Masthead header

Ilgım Veryeri Alaca’ya 4 soru | Mehmet Özçataloğlu

  1. Neden çocuklar için yazıyorsunuz? 

Çünkü bunu seviyorum. Ve tabii bu sorunun birden çok yanıtı var. Birkaçını sizinle paylaşmak isterim. Bir nedeni yazmayı sevmem ve çocuklar için yazmayı ayrıca anlamlı bulmam. Çocuklar için çalışmanın paha biçilmez bir çıktısı olduğunu düşünüyorum. Bir başka neden ise resimli kitapların çok özel bir format olması ve pek çok sanatı kendi içinde harmanlaması. Görseli ve metni, işitsel olan ile duyusal olanı, şiiri ve zamansal dizgeyi içinde barındırabilen bir sanat ve edebiyat eseri olmasından ötürü bu yapıt türü sentezlemeyi ve işbirliğini gerektiriyor. Bu konu çok boyutlu ve kitap sanatlarından tipografiye kadar çok fazla alanı kapsıyor. Özellikle çocuklara yönelik olan bu eser tipi benim kişisel ilgi alanlarımın (ör. özgün baskı, desen, kağıt sanatları, şiir gibi) bir kesişimi ve bu bakımdan iç içe geçmiş yazı ve resim, kağıt ve ses harika bir bütün sunabiliyor. Bu da eninde sonunda hem çocuklara hem de büyüklere hitap eden, ruhu besleyen bir yapıya sahip oluyor. Üstelik resimli kitaplar, insan yaşamında belki en eşsiz zaman dilimine sunulması açısından çok kıymetliler (Bu zaman dilimi insanın kendisi için de hatırlanan kıymetli anılarla yaşamaya devam ediyor.) Dünyaya yeni gelen bir kişinin sanatsal, edebi ve evrensel bir bakış açısına sahip olabilmesi, okuma alışkanlığı edinebilmesi için çocuk kitapları önemli birer mihenk taşı. Bu açıdan da sanat ve edebiyatın çocukluk çağında bir kişinin yaşamına girmesi ve bu alan için çalışmak muhteşem oluyor. 

  1. Okuduğunuz ilk çocuk kitabı hangisiydi? Sizde ne gibi izler bıraktı? 

Okumayı öğrenmeden önce bir dizi kitap bende merak ve ilgi uyandırdı. Hem hikâyeleri hem de görselleri hakkında titizlikle tercihlerim olduğunu ve beğenilerimi tarttığımı bile hatırlıyorum. İlk miydi bilmiyorum ama anneanneme tekrar tekrar okuttuğum tüm Heidi kitaplarını ezberlemiştim ve bu serinin bende ciddi bir iz bıraktığını düşünüyorum. Öncelikle Heidi karakterine çok yakın hissetmem onun hem hayalperest hem de yardımsever, canayakın karakteri, doğa ile iç içe yaşamı ve tabi ki maceraları her zaman hayallerimi süslerdi. Bir bulutun üzerinde düş kurduğunu gösteren resmine ise (kitabın başlangıcında, sonunda ve aralarda yer alan) dakikalarca bakmaktan çok zevk alırdım. Bölümler arası aktivite sayfalarını kendim doldurabilirdim. Bu kitabın resimlemesi de bana göre eşsizdi. Rengârenk ve pürüzsüz renkler, kaygan kuşe kâğıt mükemmel bir bakma deneyimi sunuyordu. Fareli Köyün Kavalcısı mesela beni etkilemiş ama çizimleri ile bir nebze daha soğuk bulduğum bir atmosfer sunmaktaydı. Dolayısıyla gerçekçi tonlamalar, fırça darbeleri, pastel tonlar genel olarak bana hitap etmiyordu. Yine de bu kitabın sanatsal bir resimlemesi olduğunu kabul ederdim ve çizerin ne çok emek verdiğini düşünürdüm. Küçük Prens, annemin bana okuduğu, önemli yerlerin altını çizdiğimiz ve üzerine sohbetler ettiğimiz bir kitap olmuştu. Onu da çok önemli sayıyorum. Tolstoy’un Erik Çekirdeği ise erken dönemden hatırladığım ve hikâyesinden çok etkilendiğim bir eserdi. Kısacası, okuduğum kitaplardan önce, babamın, dedemin, anneannem, annem ve halamın bana hediye aldığı, okuduğu kitaplar bende büyük bir neşe ve heyecan yaratıyordu. Onlarla bu kitapları incelemek de çok hoş bir duyguydu elbette.

  1. Bu kitabı keşke ben yazsaydım, dediğiniz bir kitap oldu mu? 

Tabi, eşsiz eserler var. Saymakla bitmez. Ama benim en çok etkilendiğim ve ben yazsaydım dediğim eserler sanırım sanatsal değeri yüksek, olabildiğince katmanlı ve parmak ısırtan tipten. Bu bağlamda Shaun Tan’ın eserlerinden Kayıp Şey, Asla Neden Diye Sorma, Uzak, Eric özellikle emek, düşünce ve yenilikçilik açısından heyecan verici bulduğum, basmakalıp resimli kitap olgusunu sorgulayan yapıtlarından ötürü benim için önemli. Uzak özellikle sanatçının yıllarca üzerine çalışması ve her detayı usanmadan oluşturması açısından bir maraton niteliğinde. Shaun Tan’ın kendi yaşamını, koleksiyonlarını, yaşanmışlıklarını bu eserlere bir nevi aktarması, sanat tarihinden esinlenmesi ve göndermeler yapması, hem de çok katmanlı işler olmaları benim ilgimi çekiyor. Belki her defasında olmasa bile, pek çok kez okuduğumda yeni bir şey bulabiliyorum. Bu kitapların baştan aşağı tüm ayrıntısına kadar düşünülmüş olması, orada burada ufak tefek sürprizlerle bezeli olması çok güzel. Shaun Tan’ın bu kitapları hazırlarken ne denli özendiğini anlamak zor değil. Benzer şekilde, biz de okurken ne denli zevk ile bu çalışmayı incelediğimizi düşünecek olursak şüphesiz en azından kendi adıma eşsiz bir okuma deneyimi yaşayabiliyorum. Eric mesela Kayıp Şey veya Uzak kitabının aksine ufak tefek daha yalın bir anlatıya sahip. Eve gelen bir misafir öğrenci aslında Eric ama hikâye sonunda bundan çok daha fazlasını edinmekteyiz. Genel anlamda bu ismini andığım kitaplar beni düşündürüyor ve yapıta karşı büyük bir saygı ve sevgi duymamı sağlıyor.

İkinci olarak aklıma gelen isim ise ATAK. Atak benim resimsel olan ile resimli kitap arasında gelip gidebilmemi destekliyor. Eserlerin her sayfası bir tablo gibi. Renkler bir cümbüş, alan katmanlı. Bu bağlamda yüzey içinde dolaşmamıza izin veren tam bir renk bahçesi. Bahçe (Der Garten) çiçekler dolu bir bahçede gezmenin verdiği duyusal deneyimlere adeta bizi yaklaştırmak istiyor. Çocuklar ve büyükler için kıymetli ve coşkulu bir deneyim sunduğunu düşündüğüm Atak, aynı zamanda hem komik ve oyuncu hem de felsefi vurgular yaparak bize yine hayal kurarken düşünebileceğimiz bir zemin hazırlıyor. Tepe Taklak Dünya (TopsyTurvy World) mesela empati üzerine iyi bir kitap derdim. Ama çok da ilginç bir yöntem ile basmakalıp düşünce yapımızı kullanarak üretilmiş. Benim yerimde olsaydın ne yapardın der gibi… Kapakta mesela aslan, aslan terbiyecisi ile yer değiştirmekte. Hemen şaşırıyoruz ve kitabın sonunda belki de kendi basmakalıp algımızı sorguluyoruz.

Kubbe’nin Müzesi de eşsiz. Hem çizimleri çok sade ve şirin, hem de renk tercihleri çok yalın ama etkili. Bu kitapta Kütük Çocuk’un ormandan topladığı çalı çırpı ve daha birçok türlü ufak obje ile sonunda bir müze kurması, ardından bir katalog hazırlaması ve en sonunda ise sanat eseri üretmesi söz konusu. Bu açıdan bakıldığında, çevreye dikkat etme, toplama, fiziksel dünya ile düşünme ve en sonunda sanatın oluşumuna giden yollara dair ipucu verilmesi çok önemli. Üstelik sanat eseri ile uzay, sonsuzluk arasında bir ilişki de kurulmuş durumda en son sayfada… Çocuğun yer yer anneannesi ile diyaloğu da çok güzel. Gördüğünüz gibi ben bu kitapları keşke yazsam derdim. Ve sonra da acaba onları hangi yayın evi basmak isterdi diye de sormaktan kendimi alamazdım.

  1. Çocuklara yönelik kitaplardan en son hangisini okudunuz? Kitapla ilgili düşüncelerinizi kısaca belirtebilir misiniz? 

Açıkçası birbirine paralel olarak birçok kitap ve araştırmayı okumaktayım, şimdi cevap verirken güzel bir kitabı unutmaktan çekindim ama ilk aklıma gelenleri paylaşayım. Şu aralar okuduğum ve gerçekten beğendiğim bir iki kitaptan örnek vereyim.

Peter Wohlleben’in kitabı öncelikle hem çocuk hem de büyükler için çok ilginç pek çok sıradışı bilgi içeriyor. Bu bilgileri öylesine ilginç başlıklar ile sunmuş ki, bu da beni çok etkiledi. Çünkü kurgudışı kitaplar bazen o kadar sıkıcı olabiliyor ki, onları okumak çok da sürükleyici olmayabiliyor. Oysa Wohlleben’in kitabındaki ara başlıklara bakın, “Hayvanlar da okula gider mi?”, “Ağaçları ne hasta eder?” veya “Ağaçlar yazın terler mi?”.  Kendisi de ormancılık alanında yıllarca çalışıp çocuklar için bir “orman akademisi” kurmuş olmasından olmalı ki, hem çok bilgili hem de bu bilgiyi çocuklara nasıl sunacağını çok iyi biliyor. Ayrıca, çok iyi bir editörlük desteği aldığını da düşünmeden edemedim. Çünkü yazarın hem büyüklere “Ağaçların Gizli Yaşamı” kitabını hem de çocuklara yönelik kitaplar yazdığını düşününce aslında uzman bir ekip ile işbirliği yaptığını öngördüm. Buna ek olarak da, farklı uzmanlıkları olan kişilere iyi bir editörlük verilerek ne harika kitaplar oluşturulabilir diye düşünmeme de neden oldu bu kitap. Tema ve Kitap Kurdu’na bu kitabı Türkçeye kazandırdıkları için teşekkürler.

Çocuk, Köstebek, Tilki ve At ise öncelikle çini mürekkebi desenleri ile beni görür görmez kendisine çekti. Bu klasik sanat, her ne kadar yüzyıllardır kaligrafiden sumi fırça ile resimlemeye kadar aşina olduğumuz desenler yaratsa da, yine bu sayfalarda hikâyeyi canlandırmakta müthiş bir iz bırakmakta. Fırçanın spontane hareketlerini adeta bembeyaz sayfa üzerinde, o ferah bırakılmış negatif alanlarda mükemmel bir biçimde seyredebiliyoruz. Bu da görsellerin sadece işaret etmek için değil de yaşamak için de ne denli etkili olduklarını bir kez daha düşündürdü bana. Burada adeta bir animasyon veya performans seyredermişçesine, fırçanın izlerini seyretmeye doyamadım. El yazısı ise bambaşka. Hafif renklenen bazı sayfalar ile siyah beyazın monotonluğundan kurtularak gözlerimizi adeta suluboya ile şenlendiriyoruz. Tabi özellikle büyükler için daha derin düşüncelere dalmaya neden olabilecek edebi çıkarımlar, cümleler ise bu kitabı harika bir okumaya çevirdi benim için ve bir iki arkadaşıma hediye almayı bile planladım. 30,000 adet basılması da cabası. Keşke pek çok kitap da 2000 değil 30,000 basılsa dedim.

Günlerden bir Gün ise hem renkleri hem de sade ama vurucu desenleri ve şiirsel anlatımı ile çok hoşuma gitti. Bu kitap üstelik biraz açık uçlu anlatımı ile yine klasik bir çocuk kitabından çok daha macera dolu bir okumaya bizi davet etmekte. Kayısı renkleri, yeşil, kırmızı ve beyaz… Müthiş bir rahatlık içinde çizilmiş adeta doğaçlama gibi beliren sayfalar… Bir kelimenin saklanıp sürekli yankılandığı bir dağ, trenle gezen bir ıslık… Binlerce kitabın yayınlandığı günümüzde aslında bu tarz bize farklı bir duyum, şiirsel bir dil sunan ve diğerlerinden farklı olduğunu hissettiren yapıtlar ile karşılaşmak o kadar da kolay değil. O yüzden bu kitapları okuduğum için çok mutluyum. Çok yeni çıkan Gökçe Gökçeer ve Uğur Altun’un yeni kitabı ile Tülin Kozikoğlu’nun Kafacanları da merak ediyorum.

edebiyathaber.net (9 Mart 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r