Gece ile Trapezcileri | Tarhan Gürhan

Ekim 19, 2026

Gece ile Trapezcileri | Tarhan Gürhan

“Gece varsa, trapezcileri de vardır.” M.E.E.G.

Murat Şahin Öcal’ın ilk öykü kitabı “Gece Trapezcileri” elimde. İlk kitap başlama vuruşu gibidir. İlk oluşuna bakmayın epey dinlenmiş, süzülmüş öyküler.

Minimalist, sıcacık, buğulu trapezciler…

Uzun zamandır özlediğim güzellikte bir kitap. Kendini kandırmayan, sahici bir yazar Murat Şahin Öcal. Kendine ve öykülerine sadık. Okundukça kendini kanıtlıyor bu söylediklerim. Okunduktan sonra akılda yaşamaya devam ediyor…

Edebiyat yapma derler, nedense!? Oysa edebiyat tam ortasındadır yaşamın. Sokak, edebiyatın müsveddesidir. Okuduklarım kadarıyla, şu hoyrat dünyada nazik ve kibar kalabilmiş ender yazarlardan Murat Şahin.

Hiç sesini yükseltmeyen öyküler bunlar. Alçakgönüllü bir tutum hâkim kitabın tümüne. Hayal kurmaya kışkırtan bir kitap olmuş. “Öykünün sınırları var mıdır? Varsa nelerdir?” soruları geliyor insanın aklına. Oldu olacak şunu da sorayım: Yazar neleri reddeder de kendi dünyasını kurmak ister? Birbirinin peşi sıra gelen sorular: Bu anlatım dili ve kurguyu nasıl yaratmış? Yazarı dokunaklı olmasa, öyküleri de dokunaklı olmaz diye düşünüyorum.

Karşımızda epey alçak gönüllü bir yazar var. Berrak öyküleriyle bize kaybettiğimiz değerlerimizi bir Magna Carta gibi hatırlatıyor. Hem geçmişe, hem de geleceğe dair, meseleleri olan biri olduğunu düşündürüyor. Bunları da işlek bir dille anlatıyor, fakat eski Türkçe kelimeler Öz Türkçeci’leri kızdıracak cinsten.

İnceliklerle bezenmiş. İncelikler dikkat ister okurundan. Alttan alta akan bir yeraltı ırmağı gibi. Aşk, yalnızlık, umut, hayal kırıklıkları kavramlarını işliyor Öcal. Yaşama buradan tanıklık ediyor diyebiliriz. Kendiyle barışık, dünyayla yaralı bir yazardan özgün öyküler…

Bazı öykülere değinmeden yapamayacağım.

Olay Yeri İnceleme ve Tesbit Tutanağı

Adlı öyküyle başlayalım istiyorum.

Bir kere monoglardan mürekkep. Sanki bize ifade veriyormuş gibi. Karakter kendini çok doğal anlatmış, polis sorgusunda. Müthiş detaylar ve kara mizah… Zor bir şey. Ama çok iyi kotarmış. Monolog öyküler bir karakterin nasıl canlandığına

Çok iyi örnekler.

Fevkalade Ölümcül Seçenekler

Çok imrendirici bir meyhane. Meyhane atmosferi o kadar iyi anlatılmış ki siz de o karakterlerle içiyor gibisiniz. Aforizma tadında cümleler var. Epey altını çizdim.

“Simyacıyım oğlum ben”, cümlesi vurgulanıyor.

İkinci monolog öykü.

Lezzetli bir dil her daim okuru tatlandırıyor. Kaya metaforu ve leit-motive’i devamlılığı var.

Kadir ve Bahar

En kısa öyküler. Kadir adında bir kedi yaşıyor bu öyküde…

Hayat Bu

Çok insancıl öyküler. Bizi bize anlatıyor ama farklı bir dil ve bakış açısıyla. “Babam her gece ölüyordu.” cümlesiyle başlıyor. Meğer oyunmuş. Şaşırtıyor. Tiyatro, lunapark ve çocuklar üzerine bir kesit.

Sıradan insanların nasıl sıra dışı karakterlere dönüşmesinin iyi örnekleri. Ayrıntılar başlı başına karakterleşiyor. Yakaladığı her bir ayrıntı, detay, öykülerin debisini arttırıyor. Hal böyle olunca yaşamın renkleri ve ironisi de girmiş öykülere. Kısa cümlelerle akıcı kıvrak bir dil yakalamış. Öykülerin içinde yüzüyorsunuz adeta.

Defalarca defalarca okunmuşlar. Çok belli oluyor. Çapaksızlar bu yüzden.

Bir şey daha eklemeliyim: Zamansız öyküler bunlar, kendine zaman tanımış öyküler. Bir öykü evreni, bizi içine davet ediyor. Konukların yatıya kalması gibi… Yapısal olarak ve dil bakımından birbirlerini tamamlıyor. Betimlemeler karakterleri gözünüzün önüne seriyor. Bağlamanın ve udun teli kopar, gerilimin ayak sesleri.

Ustaca bir iş.

İçin için sızlayan bir hüzün de yayılıyor kitaba, kapağını kapattığında bile… İyi edebiyata sığınıyoruz, pek de yer kalmadı bize bu dünyada. Sanat olmasa delirir miydik? Yazarak düşünmekten başka yolumuz var mı? Bu kaotik dünyada sığınacak bir çatı, bir liman, bir huzurevi gibi… Louis Aragon’un yazdığı gibi, “Bazı kitapları anlatmak olanaksızdır.”

Yorum yapın