Masthead header

İlk Kitap: Ceren Gündoğan | Mesut Örs

İlk kitap söyleşilerimizin bu haftaki konuğu Eksik Parça Yayınları’ndan çıkan Yaralı Rüzgar isimli romanıyla Ceren Gündoğan.

“Toplumsal travmaların birey üzerindeki etkisini ‘romanda sinema’ göstergeleriyle anlatmaya çalıştım.”

Kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz? Kitaplar hayatınıza nasıl girdi, “okur” olmaktan “yazar” olmaya giden yol nasıl başladı ve ilerledi?

1983 İstanbul doğumluyum, Gebze’nin Tavşanlı köyünde büyüdüm. Öğretmen ve memur çocuğuyum. Abimle birlikte, kütüphanesi güncellenen, anne- babamızın bize kitap, ansiklopedi seti hediye ettiği bir evde şekillendim. Doğduğum ev kitaplarındı, kitaplar çocukluk evimdi de ben onların hayatına girmiş oldum denebilir. Okur/yazar ayrımınınsa hangi noktada ortadan kalktığını anımsamıyorum. Okuma-yazmayı öğrendiğimde şiir de yazmaya başladım sanırım. İlkokuldayken yerel gazetede yayınlanmış çocuk şiirlerim, lisedeyken çeşitli dergilerde yayınlanmış öykü ve şiirlerim, defterler dolusu günlük, hatta çok ham olsalar da, “taslağının taslağının taslağı” iki roman, aile arşivimizde duruyor. Dolayısıyla yazmak, özel ve yaşamdan ayrı, estetize edilmiş bir durum değil de kendimi her durumda ifade ettiğim bir oluş haliydi. Yazarlıkla arama, daha aktif bir edim olan oyunculuk girince de tiyatro eğitimi aldım. Eski AKM’nin koridorlarında provadan oyuna koşturmak, sahne tozunu yutmak eşsiz mutluluklardı. Bir noktada yazar yanım bu duruma el koydu ve Kocaeli Üniversitesi GSF’nin Sahne Sanatları ve Dramatik Yazarlık bölümü yetenek sınavlarına girdim, bölümün ilk mezunlarındanım. Mezun olmadan bir yıl önce bir yapım şirketinde proje tasarım asistanı olarak çalışmaya başladım, dizi senaryo ekiplerinde senaristlik yaptım. Üç yıldır Ortaoyuncular Yayınları’nda editörlük yapıyorum ve +Gerçek’te tiyatro ve sinema üzerine yazıyorum. 

Kitabınızın ortaya çıkış öyküsünü anlatabilir misiniz? Fikir nasıl doğdu, kitabın ismine nasıl karar verdiniz, yazma süreci nasıl gelişti, yazarken uyguladığınız belli rutinler veya ritüeller var mı?

Yaralı Rüzgâr’ı yazmaya başlamadan önce, huzursuz bir ruh hâlinde olduğumu hatırlıyorum. Adlandıramadığımız duyguların bizi huzursuz etmesi gibi bir şeydi yaşadığım süreç. Kınalıada’da adayı tavaf ettiğim bir yürüyüş sırasında romanımın hikâyesi kendini zihnimde var etmeye başladı. Romanımın, görülmek ve duyulmak için beni seçtiğine inanıyorum. Bir şekilde kendini yazdırdı bana. Kitabın ismi, birkaç yeniden yazımdan sonra, son sesli okuma yaptığımda tıpkı romanın kendini yazdırması gibi, belirdi. İlk yazımda romanımın Dersim kırımı ile ilintisinden dolayı adı Uçaklar’dı. Teknik bir terim gibi algılanabileceği kaygısıyla ismini değiştirip Karadut’da karar kıldığımda da Karadut’un ne yaparsak yapalım Bedri Rahmi’nin enfes şiirinin tekelinde olduğunu anladım. Yaralı Rüzgâr, romanımı en iyi anlatan isim oldu sanırım. Yazarken ihtiyaç duyduğum tek şey dolmakalemimle defterim. Bilgisayarda yazdığımda da, müzik dinleyerek yazmayı seviyorum. Romanımı genellikle sabah 5 ile 7 arasında yazdım. Gündoğumu öncesinde, düştüğünü görmediğimiz cemreler gibi, mükemmel, mistik bir yağmayan yağmur var. O büyülü atmosfer yazarken çok destekledi beni.

Dosyayı bitirdikten sonra yayınevlerine ulaşma, başvuru ve dosyanın kabul edilmesi sürecinden bahsedebilir misiniz? Bu süreçte yaşadığınız zorluklar olduysa bunları nasıl aştınız?

Yayınevlerine ulaşma, cevap bekleme süreci o kadar yıldırıcı bir süreçti ki, yazmayı bırakmaya karar verdiğim de oldu. Bu küstürücü sürecin sonunda, ismini çok sevdiğim Eksik Parça Yayınları’ndan kitabımın basılacağı haberini aldığımda mutlu oldum. Zorlukları aşmak için özel olarak bir şey yapmadım, yayınevlerinin genel olarak yazara karşı pek özenli olmayan tutumu, henüz kitabı basılmamış bir yazar olarak benim aşabileceğim bir şey değildi. Eksik Parça Yayınları’nın yazara karşı nazik, duyarlı oluşu ve yazar keşfetmeye karşı radarları açık tutumu benim açımdan oldukça cesaret verici, Yaralı Rüzgâr açısındansa büyük şans diye düşünüyorum. 

Kitabınızdan biraz bahsedebilir misiniz?

Travmaların da diğer fiziksel hastalıklar gibi kuşaklar arası aktarımla etkisini gösterdiği önermesiyle Yaralı Rüzgâr’da, İstanbul’da büyümüş Dersimli bir genç kadınla, Ermeni bir yaşlı kadının İngiltere’deki karşılaşmaları ve dostlukları üzerinden, toplumsal travmaların birey üzerindeki etkisini “romanda sinema” göstergeleriyle anlatmaya çalıştım. 

“İlk kitap” hem yazar hem yayınevi açısından birlikte yeni bir yola çıkmanın heyecanını taşır. Bir yandan “acemilik işi” gibi görülürken bir yandan da kimi yazarların en önemli eserlerinin ilk kitapları olduğunu görürüz. Siz “ilk kitap” olgusuyla ilgili neler söylemek istersiniz?

İlk kitap bence bir şanstır. Acemilikle ustalığın iç içe geçtiği, yazmayı sürdürmek için gereken desteğin-görünmez elin yazarın sırtına değmesidir. 

Yeni çalışmalarınız var mı? Varsa, kısaca söz edebilir misiniz?

Yersiz yurtsuz olma hali ile ilgili bir hikâye ufaktan dönüyor zihnimde. Hikâye bana kendini daha açık sezdirsin diye film izliyor, kitap okuyor, imkânım oldukça seyahat ediyorum.  

Yazar adaylarına tavsiyeleriniz neler olur?

Gökyüzünü, yıldızları, ayı ve güneşi izlesinler. 

edebiyathaber.net (23 Mayıs 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r