’in Amerika’ya gelişleri, iç savaşın başlamasından hem sonraki aylara rastlamaktadır. Esas gayeleri Amerika’da kendilerine huzurlu bir yaşam kurmak olan üç arkadaş, ilk aylarda aslen bu memleketten olmamaları nedeniyle savaşı kendi meseleleri olarak görmemektedir. Ancak, zaman içinde Amerika’yı yeni yurtları olarak görmeden burada yaşanamayacağını anlamışlardır. Bu nedenle üç arkadaş, Kırım Savaşı tecrübesinin sunduğu bir fırsattan da yararlanarak, gönüllü olmasalar da Birleşik Devletler ordusunda subay olarak tekrar silahaltına alınmıştır.  

Romanda savaş ve bununla bağlantılı somut olaylar, büyük ölçüde konunun tarihsel boyutuna sadık kalınarak kaleme alınmış, olaylar hakkında etraflı araştırma yapıldıktan sonra romana uyarlama yapılmıştır. Romanın sonunda, anlatımda ismi geçen ve öne çıkan gerçek olaylar ile kişiler hakkında, bunlar hakkında bilgi vermek amacıyla resimli künyeler mevcuttur. Tarihi şahsiyetlerin bazı diyalogları ise romanın akışına uygun olarak kurgulanmıştır. 

Romanda ayrıca, Amerika ile Türkiye (Osmanlı) arasında gerçekleşmiş veya yaşanmış olaylar ve gelişmelere, kurgu niteliğindeki bazı diyaloglar hariç, tarihsel doğruluğuna sadık kalınarak atıflarda bulunulmuştur. Roman, bu yaklaşımla başlangıcından yirmi beş yıl sonra, başladığı yer olan İstanbul’da, hatta başladığı mekânda son bulmaktadır.

Yeni çalışmalarınız var mı? Varsa, kısaca söz edebilir misiniz?

Yeni bir çalışmam var. Henüz daha çok başlardayım. Ayrıntıya girmek istemiyorum ama bunun da tarihsel olaylar üstüne inşa edilmiş bir kurgu olacağını belirtebilirim.  

Yazar adaylarına tavsiyeleriniz neler olur?

İlhan, Mahir, David için yayınevi bulma çabalarım sırasında Türkiye’de çok sayıda yazar adayının ilk kitaplarını bastırma gayretinde olduğunu öğrendim. Kısa bir süre öncesine kadar benim de dahil olduğum bu grubu uzun uzadıya tavsiyede bulunmak elbette haddim değildir. Ancak paylaşmak istediğim iki görüşüm var. Aşık Veysel’in dediği gibi, ince uzun bir yoldasınız. Sürecin aşamaları illa planladığınız gibi gitmeyebilir ama pes etmeyin. Altını çizmek istediğim ikinci husus da bu yola girmiş herkesin değerli bir şey yaratmak üzere çabaladıklarının farkında olmalarıdır. Kanaatimce yayınevi bulunması veya bulunmaması, kitabın az satması veya çok satması gibi ölçütler bu gerçeği değiştirmiyor. Dolayısıyla yazarlık için samimiyetle yoğun biçimde çalışan herkesin emekleriyle gurur duymalarını dilerim. 

edebiyathaber.net (28 Şubat 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r