Hasan Özsan: “İyi ki şarkılar var, iyi ki aşklar var, iyi ki edebiyat var.”

Mart 18, 2024

Hasan Özsan: “İyi ki şarkılar var, iyi ki aşklar var, iyi ki edebiyat var.”

Söyleşi: Aslı Kemal Gürbey

Hasan Özsan, 1948 yılında Eskişehir’de dünyaya gelmiştir. Devlet Tiyatrolarınca; Romantik İhtiyar, Feryad-ı Mansur/Son Uykusuz Gece adlı iki oyunu kabul edilmiştir. Altın Kitaplar Yayınevi etiketiyle Uyanın Artık Delikanlı Oldunuz, Gençler Yaşamınızda Başkaları Da Var adlı iki gelişim kitabı, E Kitapevi tarafından basılmış olan Suyuna Eğri Ağaçlar romanı bulunmaktadır. Yazarla, Kalan Yayınları’ndan yeni çıkan “Aslında Bütün Kuşlar Kardeştir” isimli eseri hakkında keyifli bir söyleşi yaptık.

 “Merhaba Hasan Bey. “Aslında Bütün Kuşlar Kardeştir isimli yeni eseriniz hayırlı olsun.  Henüz sizinle tanışmamış olan okurlar için kendinizi tanıtır mısınız?

İnsanlık tarihinde  “başkaldırı yılı” olarak anılan 1968 kuşağındanım. Bizim kuşak ideallerin içinden geldi. Bu idealler içinde piştik, olgunlaştık. Dünyayı tüm sömürülerden, talanlardan, kötülüklerden, çirkinliklerden, pisliklerden;  yokluktan, yoksunluktan uzak tutmayı amaçlayarak, gençliğin ve edindiğimiz ideallerin cesaretiyle ülkemizi ve dünyayı yokluktan ve yoksunluktan uzak, ne varsa hep beraber paylaşmak ve dünyayı insanca yaşanır bir hâle getirebilmek için, hep beraber insanca ve özgürce yaşayabilmek için ortaya atıldık. Özgürlükten yanaydık; hak, hukuk, adalet, insanca yaşam diyorduk, fırsat eşitliği istiyorduk, temiz bir çevre arzuluyorduk. Önce kendi ülkemizin coğrafyasına, insanına aşık olduk. Başka ülkelerin kültürlerine açıldık. Sanatın her dalına ilgi duyduk. Barış dedik, aşk dedik, insanca yaşanabilir dünya dedik, fırsat eşitliği dedik, sömürüye ve talana karşı tek silahımız olan cesaretimizle diklendik. Yüreğimiz bütün heyecanlara açıktı; coşkuluyduk, amansız iyi niyetliydik. Özgürlüğün amansız tutkusuna gözü kara kaptırmıştık kendimizi, peşi sıra sürüklenmiştik. Bu yüzden asiydik, hırçındık, asabiydik, ataktık; ama, aşklarda ve sevgilerde uysaldık, duygusaldık, yumuşaktık.  Kitap sayfalarında kayboluyorduk; şiirler yazıp, türküler söylüyor, halaylar çekiyorduk. Değişim diyorduk. Bu aşkla işçilerle bir olup  kutsanmış bir devrim ateşi yakmıştık.
Bu yüzden bizden korktular. Hem de çok korktular. Tanklarla, tüfeklerle hoyratça dağıttılar, insafsızca kırdılar, acımasızca ezdiler bizi. Aslında dayanaksızdık, yalnızdık.  Hep beraber insanca, özgür ve hakça yaşamak istememizin bedeli bazılarımız için çok daha ağır oldu. Bu gün ideallerimizin ötelerine savrulduğumuzun farkındayım. Nedeni dediğim gibi işte kör olası yalnızlığımız… Bazen, kötümserlik değil asla, ama bir karamsarlık basar beni.
Biliyorum, inadına yaşama tutunmak gerek aslında. Bu yüzden kendimizden uzaklaşamadık. Bu yüzden hâlâ insanların birbirlerini sevmesini istiyoruz, bu yüzden barış diyoruz; bu yüzden yokluğa, yoksunluğa, talana, sömürüye, kötülüğe, çirkinliğe, pisliğe karşıyız; bunun için özgürlüğümüze amansızca düşkünüz hâlâ… İyi ki şarkılar var, iyi ki aşklar var, iyi ki edebiyat var!

Edebiyat geniş bir mecra. Bu mecrada roman yazarları, şairler, denemeciler, öykü yazarları gibi birbirinden farklı aktörler var. Başkaca eserleriniz de var ancak ben sizi son kitabınızla birlikte tanıdım. Ne kadar yazar var ise o kadar edebiyat tanımı olduğunu düşünenlerdenim. Herkesin kendine göre bir edebiyat görüşünün olması edebiyatın ne kadar zengin bir saha olduğunu gösteriyor. Merak ettiğim şu: Hasan Özsan edebiyatı nasıl tanımlıyor?

Nazım Hikmet, “Kuvâyi Milliye Destanı-Üçüncü Bap”ında Karadenizli insanlarımızı “konuşmayı şehvetle seven insanlar” olarak niteler. Aslında Anadolu halkının tanımıdır bu.  Anlatım gücü sağlam bir kültür mirasına sahibiz. O masallar, destanlar, efsaneler, şiirler, türküler, ninniler, ata sözleri, deyimler  bu anlatım gücü sonucu ortaya çıkmış. Diyeceğim, edebiyatı bir anlatım gücü olarak görüyorum. Sözcüklerin şehvetle kullanıldığı bir yazım alanı…

Farz edin ki bir imza günündesiniz. Genç bir okurunuz ayağa kalkıp size “Türkiye’nin 2. Yüzyılına edebiyatta toplumculuk mu, bireycilik mi daha fazla yarar sağlar” diye bir soru sorsa siz nerede yer alırsınız?

Bu konu bir dönem çok tartışılırdı. Hatırlıyorum, okullarda “sanat sanat için midir, toplum için midir” diye münazaralar yapılırdı. Güdümlü ve sloganı olan her tür söylemden rahatsız olmuşumdur.
Tek ölçütüm vardır: Özgürlük!.. Özgürce yapılmayan hiç bir iş insanlığın yararına olmaz. Hele sanat!..
İster toplum için yapın, ister birey için. Sanatın her türü özgürce yapılmalı.  Toplumsal özgürlüğün olmadığı yerde bireysel özgürlük kimsenin işine yaramaz. Sanat ister bireycilik adına, ister toplumculuk adına yapılmış olsun, sonucu zaten toplumsal olacaktır. Ama o gence söyleyeceğim şu olurdu: Bu kaygı o kadar da önemli değil. İster toplumcu, ister bireyci edebiyat yapın; yeter ki yapın!..

TÜYAP’ta ismini ilk kez duyduğum bazı yazarların kitaplarını aldım. Bir heyecanla okudum. Bazıları oldukça etki bıraktı bende. Bazılarında ise bu etkiyi göremedim. Bende bıraktıkları his sanki edebi eser değil de yazı okumuşum gibiydi. Hiçbir yazarın düşmek istemeyeceği bir durumdur bu. Ne oluyor da edebi eserler, yazılara dönüşüyor?

TÜYAP’ta stand açmış olan o yayınevlerinin sorumlu olduğuna inanıyorum. Bastıkları kitaplarda seçici olmaları gerekir. İnsanların kendi imzalarıyla kitap çıkarma heveslerini anlayışla karşılıyorum.
Ama hevesle yazar olunmuyor.  Geçenlerde bir kitap geçti elime.  Osmanlı döneminde görev yapmış yabancı bir büyükelçinin anılarını yazdığı kitaptı bu. Daha ilk sayfalarında kitabın translate google ile çevirerek kopyala, yapıştır yapılmış olduğunu dehşet içinde gördüm.  Sanıyorum, kitabın çevirmeni olarak adı geçen kişi o yabancı dili bilmiyordu. Biliyor olsaydı, en azından, düzelterek yayına hazırlardı.
Ne yazık çoğu yayınevi bilinen çıkar nedenleriyle kitap basımında seçici ve özenli değil. Bu tutumları Türk edebiyatına, Türk yazınına zarar veriyor. Yayınevleri bu tutumlarında ısrarlı olurlarsa neden oldukları hasarlar kalıcı olacaktır.

 
Kitabınıza dönersek Aslında Bütün Kuşlar Kardeştir 110 sayfalık uzun bir öykü kitabı. Çok sürükleyici bir eser olduğuna hiç kuşku yok. Okurların da eseri okuduğunda bana hak vereceklerini düşünüyorum. Çalışmayı çok başarılı bulduğumu itiraf edeyim. Usta işi bu çalışmanın tasarım ve yazım aşamalarında yüzleştiğiniz zorlukları, aştığınız engelleri merak ediyorum.

Sokak hayvanları denilince aklımıza kedi ve köpekler gelir. Oysa sokak hayvanları kapsamı içine kuşları da sokmak gerekir.  Hadi gelin bunu genelleştirip sokak hayvanları yerine  “Şehrin hayvanları” diyelim. Hayvanların yaşam alanları daralmaya başlayınca hayvanlarla daha iç içe olmaya başladık. Şehirlerde insanlarla uyum içinde yaşayan kuş türleri ve sayısı giderek artıyor. Şehir içlerinde daha görünür oldular. Diğer yandan güvercinler, kargalar her yerdeler. Kıyı şehirlerimizde işgalci durumda olan martılar denizden koparak şehrin içlerine yerleşiyorlar. Kuşlar davranışlarını birbirlerinden görerek geliştirirler. Birbirlerine bakarak yeni beceriler edinirler. Birbirlerine bakarak şehir içlerinde, insanlara yakın yaşamayı tercih eden martıların sayısı her yıl daha da artıyor.  Çünkü beslenme, barınma kolaycılığını keşfettiler… Bu davranış biçimini domuz, ayı gibi memeli yaban hayvanlarında da görür olduk. Böylece insanların yiyecek artıklarının bağımlısı olup çıkıyorlar. Sanıyorum bu durum önümüzdeki yıllarda kronik bir şehir sorunu olarak gündeme gelmeye başlayacaktır. 1976 yılında Ankara Sebze ve Meyve Hâli’nde martıları ilk kez görünce çok şaşırmıştım. Onları içim ezilerek izlemiştim. Köklerinden koparak denizi olmayan yabancı bir coğrafyada  yaşamaları beni çok etkilemişti. Çünkü biz İnsanlar için “ben kimim?” sorusu çok önemlidir. Nereden geldiğimizi, köklerimizi merak ederiz. Çünkü kim olduğumuzu bilmek  yaşamımızı anlamlı kılar ve soyumuzun devamlılığını sağlar.  Bu devamlılığı ırk anlamında söylemiyorum, kültürel anlamında söylüyorum. Bu müthiş bir meraktır, var olmayı sağlayan bir meraktır. Benim (Eskişehirli olmam nedeniyle) Tatar, Boşnak, Pomak, Çerkez, Kürt, Ermeni arkadaşlarım oldu.  Bu arkadaşlarımın içinde çocuklarına kendi ana dillerini öğretenlere rastlamadım. Harman oldukları geleneklere, göreneklere kısacası kültürlere göre büyütmediler çocuklarını; öğretmediler. Bu yüzden çoğu etnik grup ve azınlığın dil ve kültürü bu kadim Anadolu topraklarında yok olup gidiyor. Böyle giderse ölü dillere, bitik kültürlere dönüşecekler.
Denizlerden uzaklaşan martıları da böyle bir akibet bekliyor. Martılıklarını kaybedecekler.
Bu yüzden bilimsel olmasa da sosyolojik araştırmalar yapmam gerekti, kuşlar dünyasını inceledim, çöplükleri gezdim. Bu defa kitabın genç yetişkinler tarafından nasıl karşılanacağı, nasıl algılanacağı kaygısına düştüm.  Onların düşüncelerini, duygularını aldım. Beni şaşırtan eleştirilerde, önerilerde bulundular. Yazdıklarımı yeniden gözden geçirmem gerekti. Bu gibi kaygı ve çabalar nedeniyle yazma sürecim uzun sürdü ve yorucu oldu. Sonuçta sevabıyla, günahıyla bu kitap ortaya çıktı.

Başkası ne der bilemem ama bana göreAslında Bütün Kuşlar Kardeştir Hasan Özsan’ın Türk edebiyatına getirdiği bir lezzet. Hasan Özsan’ın bu lezzeti çok uzun bir yoldan getirdiğine hiç kuşkum yok. Neler söyleyeceğinizi merak ediyorum.

Türk edebiyatında bir yerim olması bana onur verir. Aslında benim yaşımda olan her insan deneyimlerini, birikimlerini, anılarını uzun süren yolculukları sırasında edinmişlerdir. Ülkemizin yok olmanın eşiğinden kurtarılıp bugüne kadar süren çalkantılı, yorucu ve bu o kadar da onurlu 100 yıllık macerasının dörtte üçüne yaşayarak tanıklık ettiler.  Bu yüzden hiç biri boş adamlar değildirler. Ben de onlardan biriyim… Hakkımdaki düşüncelerinize teşekkür ederim…  

Eserde Asi isimli martının kendini keşfetmesi ve amacı uğruna yüzleştiği bir dünya zorluğu ve aştığı onlarca engeli çok yalın bir dille anlatmışsınız. Bana göre bu eser başucu bir kişisel gelişim kitabı olmayı hak ediyor. Böyle nitelikli çalışmaları nadiren görüyoruz. Genç yazarlara ışık olacak önemli birikimlerinizin olduğunu ve bunları gençlerle paylaşmanızın da ülkemiz edebiyatına katkısının olacağını düşünüyorum. Yazarlık yolunda olan gençlere tavsiye ve önerileriniz neler olurdu?

Birinci kuralın altını çiziyorum. Bu kural sadece iyi yazar olmak isteyenler için değil, iletişim halinde olan tüm gençler içindir. Birinci kural Türkçeyi doğru kullanmaktır. İyi bir yazar olmak için kişinin dil eğitimi almış olması gerekir. Elbette beraberinde noktalama işaretlerinin kullanımını ve yazım (imlâ) kurallarını öğrenmesi gerekiyor.  Doğru anlatım, doğru anlama becerisi edinmenin başka yolu yoktur. 
Her gün kitap okumak gerekiyor.  Roman, öykü, masal, efsane, destan, şiir, deneme, söyleşi, anı ve seyahat gibi değişik yazım türlerinden okunmadık kitap bırakmamalı. Okunup bitirildikten sonra yazarın kitabı nasıl kurguladığını, kitaba nasıl başladığı, nasıl geliştirdiği, nasıl sonuçlandırdığı üzerine düşünülmeli. Analiz yapılmaya çalışılmalı. Sanatın her dalıyla ilgilenilmeli ve sanattan kopmamalı.
İyi bir gözlemci olmalı, toplumun yapısını bir sosyolog gibi çözümlemeye çalışmalı. Mutlaka yazma denemeleri yapılmalı. Hem de her gün. Sabırla ve ara vermeden değişik türlerde yazmaya çalışılmalı.
Kısacası, okumaktan ve yazmaktan vazgeçmemeli.  

Eserlerinizi okuyanların size hayranlık duyması kadar sizin de okuduğunuz eserlerden başka yazarlara hayranlık duymanız olağandır. Hayranlığınızı kazanan ve takdirle andığınız, 10 yazar ve eser önerecek olsaydınız bunlar neler olurdu?

Yeri gelmişken bir öz eleştirede bulunayım. Son dönem yazarlarımızı gereği gibi  izleyemiyorum. Bunun için bir anı bekliyorum. Sanki, o an gelince yeni kuşak yazarları dolu dizgin okumaya başlayacağım gibi geliyor bana. Umarım ölmeden o an gelir. Yazar ve yazım alanı bereketli olan bir kuşaktan geliyorum. Bu yüzden seçim yapmak çok zor. Şöyle bir sıralama yapabilirim:

– Nazım Hikmet – Memleketimden İnsan Manzaraları
– Yaşar Kemal –  Akçasaz’ın Ağaları
– Orhan Kemal – Baba Evi
– Ahmet Hamdi –  Tanpınar Saatleri Ayarlama Enstitüsü
– Yusuf Atılgan – Aylak Adam     
– Sabahattin Ali –  Kürk Mantolu Madonna
– Mehmet Rauf – Eylül
– Peyami Safa – Yalnızız 
– Bilge Karasu-  Öteki Metinler
–  Sait Faik Abasıyanık – Büyüyen Eller

‘Aslında Bütün Kuşlar Kardeştir’i okuyanların eseri beğeneceğini hatta yakınlarına tavsiye edeceğine kuşku duymadan inanıyorum. Okur talepkârdır, denir. Bu eseri okuyanların da sizden yeni eserler bekleyeceğini tahmin ediyorum. Okurlar sizden yeni eser beklesinler mi?

Şu anda elimde yayınlanmaya hazır bir dosya var. Sonrasında edebiyat tadında bir yemek kitabı ve ardımda kalsın diye bir de şiir kitabı…

Kitabınız hayırlı olsun, okuru bol olsun.

Yorum yapın