
Carlos Fuentes’ın kaleme aldığı, Bülent O. Doğan’ın çevirdiği Terra Nostra, Everest Yayınları etiketiyle raflarda yerini aldı.
Tanıtım metninden
Everest Yayınları, Latin Amerika edebiyatının en büyük ustalarından Carlos Fuentes’in başyapıtı Terra Nostra adlı dev eseri okurlarla buluşturuyor. Bülent O. Doğan‘ın yetkin çevirisiyle Türkçeye kazandırılan bu anıtsal roman, heyecan verici bir bekleyişin ardından raflardaki yerini aldı. Yalnızca saygın bir yazar değil, aynı zamanda diplomatik görevlerde bulunmuş entelektüel bir deha olan Fuentes’in 1975 yılında kaleme aldığı bu büyüleyici eser, okurları zamanın, mekânın ve gerçekliğin sınırlarını aşan eşsiz bir edebi serüvene davet ediyor. Yazarın benzersiz hayal gücüyle ördüğü bu kült metin, postmodern anlatının ve büyülü gerçekçiliğin dünya edebiyatındaki en sarsıcı örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.
“Eski Dünya”, “Yeni Dünya” ve “Öbür Dünya” olmak üzere üç ana bölümden oluşan Terra Nostra, İspanya’nın Altın Çağı’nı, engizisyonun karanlık gölgelerini ve okyanusun ötesindeki toprakların fethini çarpıcı bir vizyonla merkeze alıyor. Roman, mutlakiyetçi bir hükümdar olan “Senyor”un kendi gücünün, inancının ve ölüm fobisinden doğan sonsuzluk arzusunun bir kalesi olarak inşa ettirdiği devasa bir saray ve anıtmezar etrafında şekilleniyor. Okur, bu kasvetli ve kapalı sarayın dehlizlerinden çıkıp, bir fırtına sonucu hafızasını yitirmiş bir kazazedenin okyanusu aşarak yeni kıtanın gizemli ritüelleriyle yüzleştiği, doğanın ve insanın amansız mücadelesine tanık olduğu sürreal bir coğrafyaya savruluyor. Fuentes, iktidar hırsı, din savaşları ve yaratılış efsaneleri üzerinden Batı tarihini, dogmalarını ve insanın karanlık yüzünü cesurca sorguluyor.
Eserin çok katmanlı kurgusunda tarihi figürlerle edebiyatın ölümsüz kahramanları görkemli bir şekilde bir araya geliyor. Yakışıklı Felipe ve Deli Joanna gibi monarkların yanı sıra, roman sayfalarında efsanevi şövalye Don Kişot, kâhin Celestina ve sırtlarında kan kırmızısı bir haç, ayaklarında altışar parmak bulunan esrarengiz gençler boy gösteriyor. Hieronymus Bosch‘un ünlü “Dünyevi Zevkler Bahçesi” tablosundan fırlamışçasına zengin, metaforik ve sembolik sahnelerle bezenmiş olan metin, gerçeküstü rüyalar ile tarihsel kâbusları adeta tek bir potada eritiyor. Edebiyat, resim, teoloji ve felsefenin muazzam bir ahenkle harmanlandığı Terra Nostra, okuru sürekli tetikte tutan bir metinlerarasılık şöleni sunuyor.
Eserinde tutkuların tarihini işleyerek aslında paranın, ticaretin, emeğin ve sınıfların evrensel tarihini yazanCarlos Fuentes, hem eski İspanya’nın baskıcı karanlığını hem de Yeni Dünya’nın keşfinin getirdiği yıkımı tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Roman, anlatıcı çokluğu, zaman sıçramaları ve barındırdığı felsefi derinlik sayesinde, tek bir okumayla tüketilemeyecek, her defasında farklı bir sırrın kapısını aralayacak devasa bir bilmece niteliği taşıyor. Yazar, tarihsel olayların tekerrürden mi ibaret olduğunu yoksa çağlara göre maske değiştirerek devam mı ettiğini sorgulatırken, okurun zihnini sürekli canlı tutan bir felsefi zemin inşa ediyor.
Dünya edebiyatında eşine az rastlanır bir edebi cüret ve zenginliğe sahip olan bu şaheser, hacimli yapısı ve iddialı kurgusuyla meydan okuyan, zorlu ama bir o kadar da büyük edebi hazlar vadeden bir yapıt. Everest Yayınları, edebiyat tarihinin bu vazgeçilmez klasiğini son derece titiz bir editoryal çalışmayla edebiyatseverlerin ve araştırmacıların ilgisine sunmaktan gurur duyuyor. İktidarın sınırlarını, aşkın dönüştürücü gücünü, inancın karanlık labirentlerini ve insanlığın varoluş mücadelesini benzersiz bir boyutta deneyimlemek isteyen her okur için Terra Nostra, kitaplıklarda mutlaka yer alması gereken ölümsüz bir başyapıt.
“Akıl sır ermez kendinden başka bir hayvan hayal eden ilk hayvana.”
20. yüzyılın önde gelen yazarlarından Meksikalı Carlos Fuentes’in Terra Nostra isimli başyapıtı, II. Felipe ve inşa ettirdiği El Escorial Sarayı çevresinde şekillenir. Onun hükümdarlığında İspanya İmparatorluğu gücünün zirvesine çıkar; kaleler kentlere, prensler burjuvalara dönüşür. Ansızın, sırtlarında kan kırmızısı haç olan üç delikanlı belirir, aralarından biri “Yeni Dünya”dan gelmiştir ve Kral’a oraların gizlerini ve tılsımını fısıldar. Şimdi ne yapmalıdır Kral? Ne çaresi vardır el değmemiş toprakları fethetmekten başka? Fuentes kıtalar ve zamanlararası yolculuklarında insan olmanın ne demek olduğunu sorgulamakla kalmıyor, “Eski Dünya”nın kanlı tarihine ve sömürgeciliğine, “Yen Dünya”nın fırsatlarına ve büyüsüne, “Öbür Dünya”nınsa yeni umutlarına mercek tutuyor.
“Edebiyatın mesihvari gayesine olan inancı hem sınır tanımaz hem de elbette şakaya gelmez. Böylesi bir yazarın, hele iyi bir yazarsa, iki kat daha kuvvetlidir kalemi.”
Gabriel García Márquez
“Eseri, zamanımızın tüm devasa politik sorunlarına ve kültürel gerçekliğine çarpıcı bir tanıklık vazifesi görüyor.”
Mario Vargas Llosa
“Fuentes’in kalemi bize yeni bir arzu bahşetti, romancılığın dünyadan saklanmaktan ziyade onu çağırmak ve dönüştürmek anlamına geldiğini gösterdi.”
Juan Gabriel Vásquez




















