Masthead header

Çınar Ergin’e 6 soru | Can Öktemer

En son okuduğunuz kitabın adı nedir? İzlenimlerinizi öğrenebilir miyiz?

Tıpkı bir filmi ikinci defa görmek gibi, ben de çok beğendiğim romanları birden fazla kez okuyabilirim. Son okuduğum roman da bunlardan biri. Casusluk romanlarının büyük ustası John le Carré’nin “Tinker, Tailor, Soldier, Spy” adlı romanı. Le Carré’nin roman ve karakterlerine yaklaşımı bence James Bond romanlarının yazarı Ian Fleming’in tam tersi. Bu da zaten sevdiğim bu tür romanlarda içeriği çok daha gerçekçi ve zevkli hale getiriyor. Karakterler, şatafatsız, iddiasız sıradan insanlar. Özellikle ana karakter George Smiley, James Bond’un tam tersi; özel hayatında mutsuz, renksiz ve sıradan birisi. Bu kişilerin ilişkileriyle bu denli heyecanlı ve takibi zevkli bir roman oluşturması ise sanırım yazarın en sevdiğim özelliği.

Son okuduğunuz kitapta, en beğendiğiniz cümle ya da alıntı nedir?

“Tinker, Tailor, Soldier, Spy” romanında George Smiley’den soğuk savaşın en gergin yıllarında İngiltere istihbarat teşkilatındaki üst düzey birkaç görevliden hangisinin hain olduğunu bulması isteniyor. Kitap şüphe üstüne kurulu, korunması gereken sır büyük ve hangi “dosttan” geleceği belli olmayan bir hayati tehlike var.  Nitekim kitaptaki “hayatta kalabilmek, sonsuz şüphe etme becerisidir” diye çevirebileceğimiz “survival is an infinite capacity for suspicion” alıntısını bu nedenle oldukça beğendim.

Yeni bir kitaba başlamadan önce arkadaşınızdan mı tavsiye alırsınız, kitap eklerinden mi yararlanırsınız yoksa tamamen sezgilerinizle mi hareket edersiniz?

Sanırım burada romanlardan bahsetmek gerek; o nedenle son dönemde sıklıkla okuduğum değerlendirme ve referans kitaplarını bu sorunun dışında tutuyorum. Bir kitap hakkında her yerden alacağım ön bilgiye değer veririm. Ancak sonuçta sanırım sezilerimin takdiri son sözü oluşturur. Bir kitabın iyi yazılıp yazılmadığı, başarılı bir çalışma olup olmadığı hususunda iddialı bir kanaat oluşturmanın haddim olmadığını düşünüyorum. Diğer taraftan o dönemde ilgimi çeken konular arasında bulunup bulunmadığı, ruh halime hitap edip etmeyeceği benim bilebileceğim bir şey ve kitap seçimimde de göz önünde tuttuğum temel ölçüttür.

Keşke bu kitabı ben yazsaydım dediğiniz bir kitap var mı?

Evet var. Ülkemizden mizah ağırlıklı çok sevdiğim üç kitabı için keşke ben yazsaydım diyebilirim. Bunlar Rıfat Ilgaz’dan “Hababam Sınıfı” ile Aziz Nesin’den “Gol Kralı” ve “Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz”. Yabancı yazarlardan ise içerik itibariyle durum farklı. Bu grupta George Orwell’in “Hayvan Çiftliği” ve William Golding’in “Sineklerin Efendisi” romanlarını belirtebilirim.

Yazdıklarınızı ilk olarak ne zaman gün ışığına çıkardınız ve ilk kimlere okuttunuz?

“İlhan, Mahir, David” benim ilk romanım ve tamamlamam oldukça uzun bir süre aldı. Romanımı zaten yoğun bir temposu olan mesleğime ayırmam gereken süreden kısarak yazmam sözkonusu olamazdı. Artık ne zaman imkân bulduysam; gece geç saatte, sabahları erkenden veya hafta sonları yazdım. Bununla birlikte, mümkün olan her anımda romana kafamda şekil verdim, bilgisayar başına geçtiğimde yazılacak malzeme çoğunlukla kafamda hazır oluyordu. Romanın varlığını bilen çok az sayıdaki kişi haricinde birçokları yazmaya başlamamdan yıllar sonra romandan haberdar oldu

Roman yazımıyla ilgili hiçbir eğitim almadım. Bu konuda hiçbir zaman herhangi bir yetenek veya başarı iddiasında da bulunmadım. Dolayısıyla böyle bir çalışma içinde olduğumu çok uzun bir süre önemli desteğini gördüğüm eşim Deniz dışında kimse bilmedi. Kendisine bu vesileyle bir kez daha teşekkür ediyorum. Burada iki kişinin daha ismini şükranla anmalıyım. İlki, kendisinin de üç romanı bulunan, arkadaşım ve meslektaşım Büyükelçi Fırat Sunel. Romanın ham halini ilk o okudu ve kendi tecrübesini benimle paylaşarak gayet isabetli tavsiyelerde bulundu. Adını anacağım diğer kişi de Bilgi Yayınevinin Türkçe Edebiyat Editörü Sayın Biray Üstüner; çalışmama inandı, destekledi ve eksiklikleri ile düzeltilmesi gereken bölümleri bana açıkça gösterdi. Sevgili Fırat ile Biray Hanıma da tekrar teşekkür ediyorum.

Belirli yazma alışkanlıklarınız var mı? Gürültülü bir yerde mi yoksa sessiz bir ortamda mı yazmaktan hoşlanırsınız?

İlhan, Mahir, David’i yazma sürecinde sanırım belli alışkanlıklar da geliştirdim. Ortamın çok sessiz olması falan gerekmiyor ama telefon sesi ve başka konularla müdahale olmamalı. Bir de sanırım hep aynı yerde yazmayı tercih ediyorum. Konu roman yazma olunca, tebdili mekân bende ferahlık yaratmıyor. Yanımda bir bardak çay veya kahve de varsa iş daha da zevkli hale geliyor. 

edebiyathaber.net (17 Eylül 2021)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r