Masthead header

Deneme mektupları 5: Gitmekle kalmak arasında bir yerde | Feridun Andaç

42. / Bilgi Yolu

Bu yolda yürümek zenginleştiriyor beni, hayata bağlıyor.

Gücünü yeniden keşfediyor, zamanın katmansal yolculuklarına açılıyorum buradan.

“Edinilen bilgilerden en iyi şekilde yararlanmak için, onlardan tüm zenginliklerini devşirmek için onlara çabucak alışmamak, şaşma süresini biraz uzatmak gerek.” (*)

Hubert Reeves böyle diyor.

Benim döne döne okumam, ayıklayarak bakmam belki bundan. Hemen bileşik kaplan kurup yakın-uzak alanlara yayıyorum bunları.

Yaşama ve okuma bilgisinin yolu engellidir… Seçerek, ayıklayarak yol alarak kendinizi var edebilirsiniz ancak.

Yazmak/okumak/yaşamak için çıkıp geldiğim bir yerde birçok kitap, birçok defterle bir arada olmam da biraz bundandır.

Bilgi yoluna girmek, birçok şeyi göze almak demektir…

43./ Calvino’dan Cioran’a

Bir yazıdan ötekine geçerken, yazıp ortaya koydukları dil/düş yaşam/toplum gerçekliklerinin farklı yönlerine bakarım.

Bir tür onlardan alabileceğim aşının ne olabileceğini görmeye çalışırım.

H.Reeves’in şu düşüncelerini okurken, gene bunlara döndüm:

“Önemli olan kâşif insanın kendini sürdürebilmesi, hiçbir şeyin kitaplıklarda-mezarlıklarda gömülüp unutulmaması. Lucretius, Montaigne, Pascal, Rousseau, Voltaire, Nietzsche, Goethe, doğa üzerine, insanın varoluşu üzerine düşündüler. Ayrıca, elbette, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan, düşüncelerini de kendileriyle birlikte götürecek olan toplumlar. Eskiçağ düşünürlerinin sezgileri ile  bugünkü bilginlerin karşı karşıya konmasından, yeni sezgiler yaratan farklı aydınlamalar doğabilir.” (s.54)

Doğrudur da; “yeni sezgiler yaratan farklı aydınlanmalar”la yol alırım bende… Onlardan ağan düşünce aydınlanmalarına tutunarak yol almak zenginliktir elbette…

44. /Uzak Duramıyorum Sesinden

Yok hükmünde bir zamandan geçiyoruz.

Silahlar ölüm kusuyor her gün Lübnan’da… Fotoğrafların anlattığı zulmün barınağında ateş yakanların insanlığın onurunu, yaşama hakkını nasıl çiğnediğidir…

Haberler geliyor üst üste, yakılıp yıkılan bir ülke; yerinden yurdundan edilen bir halk…

İsrail, yaşama hakkından söz ediyor. Savaş kuklası kesilmiş Ortadoğu’da… Gözü dönmüş bir cani gibi saldırıyor dört bir yana.

Bakışlarım siniyor bir kitabın sayfalarına, doyamıyorum bakmaya gazetelerdeki o fotoğraflara…

“Bilmemek isterdik. Can çekişen çocukların şişmiş yüzleriyle, üstü üste yığılmış kadavraların ölü imgeleriyle karşı karşıya kalmamak. Bunları artık düşünmemek: Neye yarar ki bu? Gözlerini Akdeniz’in mavisine dikmek. Ama bu gerçekler o kadar kolay unutulmaz. Her yanımızı kuşatır, her yanımızdan taşarlar. Nasıl Yapmalı?” (s.62-63)

Savaş imgesini yerleşik kılan her şey yaygınlaşıyor.. Korkunun rengi, biçimi artık her yerde. Kanıksasın isteniliyor.

Orada yıkılırken kentin, yok edilirken yaşama mekânın, canından can koparılırken uzak duramıyorum sesinden bil ki…

Bu katliamın durması için daha çok sesimizi yükseltmemiz gerekir… Dinmek bilmeyen bu acıyı anlatmak gerekir.

Yaşamdan yana olan her insanın buna katılması gerek…

45./ Yaşama Sanatı

“Seni bir yaz günüyle nasıl karşılaştırabilirim?

Sen çok daha güzel ve ılıksın…”

Shakespeare / Sone

Vanessa Redgrave’ın Bir Yaşamöyküsü’ (**) okurken, yaşama sanatının izlerinde gezindim.

Çağının çağdaşı olma yolculuğuna çıkan sanatçının toplumun vicdanı olma çabasını nasıl /  ve yönde gösterdiğine tanıklıktır yaşamı.

Muhalif olmak, durmak yetmiyor. Eyleme yöneliyor. Önemli bir aktivist olarak sesini yükseltiyor.

Yaptığı işi (sinema/tiyatro sanatı) iyi yaparken; ödünsüzdür. Oscar’ı aldığında yaptığı konuşma bunun tanıklığı.

1920’li yıllarda Ortadoğu sorunuyla ilgilenir. Filistin üzerine belgesel yapar.

Geldiği bir noktada 1991’de tutup yaşadıklarını kaleme alırken; yaşama sanatının inceliklerini de ortaya çıkarır aslında…

Çok düz, sıradan değildir onun hayatı.

Erkekleri sevmiş, birlikte olmuş, onlardan üç çocuk edinmiş.

“Çocuklarımızla geçirdiğimiz zamanın yerini hiç bir şey tutamaz, onlara ayırdığınız zaman en iyi değerlendirilmiş zamandır. Çocuklarımız ne yapmaya çalıştığımızı görür ve anlar, ama işlerin çok yavaş değiştiğini, ya da hiç değişmediğini gördükleri zaman acı çekerler.” (s.299)

Redgrave böyle diyor…

Yaşama tutunma yordamı, duruşu, eylemi, tutarlılığıyla yaşama sanatının ne olabileceğini anlatıyor bize.

Hayatın anlamı konusunda düşünüp ortaya çıkarabileceğimiz her düşünce eylemden doğar… Çünkü dönüştürebilme gücü oradadır.

Kişisel yaşamımızı zenginleştirebileceğimiz sürece yaşamın anlamından söz edebiliriz…

__________

(*) Hubert Reeves, Boşluk: Bakışımın Biçimini Alıyor; Çev.: kurtuluş Dinçer, 2001, TÜBİTAK Yay., 67 s.

(**) Vanessa Redgrave, Bir Yaşamöyküsü, Çev.: Püren Özgören, 1994, İletişim Yay., 407 s.

edebiyathaber.net (20 Eylül 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r