Masthead header

Gerçeküstü hikâyelerle örülü bir roman: “Portekiz’in Yüce Dağları” | Didem Görkay

Portekiz’i üç ana bölümde işleyen Yann Martel’in bu yapıları birleştirmede kullandığı başarılı teknik, bu tekniği destekleyen şiirsel dil ve bu dile eşlik eden betimleyici unsurlar romanı okunmayı her anlamda hak eden bir başyapıt seviyesine yükseltiyor.

Bir otopsi, bir şempanze, bir otomobil, bir İsa figürü, bir çocuk ölüsü ve daha çok bir’den oluşan, gerçek-düş yolunda ilerleyen ve bütün bunlara eşlik eden karmaşık olaylar silsilesiyle iç içe geçen uçsuz bucaksız kırsal… Portekiz’in Yüce Dağları, 2002 yılında dünyanın en prestijli edebiyat ödüllerinden Man Booker ödülünü kazanan ve 2012’de filme uyarlanan Pi’nin Yaşamı’nın beğenilen yazarı Yann Martel’den keder üzerine gerçeküstü hikâyelerle örülü bir roman. Portekiz’de 1904,1938 ve 1981 yıllarında geçen, üç farklı fakat bazı olaylar ve sembollerle birbirine bağlanan hikâyelerden oluşan yine çok güçlü bir inanç ve kendini keşif hikâyesi. Yazarın olağanüstü başarılı hikâye anlatıcılığıyla, okuru geçen yüzyılın Portekiz’inde ve insan ruhunun derinliklerinde incelik, mizah, keder ve sonsuz sürprizlerle dolu bir yol macerasına çıkarıyor. 

Dini, mitolojik, tarihsel, coğrafi, kültürel ve sosyolojik yapıyı oluşturan öbür bütün bileşenleri oluşturan parçaların kullanımı bu metni, salt bir roman kimliğinden çıkarıp metinlerarası bir bileşkeye dönüştürüyor. Döngüsel, sıkı metin içi göndermeleri olan bir dönüşüm bu. İsa peygamberin kurguda kullanımı, inançlara yönelik öteki içerikler Martel’in kitabını yaratırken beslendiği kaynakların çeşitliliğini gösteriyor ve bütün bunlar romanın katmanlı, derinlikli ve geniş bir düzlemden beslenen kurgusuna zemin hazırlıyor. Birbirine pamuk ipliğiyle bağlı gibi görünen olay anlatımları sürdükçe işin iç yüzü, okuyucuyu sarsan bir yapı biçiminde açığa çıkıyor. Öncelikle bir yolculuk, peşi sıra korkunç bir olay ve bayrağı teslim alan bir karakter… 

Portekiz’in Yüce Dağları’nı oluşturan üç ana eksenin ilkinde bir keşişe ait, tarihsel değeri de bulunan bir günlükte anlatılan haçı bulmak için yola çıkan karakter Tomas’ı tanıyoruz, umudunu yitirdiği anda haçı buluyor. Haçı bulmadan önce neden olduğu olay hem romanın hem de tarihsel akışın yönünü değiştirecek güçte. Bu güce romanın ikinci bölümünde tanık oluyoruz. İlk bölümde ortaya çıkan otomobilin mekanik yönüne ek olarak belki de o coğrafyada ilk kez görülmesinden kaynaklanan ikircikli tutum, okuru şaşırtabilecek ve kimi yerlerde ürkütebilecek anlatımlar içeriyor.

Romanın birinci ve ikinci bölümleri arasında herhangi bir bağ yokmuş gibi görünüyor ancak bu durum üçüncü bölümde yerini muazzam bir örüntüye bırakıyor. Kutsal metinlerle kurulan derinlikli ilişki ve yer yer diel gelen yazınsal eleştiri romanın dilsel açıdan katmanlılığını ve geçişkenliğini sağlıyor. Dilin değişen, dönüşen canlı bir yapıya sahip olduğunu ve tarihsel süreçle birlikte değişimler yaşadığının göstergesi bu durum aynı zamanda. Derin yapıda görünür olan birey-toplum ilişkisi, romanın sosyolojik yönünü beslerken, kölelik tarihine ait parçalar romanın tarihsel bağlamını güçlendiriyor.

Romanın ikinci bölümünde yer alan ve gerçekdışı olarak algılanabilecek olan otopsi  anlatımı, ölünün “içinden” çıkan eşyalar, adeta büyüleyici bir etki yaratıyor. İçerik ve dilin bu özgün birleşimi yazarın yaratıcılığının doruklar noktalarından. Sanrılar, sayıklamalar, bedensel refleksler ve felsefi kayışlar kurmacanın temel unsurlarının başarıyla hayata geçirildiğini gösteriyor. İlk bölümün sonlarında ölen küçük çocuğa romanın ikinci bölümünde yakılan ağıt, romanı halk edebiyatı ürünlerindeki dilsel yapıya yakınlaştırıyor. Ağıtların varlığı okuru sarsıyor. Romanın son bölümündeki başkarakterlerden biri olan şempanzeye ilişkin gözlemler, ayrıntılar, şempanzenin insanlara karşı tutumu ve köpeklerle olan iletişim biçimi okurun düşselliğini her anlamda besleyecek güçte.  

Portekiz’in Yüce Dağlları; özgün yönleri, derin bağları, zihin açan bileşkeleri ve İberya gergedanının görüldüğü ana denk gelen ölümle, belki yine yazarın bize kurguda yarattığı bir düş anına karşılık geliyor. Roman bittiğinde zihnimizi saran yoğun görüntüler aracılığıyla Martel’in gerçek bir başyapıt ürettiğine her anlamda tanıklık ediyoruz. 

Kaynak: Portekiz’in Yüce Dağları, Yann Martel, Eksik Parça Yayınları, Çeviren: Güniz Galay, 2020, 312s. 

edebiyathaber.net (2 Haziran 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r