Masthead header

Büyük bir yazarın ayak sesleri | Onur Uludoğan

I

Faruk Duman, hiç kuşku yok ki özelde kuşağının, genelde ise Türk edebiyatının en özgün ve üretken yazarlarından. 2020 itibariyle, yirmi yılı aşan edebiyat hayatına farklı türlerde yirmiye yakın kitap sığdırabilmiş bir edebiyat insanı.

Farklı türlerde eserlere imza atmasına rağmen tüm yapıtlarında yazarın kendine has üslubunun izlerini görmek mümkün. Özellikle kurmaca yapıtlarındaki doğa anlatımlarını, doğa-insan ilişkilerini, halk masalları, mitoloji, destan ve efsanelerin yazarın yapıtlarında izlerini bırakmalarını, birer üslup unsuru olarak niteleyebiliriz.

2010 tarihli İncir Tarihi, yukarıda andığım üslup özelliklerin tamamını barındıran ve bunu da tarihi zemine ustalıkla oturtabilen bir yapıttı. Kitabı okuduğumda, kendi kendime, bu kitap Faruk Duman’ın başyapıtı olmalı, dediğimi hatırlıyorum.

Yanılmışım.

II

Yazar, 2018 yılında aynı zamanda editörlük yaptığı Can Yayınları ile çalışmayı sonlandırıp Hep Kitap ile anlaşmıştı. Sus Barbatus!’un ilk baskısı da bu dönemde yapılmıştı.

Kasım 2018’de yayımlanan kitap, Orhan Kemal Roman Armağanı ile Cevdet Kudret Roman Ödülü gibi, edebiyat dünyamızdaki iki önemli ödülü birden kazanmıştı.

Duman, 2019’da YKY ile anlaştığında okurlarını, “Kaptan Kanca’nın Bir Macerası ve Öbür Yeni Öyküler” ile selamlamıştı. Sonrasında Faruk Duman’ın diğer kitapları da yavaş yavaş YKY tarafından tekrar yayımlanmaya başlandı.

Faruk Duman, Ekim 2020’ye geldiğimizde Sus Barbatus!’un ikinci cildini okurlarla buluşturdu. Kısa süren bir dönem piyasada Sus Barbatus! 1 bulunamasa da Ocak 2021’de kitabın yeni baskısı da YKY etiketiyle yayımlandı ve ilk kitabı okumamış olanlar için işler kolaylaştı.

Sus Barbatus!’u okuduğumda tek kitap olacağını düşünmüştüm. Sonu açık bitse de devamının olabileceği aklıma gelmemişti. Mayıs 2020’de Mahal Edebiyat platformunda yayınlanan bir söyleşiyi okuduğumda, Faruk Duman’ın ikinci cildi yazdığını öğrendim.

Eray Ak, Faruk Duman ile yaptığı ve 22.10.2020’de Hürriyet Kitap Sanat’ta yayımlanan söyleşisinde bu durumu gündeme getirmiş:

“Sizinle ‘Sus Barbatus!’un ilk cildi için yaptığımız söyleşide, romandan sonrası için “Epeydir aklımın bir köşesinde dönüp duran bir romanım var, ona başlayacağım” demiştiniz. ‘Sus Barbatus!’un ikinci cildi miydi bu? Değilse nasıl tekrar girdi gündeminize bu hikâye? Neden vedalaşamadınız ya da vedalaşmak istemediniz?

‘Sus Barbatus!’a devam etmekle ilgili düşüncem vardı ama cesaretim yoktu, birbirini tekrar etmesini istemiyordum. Bu arada şimdilik ‘Başsız Süvari’ adını verdiğim bir tasarım vardı, onunla ilgili notlar alıyordum. Ama sonra birden aklıma ‘Sus Barbatus!’u nasıl tamamlayacağımla ilgili çok parlak bir fikir geldi. Bu da ‘Başsız Süvari’yi biraz daha ertelememe yol açtı. Samsun’da okurlarla bir söyleşide bir arkadaşımız sormuştu “Devam edecek misiniz?” diye… “Aklıma yatacak, Kenan’sız hikâyeyi bulursam devam edeceğim” demiştim. Şimdi Barbatus’umuzun üçüncü kitabının sonuna kadar hepsi kafamda var, ne yapacağımızı, nasıl ilerleyeceğimizi biliyorum.”

Bu söyleşi sayesinde, Sus Barbatus!’un toplamda 1500 sayfayı bulması muhtemel, devasa bir yapıta doğru evirildiğini öğreniriz.

III

Faruk Duman, Sus Barbatus! 1’de 1980 öncesi Türkiye’sini merkeze oturttuğu ama bunu hayali bir coğrafyada anlatmayı tercih ettiği bir evren kurmaya başlar.

Yazar, romanın fitilinin ateşlendiği ânı Batuhan Sarıcan ile yaptığı ve 1 Aralık 2018’de Oggito sitesinde yayınlanan söyleşisinde şu cümlelerle ifade eder:

“Artvin’de bir gece yarısı, köylülerden dinlediğim bir macera. Yoksul bir adam bir domuz avlamaya karar verir…”

Duman, bu temel üzerinde kurmaya başladığı romanının geçtiği mekânı ise Artvin ile Ardahan’ı birleştirerek oluşturur. Bu durumu, Gamze Akdemir ile gerçekleştirdiği ve 5 Aralık 2020’de Cumhuriyet Kitap’ta yayımlanan söyleşisinde açıklığa kavuşturur:

“Artvin’e yanılmıyorsam 2014 yılıydı, bir yaz köyde kalmak için gittim. Eşimin köyünde, onun yakınlarıyla, çevreyi de gezerek bir süre kaldım. Tabii oradaki yakınlarımızın 12 Eylül döneminde yaşadıklarını epey bir zamandır dinliyordum, ancak doğanın içinde, bütün bu olaylar sanki benim için birleşiyordu. Ağaçları, hayvanları yakından görünce, insanları da daha iyi anlıyordum.

Bence insan hakkında daha çok şey öğrenmek için doğaya bakmalıyız. 12 Eylül öncesi, o dik ormanlarda bazı devrimci gençlerin saklandığı mağaralar vardı, bunları oralı dostlarla birlikte ziyaret ettik, bölgede yetişen yenebilir otları, bizim Ardahan’dan iyi bildiğimiz atları, ağaçları, pınarları dolaştık, hikâyeler dinledik.

Ancak, özellikle karda mahsur kalındığı yılları ben daha çok Ardahan’dan bilirim. Fındık’ın, Gülşen’in evi, yani benim romanda anlatmaya çalıştığım köy bir Ardahan köyüdür, ama dışarıdaki doğa Artvin doğasıdır, buraları birleştirmek zorunda kaldım. Tabii ilk cildin Kenan’ı da Ardahanlıdır. Ç.’de yaşadığı akıl almaz yaşam mücadelesi o kardan kapanmış yolların bir esinidir.”

IV

Sus Barbatus! 1’de mevsim kıştır. Duman, roman kahramanlarını bu zorlu doğa koşullarının içine büyük bir başarıyla oturtmayı başarır. Romana adını veren domuzdan tutun da ata, Kenan’a, Zeynep’e, Mustafa Öğretmen’e, Kadir Ağa’ya, oğlu Atalay’a, Bekir Komutan’a, Doktor Servet’e, Faruk’a ve roman boyunca tüm canlılığı ile anlatılabilen onlarca başka karaktere kadar hemen herkes bu müthiş doğa tasvirinin içinde sırıtmadan kendilerine yer bulurlar.

Doğanın adeta ana karakter olduğu ve müthiş bir üslupla anlatıldığı romanlardan bahsedince hiç kuşkusuz akla Yaşar Kemal gelir. Faruk Duman’a bu açıdan bakılınca, Yaşar Kemal’den devraldığı bayrağı hakkını vererek taşımayı başardığı söylenebilir.

V

Romanın toplumcu çizgisini pekiştiren bir diğer unsur da hiç kuşkusuz, roman zamanının 1980 darbesine koşar adım gidilen günlere oturtulması. Yaratılan mekânlar hibrit olsa da yaşananlar, Türkiye’nin sonraki kırk yılına damgasını vuracak denli önemlidir.

Roman, dönemi basit bir sağ – sol çatışması düzleminde anlatmak yerine; başkaldırıp dağa çıkan gençleri, köy ağasını, askeri, öğretmeni ve sıradan köylüleri anlatarak toplumsal yarılmanın izlerinin peşine düşer.

Yazar, yarattığı kahramanların karton karakterler olarak kalmamalarını ustaca manevralarla sağlar. Politik bilinci olmayan Kenan, dağdaki gençlerin yardımları sayesinde kurtulur. Ağa, öğretmen, doktor, asker ve diğer kahramanlar; zaafları ve güçlü yönleriyle ustaca anlatılır. Bu sayede doğanın acımasızlığı ve sertliği, bir kez daha, başat unsur olarak kahramanlar üzerinden sergilenir.

Faruk Duman, tüm bunları yaparken vicdan sahibi bir aydın olarak, karanlığa olan tepkisini de okurlarına hissettirir.

VI

Sus Barbatus! 1 hiç kuşku yok ki, Anadolu ve Dede Korkut masallarından, farklı halkların mitolojilerinden, destanlardan, efsanelerden, batıl inançlardan beslenen bir roman. (Domuz olan) Sus Barbatus’un ruhunun adeta bir yüce ruh gibi insanların üzerlerinde dolaşması, insan bedenine girip metafizik yolculuklara çıkabilmesi, araya sıkıştırılan yan hikâyelerin bir yanda ana öyküyü beslerken diğer yanda da romanın ana eksenine eklemlenmesi hiç kuşku yok ki halk edebiyatının romana kattıkları sayesindedir.

Roman, bu açıdan bakıldığında dünya edebiyatı içinde “Büyülü Gerçekçilik” denilen akıma dâhil edilebilir.

VII

Sus Barbatus! 1 hakkında yazarken, yazarın yarattığı özgün dil kullanımına da değinmemek olmaz.

Sefiller ve Yaban, roman boyunca adı anılan iki kitap. Bu iki kitabın yanına (Batuhan Sarıcan ile yapılan söyleşiden çıkarım yaparsak) “Anna Karenina’yı, Savaş ve Barış’ı ve birtakım Dostoyevski romanlarını” da ekleyebiliriz.

Yazar, Sarıcan ile yaptığı söyleşide ulaşmak istediği üslubu şu cümlelerle ifade eder:

“(…) aklımda, tanrısal anlatı dediğiniz yöntemle uzaktan bakarak köyün üzerinde dolaşmak vardı. Hepsinin içerisinde, hepsini bilerek. Burada sadece karakterlerin ruh hallerini ve düşüncelerini bilmek değil, ağaçları da bilmek vardı. Bu şekilde, sahneler oluşturarak dolaşmak istedim. Tıpkı bir klasik romandaki gibi… Dolayısıyla bu benim dildeki üslubumu biraz esnetti, geliştirdi. Benim üslubumdaki farklılığın kaynağı, –eğer öyle bir farklılık varsa– konuşma biçimimi yansıtmasını istediğim bir çabanın sonucudur.”

Duman, 500 sayfayı bulan ilk kitapta bu amacına büyük bir başarıyla ulaşmış. Yerel kelimeleri kullanmayı da eksik etmeyerek, yeri geldiğinde eksiltili cümlelerle, yeri geldiğinde uzun doğa tasvirleriyle ve büyük bir başarıyla kurduğu diyaloglarıyla okuru sıkmadan ve bir sonraki bölümü merak ettirerek yazmayı başaran yazarı kutlamak lazım.

VIII

Romanın üçüncü cildi ne zaman gelecek, bilmiyorum ama çıktığı hafta edindiğim ikinci cildi henüz okumadığım için kendimi şanslı sayıyorum. Kitap, tadını daha iyi almak için uzun uzun seyredilen ve kokusu ciğerlere çekilen bir yemek gibi masamın üzerinde okunmayı bekliyor.

Umarım, kitabı merak eden ama hacmini görüp çekinen okurlara Sus Barbatus! evrenine girebilmeleri için az da olsa cesaret verebilmişimdir.

Onur Uludoğan – edebiyathaber.net (3 Mart 2021)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r