Bir yazarın özgüveni… | Aytekin Yılmaz

Eylül 14, 2023

Bir yazarın özgüveni… | Aytekin Yılmaz

Bana göre bir yazarı yazarlıkta özgün yapan şeylerden biri de onun özgüvenidir. Kendine güveni olmayanlar özgün düşüncelerin ve kitapların yaratıcısı olamazlar. Mesela bizde Nazım Hikmet’in 1930’larda edebiyat çevresinde “Putları kırıyoruz” çıkışı çok cesaretli bir çıkıştır. Özgüveni olmayan ve dışlanmayı göze almayan bir yazar bu türden bir çıkış yapamaz. Biz mürit toplumuyuz. Yazarlarımız bile “Usta” olarak gördükleri yazarların gölgesinde kalırlar. 

Dünya edebiyatında özgüvenli yazarlara verebileceğimiz bir kaç örnek var. Bunlardan biri Victor Hugo’dur. Hugo 20’li yaşlarında ilk kitabını Paris’in en ünlü yayınevine götürür. Yayınevi editörü daha dosyaya bakmadan reddeder. “Daha çok gençsin.” derler. Bunun üzerine Hugo ısrar eder ama nafile… sonunda Hugo şu sözleri yayıncının yüzüne söyler, “Siz edebiyat tarihine Victor Hugo’nun  kitabını reddeden bir yayınevi olarak geçecek ve öyle anılacaksınız.” Gerçekten de daha sonraki yıllarda Hugo ünlü bir yazar olunca, yayınevini bayağı zor durumda bırakmıştır.

Balzac da özgüveni olan bir yazardır, “Napolyon’un kılıçla sona erdiremediğini ben kalemle tamamlayacağım.” der. Rus edebiyatında Dostoyevski de özgüvenli bir yazardır, 1849 da ilk tutuklandığı günlerde kardeşi Mihail’e yazdığı mektubunda, “Göreceksin çok iyi kitaplar yazacağım, kafamda şu an iki roman oluştu bile.” Hapisten çıktıktan sonra ise,  “Rus halkını benden daha iyi anlatan kimse yoktur.” der. 

Bugüne gelecek olursak, bazen görüyorum. Yazar, kitabı çıkmış ama altında ezilip büzülüyor. Sosyal medyada paylaşmaya çekiniyor. Bunun alçak gönüllükle ilgisi olduğunu düşünmüyorum. Yazarın kitabından emin olamamasıdır, metnine güvenememektedir. Ne yazdığından emin olamadığı için, okurun nasıl tepki vereceğini de tahmin edemiyordur. Bunlar hep özgüven yoksunluğu sıkıntılarıdır. Oysa bir yazar önce kendisi beğenmeli kitabını. Ne yazdığını kendi bilmelidir önce. Eğer yazarın kendisi beğenmiyorsa, ne yazdığından emin değilse, başkaları niye beğensin? Eğer bir eser iyiyse okur o eseri ödüllendirir deyişinizi duyar gibiyim. Bu genel doğru her yazara uymaz.  Yazar kitabında okuru dövüyorsa, okurun hayallerini yıkıyorsa, kitabı mahallesinden gizli gizli okumak zorunda kalıyorsa, işte o yazar ödüllendirilmez genellikle linç edilir. Bazı yazarlar yaşadığı dönemde toplum tarafından linç edilirler ve kıymetleri sonradan anlaşılır. Araştırın dünya edebiyatının bunun örnekleriyle dolu olduğunu göreceksiniz.

Elias Canetti özgüven ve özgünlük konusunda oldukça net bir tanım yapmaktan çekinmez, “İçinde yaşadığımız dünyanın durumunu göremeyen o dünya üzerine yazacak hemen hiçbir şeyi yoktur.” dedikten sonra, “Bir yazar ya özgündür, ya da yazar değildir. Yazar, derin ve yalın bir biçimde, bizim onun kötü alışkanlığı diye adlandırdığımız yani aracılığıyla özgün olur. O denli özgündür ki, kendinin böyle olduğunun bilincine varmaz bile.” Buradan baktığımızda her yazanın “Yazar” olmadığını anlarız. Bu yüzden de özellikle edebi konularda “Yazar” ile “Yazan” ın ayrı düşünülmesi gerekmektedir. Bu konuda Canettı ile benzer görüşte olduğumu belirtmem gerekir. Dijital İnternet çağında kitap yazıp yayınlamak kolaylaştı. İsteyen parasıyla kitabını yayınlayabiliyor. Yayınevi kurmakta artık çok kolay. Böylesi bir çağda her kitap kıymetlidir diyebilir miyiz? Her kitabı yayınlanmış olana “Yazar” diyebiliriz miyiz? Bu soruların cevaplarını yeniden düşünmeliyiz. 

Özgün bir eserin ortaya çıkış koşulları irdelendiğinde, her şeyden önce o eserin kendine inanmış, özgüveni olan bir yazarın kaleminden çıktığına tanık oluruz. 

edebiyathaber.net (14 Eylül 2023)

Yorum yapın