
Faruk İncioğlu, Tuhaflıklar’da anı, öykü ve deneme arasında dolaşırken yalnızlık, zaman, ölüm, aidiyet ve insanın kendisiyle kurduğu ilişkiye bakıyor. Alden Yayınları tarafından yayımlanan kitap, gündelik hayatın içinden varoluşun temel sorularına uzanan anlatıları bir araya getiriyor.
Hayatın bazı anlarını belirli bir yere yerleştirmek kolay değildir. Yaşanmıştır ama zaman geçtikçe düşe benzemeye başlar; hatırlanır ama her hatırlayışta yeniden kurulmuş gibidir. Bazen bir oda, bir sokak, çocukluktan kalmış bir görüntü ya da beklenmedik bir karşılaşma insanın belleğinde yıllarca taşınır. Faruk İncioğlu’nun Tuhaflıklar’ında bir araya getirdiği metinler de büyük ölçüde bu belirsiz bölgede hareket ediyor.
İncioğlu, kitabın daha başında anlatılarının sınırlarını kesin çizgilerle belirlemekten kaçınıyor. Tuhaflıklar bu nedenle klasik anlamda bir öykü kitabı olmadığı gibi bütünüyle denemelerden de oluşmuyor. Anılar, iç konuşmalar, gözlemler ve düşünceler zaman zaman kurmacaya yaklaşırken kimi zaman kişisel bir yaşantının aktarımına dönüşüyor. Kitabın adındaki “tuhaflık” da yalnızca olağandışı olayları değil, insanın yaşadıklarına dönüp baktığında hissettiği yabancılığı düşündürüyor.
“Bir Tuhaf Yaşam” karanlık bir odada, zaman duygusunun giderek silindiği bir kapatılma deneyimiyle açılıyor. Saatin bilinmediği, dışarıyla ilişkinin neredeyse ortadan kalktığı bu yerde anlatıcının dikkati önce en temel ihtiyaçlara, ardından kendi zihnine yöneliyor. Birkaç bisküvi, çikolata ya da sigara birdenbire gündelik hayattakinden çok daha büyük anlamlar kazanıyor. Sahip olmak, yoksunluk, özgürlük ve alışkanlık üzerine sorular böylece somut bir deneyimin içinden doğuyor. Dış dünya daraldıkça anlatıcının kendi içine yönelmesi, kitabın başka bölümlerinde de karşılaşacağımız temel hareketlerden biri hâline geliyor.
“Bir Tuhaf Gün”de ise sisin örttüğü şehir, alışılmış gerçekliği kısa süreliğine değiştiriyor. Apartmanların, sokakların ve tanıdık işaretlerin görünmez hâle gelmesiyle anlatıcı kendi mahallesinde başka bir dünyaya adım atmış gibi hissediyor. Yürüyüş giderek ölüm, hiçlik, çocukluk ve varoluş üzerine bir iç konuşmaya dönüşüyor. Sis kalkıp şehir yeniden görünmeye başladığında tuhaflığın kaynağının yalnızca dışarıdaki manzara olmadığı da belirginleşiyor: Değişen biraz da dünyaya bakan zihnin kendisi.
Kitap boyunca oda, pencere, gece, yol ve gökyüzü gibi mekân ve imgeler tekrar tekrar karşımıza çıkıyor. “Bir Tuhaf Oda”da kalabalık bir salon, anlatıcının geçmişiyle bugünü arasında gidip geldiği bir bekleme alanına dönüşüyor. Çocukluğun sessizliği, ilk karne, aşklar ve ölüm düşüncesi aynı zihinsel akış içinde birbirine bağlanıyor. Anlatıcının kendisini odanın bir köşesinde konumlandırması ise dışarıdaki hayatı seyretme ve ona bütünüyle karışamama hâlinin bir karşılığı olarak okunabilir.
Tuhaflıklar’ın daha somut bir toplumsal deneyime açıldığı bölümlerinden biri “Bir Tuhaf Okul”. İşsizlik ve çıkışsızlık duygusuyla başlayan anlatı, uzak bir köyde ücretli öğretmenlik deneyimine uzanıyor. Dokuz öğrencili, sobalı bir okul; bulunamayan ders kitapları, ağır kış koşulları, köy yaşamı ve öğrencilerle kurulan ilişki anlatının merkezine yerleşiyor. Okulun temizlenmesi, kitapların temin edilmesi, çocuklara okuma yazma öğretilmesi ve bahçeye ağaç dikilmesi gibi ayrıntılar, başlangıçtaki amaçsızlık duygusunun yavaş yavaş yerini hayata yeniden katılmaya bırakmasını sağlıyor.
Bu bölümün akılda kalan unsurlarından biri de Eleni. Anlatıcının okul çevresinde bulup sahiplendiği yavru köpek kısa zamanda hem öğretmenin hem öğrencilerin hayatının parçası oluyor. Ancak anlatıcının köy dışında olduğu bir sırada başıboş sanılarak götürülmesi ve bütün aramalara rağmen bulunamaması, hikâyedeki yalnızlık duygusunu yeniden derinleştiriyor. Büyük olaylardan çok küçük kayıpların insan belleğinde bıraktığı izin anlatılması, kitabın genel duyarlılığıyla da örtüşüyor.
İncioğlu’nun anlatılarında geçmiş çoğu zaman düzenli bir kronolojiyle geri dönmüyor. Bir ses, eşya, koku, oda ya da manzara belleğin kapısını açabiliyor. Çocuklukla yetişkinlik, şimdiyle geçmiş, gerçeklikle hayal birbirinin içine giriyor. Bu nedenle Tuhaflıklar’ı birbirinden bağımsız metinlerin toplamından çok, aynı zihnin farklı zamanlarda kendisine ve dünyaya yönelttiği soruların parçaları olarak okumak mümkün.
Yalnızlık bu parçaları birbirine bağlayan güçlü duygulardan biri. “Bir Tuhaf Yaşlılık”ta yaşlanma ve kayıplarla, “Bir Tuhaf Adalet”te kapatılma ve adalet duygusuyla, “Bir Tuhaf Gece”de korku ve belirsizlikle başka biçimlere bürünüyor. “Bir Tuhaf Matematik”te insan yaşamı artılarla eksiler arasında hareket eden bir sayı doğrusu üzerinden düşünülürken kitabın sonlarına doğru anlatılar giderek kısalıyor ve yoğunlaşıyor.
“Bir Tuhaf An”da esaret, özlem, pişmanlık, dua ve umut birkaç kısa parça içinde yan yana geliyor. Kitabın kapanışındaki “Bir Tuhaf Son” ise anlatıcının bu kez kendi sözcükleriyle, okuma ve yazma isteğiyle kurduğu ilişkinin aşınmasına yöneliyor. Böylece kitabın başından beri farklı görünümler altında karşımıza çıkan yabancılaşma, sonunda insanın kendisine ve dile yabancılaşmasına kadar varıyor.
Tuhaflıklar’ın belirgin özelliklerinden biri, anlatıcının okur karşısında kusursuz ve tamamlanmış bir benlik kurmaya çalışmaması. Kararsızlıklar, çelişkiler, pişmanlıklar, korkular ve cevabı bulunamayan sorular metnin dışında bırakılmıyor; tersine anlatının malzemesine dönüşüyor. İncioğlu çoğu zaman bir sorunun cevabına ulaşmaktan çok, o sorunun çevresinde düşünmeyi tercih ediyor.
Kitabın “tuhaf” dediği şey de belki burada anlam kazanıyor. Olağanüstü olandan ziyade, sıradan hayatın içinde ansızın beliren ve insanı kendi varlığı üzerine düşünmeye zorlayan küçük kırılmalar bunlar. Bir pencerenin önünde beklemek, sisli bir sokakta yürümek, sobanın başında geçmişi hatırlamak, uzak bir köy okulunda çocuklarla karşılaşmak ya da gecenin sessizliğinde zamanı düşünmek…
Faruk İncioğlu’nun Tuhaflıklar’ı bütün bu parçaları insanın kendisine dönüp bakma çabasında buluşturuyor. Kesin cevaplardan çok soruların, büyük hükümlerden çok yaşanmışlığın izini sürüyor. Ve insanın en yakından tanıdığını düşündüğü şeyin —kendi hayatının— zamanın içinden dönüp bakıldığında ne kadar yabancı, hatta ne kadar tuhaf görünebildiğini hatırlatıyor.
Tuhaflıklar
Faruk İncioğlu
Alden Yayınları
İkinci Baskı: Ağustos 2026
ISBN: 978-625-92483-7-0


















