Masthead header

Haruki Murakami: Maraton koşar gibi yazmak | Nuran Durmaz

Koşmak Hakkında Konuşurken Aslında Neden Bahsediyorum

Haruki Murakami, her bir romanını ve az sayıdaki öykülerini büyük bir heyecanla ve keyifle okuduğum bir yazar. İlk defa bir anı kitabını okudum. Asıl işi yazmak olan bir kimse, koşu tecrübesini anlatırken aslında neden bahsedebilir?

Murakami, koşmaya nasıl başladığını, neden koştuğunu, uzun soluklu koşunun ona neler hissettirdiğini anlatırken, bir taraftan da kendi yazma tecrübesini ve ilerleyen yaşın zorluklarıyla başa çıkma çabalarını dile getirmiş bu kitapta. Yazar, 1982 yılında caz barını satıp sadece yazmakla uğraşmaya başladığı sıralarda, beden zindeliğini korumak için iyi bir yol olarak koşmayı seçmiş. Sonra da anlaşılan hızını pek alamamış. Koştuğu maratonları, çifte maratonu, koşu öncesi hazırlıklarını, sonrasında neler hissettiğini bazen eğlenceli bazen de hüzünlü bir dille anlatıyor kitapta.

Onun romanları da aynı dokuyla işlenmiyor mu çoğu zaman? İnceden inceye eğlenirken, dalga dalga hüzünlenir, arada bir iç çeker, sonra kelimelerinin büyüsünde kaybolursun. Kısa ve net cümlelerle, basit benzetmelerle nasıl da hoş bir anlatımı vardır. Üzerinde günlerce konuşmak isteyeceğim bu konuyu bir tarafta bırakacak olursak, bu anı kitabında gerçekten ne anlatıyor Murakami?

Yazmak yalnızlaştırır mı?

Murakami, yazarlık ile maraton koşmanın paralelliğinden bahsederken, her iki faaliyetin de içten gelen bir motivasyonla beslendiğini, dışarıdan bir onay beklemediğini söylüyor. Yazdıklarının, kendi standartlarını karşılayıp karşılamadığı çok önemli onun için. Kaç adet sattığı, hangi ödülleri kazandığı, ne gibi eleştriler aldığının ise hiçbir önemi yok.

Yazar bunu söylemekle birlikte, sadece kendi içsel dürtüleriyle beslenen yazma hevesinin bir yerde anlaşılma ihtiyacı ile ilgili olduğunu da itiraf etmekten çekinmiyor. Bu ihtiyaca set çekmek, onu yok saymak, bir yazar için ne derece mümkün? Bu yılki Nobel edebiyat ödülüne aday olan Murakami’nin, bu prestijli ödülü hiç önemsemediğini düşünebilir miyiz? Bir yazarın en büyük ikilemlerinden biri olsa gerek bu konu. Kendisi, bu sıkıntıyla nasıl başa çıkmaya çalıştığını şu şekilde anlatıyor.

İnsanlar birbirinden çok farklı değer yargılarına ve dolayısıyla çok büyük fikir ayrılıklarına sahip. Bu durum, bir yazarın iyi anlaşılmasını zorlaştırır. Yanlış anlaşılmak ve eleştirilmek ise hiç kimse için hoş değil, aksine oldukça acı verici bir tecrübe. Yaşım ilerledikçe bu tür acının yaşamın doğal bir parçası olduğunu gördüm. Benim farklı yazabilmem ancak diğer insanlardan farklı olmamla mümkün. Ancak bu sayede sadece benim olan hikayeler yazabiliyorum. Bunun kaçınılmaz sonucu olan yalnızlık ve yalnızlaşmanın getirdiği duygusal acı, bağımsız olabilmek için ödenmesi gereken bir bedel. Bir yazar için yalnızlık ne kadar istenen ve peşinde koşulan bir durum olsa da, bir taraftan insanın kalbini yiyip tüketebilir.

Yazar, koşarken kendi limitlerini zorlamasının nedenlerinden birinin yalnızlığıyla başa çıkma çabası olduğunu düşünüyor.

Nasıl Yazar Olunur?

Murakami’ye göre yetenek çok önemli. Ne büyük bir yazma heyecanı ile işe girişsen de, tüm enerjini ve çabanı ortaya koysan da, edebi yeteneğin yoksa yazar olmayı unut. Ona göre bu anlamda yetenek, gereklilikten öte bir ön koşul. Üstelik yetenek kendi çizgisini belirliyor, onu artırmak ya da azaltmak sana bağlı değil.

İkinci önemli konu, tüm yeteneğini yazdığına odaklayabilmek. Murakami her sabah erken (dört gibi erken, yani aslında gecenin bir vakti) kalkıp üç dört saat yazıyor. Romanını bitirene kadar disiplininden pek ödün vermiyor. Altı ay, bir yıl veya iki yıl boyunca her gün aynı konuya odaklanabilmek ciddi ölçüde enerji ve sabır gerektiriyor. Her gün mutlaka masaya oturabilmesinin sırlarından biri, o gün yazacaklarını tüketmeden masadan kalkmak ve hala yazmak istediklerini ertesi güne bırakmak.

Yazmak, zihinsel işçilik, bir romanı bitirebilmek ise daha çok el işçiliği, diyor yazar. Masa başında oturup zihnini bir konuya odaklamak, hiç yoktan bir şeyler hayal etmek, bir hikaye yaratmak, o hikayeyi anlatacak doğru kelimeleri seçmek, tüm bunları yaparken hikayenin akışını kontrol altında tutmak, enerji seviyesini uzun süre yüksek tutabilmeyi gerektiren, pek çok insanın hayal edebileceğinden çok daha zor bir iş.

Yetenekli yazarlar bu süreci diğerlerinden çok daha rahat yaşayabilir. Genç ve yetenekli bir yazarsanız kanatlanıp uçar gibi yazabilirsiniz. Hatta öyle yazarlar vardır ki ilerleyen yaşlarında bile yeteneği azalmaz. (Burada Shakespeare, Balzac, Dickens gibilerini örnek veriyor). Ama efsaneler efsanedir. Her yazarın onlar gibi olması mümkün değil. Yazarların çoğunluğu (Murakami bu sınıfa kendisini de dahil ediyor) yeteneklerindeki eksikliği ya da azalmayı telafi etmenin bir yolunu bulmak zorunda.

Burada yazar tekrar koşmak ile yazmak arasında paralellik kuruyor. Kendimi ne kadar zorlayabilirim? Ne kadar dinlenmem gerekir? Ne kadar çok, çok fazladır? Bir şeyi ne kadar ileri götürdüğümde hala seviyeli ve istikrarlı olabilirim? Yeteneklerime nereye kadar güvenebilirim ve nereden sonra artık kendimi sorgulamam gerekir?

Murakami için bedenine iyi bakmak, yazmak için gerekli. Çünkü insan zihnini, bedeni kontrol ediyor. Ya da tam tersi. Zihin bedenin yapısını belirliyor. Sonuçta zihin ve beden birbirini etkiliyor. Her durumda, beden zindeliği, zihin zindeliği için gerekli.

Diğer taraftan, yazmak aynı zamanda sağlıksız bir faaliyet Murakami’ye göre. Yazmaya, hikaye yaratmaya başladığında tüm insanlığın derininde yatan bir çeşit toksin bir şekilde yüzeye çıkar. Bütün yazarlar zaman zaman bu toksinle yüzleşir, zararlarının farkına varır ve onunla başa çıkmanın bir yolunu bulur. Toksine yaklaşmadığınız sürece gerçek anlamda yaratıcı yazarlıktan söz etmek mümkün değildir. O zaman bedenin bu toksinle başa çıkabilmesi için bağışıklık sistemini güçlendirmesi gerekir. Sağlıksız bir işle uğraşabilmek için sağlıklı bir bedene sahip olmak zorunludur. Sağlıksız ruhun sağlıklı bedene ihtiyacı olduğu gibi.

Bence de, Murakami’nin kendine çok iyi bakması şart. Bedenini çok da fazla zorlamasın. Daha uzun yıllar güzel romanlar yazmaya devam etsin. Yeni eserlerini heyecanla bekleyen o kadar çok insan var ki.

Nuran Durmaz – edebiyathaber.net (12 Ekim 2012)

  • özlem - 12/10/2012 - 12:10

    Acaba bu anı kitabının ismi neden söylenmemiş?cevaplakapat

  • Nuran Durmaz - 13/10/2012 - 11:45

    Kitabın adı yazının başlığıyla aynı. “Koşmak Hakkında Konuşurken Aslında Neden Bahsediyorum.” Henüz Türkcesi yayınlanmadı diye biliyorum. İngilizcesi “What I talk about when I talk about running.” adıyla mevcut.cevaplakapat

  • ilkin abdulla - 15/01/2014 - 13:21

    Kitap yayinlandi
    Dogan kitaptacevaplakapat

  • Zuhal Demirarslan - 16/10/2014 - 01:02

    Kitabın türkçe ismi “koşmasaydım yazamazdım”.. doğan kitaptan çıktı. Ben de Murakami ile ilgili bu yazımda bu kitaptan bahsetmiştim.. http://www.edebiyathaber.net/ressamlara-ilham-veren-bir-yazar-murakami-zuhal-demirarslan/cevaplakapat

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r