Masthead header

“Benim annem Türk sinemasının Brigitte Bardot’su!”| Şule Tüzül

Yazılarını ve kitaplarını yıllardır beğeni ile takip ettiğim arkadaşım gazeteci yazar Türey Köse yine önemli bir kitaba imza attı: “Keşke”siz Bir Kadın. Kitap geçtiğimiz Aralık ayında İletişim Yayınları tarafından yayınlandı. Hemen akabinde ikinci baskıyı yaptı. “Keşke”siz Bir Kadın bu ilgiyi fazlasıyla hakkediyor.

“Keşke”siz Bir Kadın, ömrünün büyük bölümünü iş insanı olarak yaşayan, ancak bir dönemin Yeşilçam sinemasında efsane olmuş, daha çok da “seks yıldızı” olarak yaftalanmış Arzu Okay ile yapılan bir nehir söyleşi kitabı. Rol aldığı yüzün üzerinde filmden sadece yirmi kadarı komedi-seks filmi kategorisinde olmasına rağmen bu yaftadan kurtulamamış. Bu durumu umursamıyor Arzu Okay. Türkiye sinemasında yaklaşık iki yıllık bir dönem boyunca komedi-seks filmi furyası esiyor. Arzu Okay’ın bir oyuncu olarak bu filmlerde oynamaktan başka çaresi yok, çünkü o dönem zaten başka türde filmler çekilmiyor. Diğer yandan o bir oyuncu. İstediği her filmde her rolü canlandırabilir. Ancak Türkiye gibi bir ülkede erotizme bakış açısı o kadar sıkıntılı ki, o iki senelik dönem Arzu Okay’ın üstüne yapışıyor, 60 yıllık ömründe hem bir oyuncu hem bir iş insanı olarak onlarca başarıya imza atmasına rağmen Arzu Okay dendi mi “seks yıldızı” sıfatı birlikte anılıyor.

“Keşke”siz Bir Kadın gibi kitapların varlığı çok önemli. Mesele sadece Arzu Okay’ın kim olduğunu anlatabilmek değil. Türkiye kıymet bilmez bir ülke. Okumadığımız gibi yazmıyoruz da. Belirli konular dışında, herhangi bir konuda kalem oynatan sayısı çok az. Yazılsa yayınlanma şansı çok az. Hele de belirli alanlarda emek vermiş, o alanın gelişmesine katkıda bulunmuş insanlara dair kitaplar büyük eksiğimiz. Nice isim kaybolup gidiyor üzerine yazılmadığından, konuşulmadığından. Sinema emekçileri için de bu geçerli. Arzu Okay o emekçilerden biri. “Keşke”siz Bir Kadın, Arzu Okay’ı anlattığı kadar, bir dönemin sinemasını, o dönemin Türkiye’sini anlatıyor, Arzu Okay gibi tanıdığımız ya da unuttuğumuz birçok isme yer vererek bir belge niteliği de taşıyor.

Kitabın bir diğer önemli özelliği ise bir kadın hikâyesi olması. Keşkesiz bir kadının hikâyesi. Yaşamına onlarca başarıyı eklerken başarısızlıkları ile de gurur duyan, yanlış ya da doğru ne yaptıysa arkasında duran, başına gelen olumsuzluklar için birilerini suçlayıp yargılamak yerine tek başına düştüğü yerden kalkmanın yollarını arayıp bulan, mağdur edebiyatına hayatının hiçbir döneminde yer vermeyen bir kadın hikâyesi…

Bir kadının bedenine dair canı ne istiyorsa onu yapabilir, bedeninin tek sahibi kendisi olmalıdır. İster erotik filmlerde oynar, isterse bikinilerle sahneye çıkar. İsterse çocuk sahibi olur, istemezse olmaz. İsterse yalnız yaşar, isterse evlenir, istediği insanla birlikte olur. Bedenine ve hayatına dair tercihlerin hepsi kadının kendisine aittir. Tüm bunları güçlü ve bilinçli olduğu için yapmayabilir. Zayıf olabilir, hatalar yapabilir, yanlış kararlar alabilir. Hepsi kadının kendisini ilgilendirir. Arzu Okay, söyleşi boyunca bize böyle bir kadın resmi çiziyor. Bu açıdan da kitap çok kıymetli.

İnce bir kitap olmasına rağmen o kadar çok hikâye var ki. Magazin basınında çıkan Zeki Müren’le aşk hikâyesi gibi. Sesi ve kulağı olmadığı halde sahnelere çıkıyor Arzu Okay. Hatta İbrahim Tatlıses ile uzun bir Anadolu turnesine çıkıyorlar. Çekimleri Doğu Anadolu’da yapılan Kadir İnanır ile rol aldıkları bir filmde kar nedeni ile mahsur kalıyorlar. Erotik filmler çekilirken yokluklar teknik eksiklikler nedeniyle yaşadıkları komik anılar. Bazen Okay’ın karşılaştığı güçlüklere kızıyor isyan ediyoruz, bazen hayret ediyoruz genç yaşında ne kadar zor bir hayatın üstesinden gelebildiğine, bazen gülümsüyoruz yaşadıklarına. O ise geçmişinde yer alan acı tatlı hemen her şeye gülümseyerek bakan cümlelerle cevaplıyor Türey Köse’nin sorularını.

Arzu Okay hayatının her döneminde çok güzel bir kadın. Kitapta yer alan fotoğraflarda bunu görüyoruz zaten. Çok küçük yaşlarında babası ile yolları ayrılıyor. Hep kendi ayakları üzerinde durmak zorunda kalıyor. Sinema dünyasına henüz 15 yaşında oyuncu olarak giriyor. Ailesini geçindirmek için. Çok başarılı bir öğrenci. Öğretmen olan anneannesi sayesinde daha okula başlamadan okuma yazma biliyor. Eğitim hayatı boyunca genellikle okul birincisi ya da ikincisi. Buna rağmen sinema ve okulu birlikte sürdüremediğinden seçimini sinemadan yana yapmak zorunda kalıyor.

Annesi ile de anlaşamadığı dönemler oluyor. 18 yaşına geldiğinde tek başına yaşamaya başlıyor. Herkes gibi onun da karşısına hayal kırıklıklarına neden olan birçok insan çıkıyor. Kitap boyunca ne anne babasına ne o insanlara dair bir sitem yok. Babasına dair sorulan bir soruya karşılık şöyle bir cümlesi var Okay’ın: “İlişkimizi devam ettirmek istiyorsak, bugünden başlayacağız. Geriye dönmeyeceğiz. O hesap kapanmaz!” Yüzleşmeyi sevmiyor, bir fayda görmüyor. Kitap boyunca bolca yaşam dersi alıyoruz Okay’dan.

“Vazgeçtiklerim beni anlatır. Diretmeyi bilmek kadar, vazgeçmeyi de bilmek gerekir. Her yanılgıda da bir keyif vardır.”

Dostlukları hayal kırıklıklarından daha fazla. Hayatının her döneminde ona kol kanat geren, başarı basamaklarını çıkarken destekleyen insanlar oluyor. Bu dostlardan biri sayesinde 22-23 yaşlarında karşısına iş hayatına atılabileceği fırsatlar çıkıyor. O da bu fırsatları değerlendiriyor.

Onun sayesinde Yeşilçam’ın erkek egemen dünyasına tanık oluyoruz. Gerçi biliyoruz erkek egemen olduğunu ama bugün tanıdığımız birçok ismin bu konuda pek de dürüst davranmadığını görüyoruz somut örneklerle. Yeşilçam’ın lanetli kadınları diye bir liste çıkıyor bir dönem. Arzu Okay bu listenin içinde elbette. Ama onunla aynı filmlerde rol alan erkek oyuncuların lanetli listesi yok. Erotik filmleri çeken yönetmenlerin isimlerini pek bilmiyoruz. Hatta bugün ünlü olan bazı yönetmenler erotik filmlerde isimlerini değiştiriyorlar tarihe geçmemek için. İlginç olan şu ki, erotik filmler ve bu filmlerde oyuncu olmak yanlış algısı yerleştiriliyor topluma bu davranışlar yüzünden. Her konuda olduğu gibi konuda da bir çelişkiler yumağı Türkiye. Diğer bir ilginç durum da şu: 1980’lere gelinirken seks filmleri modası hâkim oluyor Türk Sineması’na. Bugün ise televizyonlarda sabah programları var, Arzu Okay’ın erotik filmleri bu programlarda yaşanan hikâyelerin yanında çok mazbut kalır. 1980 dönemi ile paralellik kurarsak, bu durum neyin işareti, düşünmeden edemedim.

Okay, sekiz sene Türk sinemasına emek veriyor. Sadece yedi günlük sigortası var o döneme ait. Siyasetle de ilgili bir isim. Birçok eylemde ve yürüyüşte ismini görüyoruz. Ama bu yönüyle de basında ağırlıklı bir yer almıyor. Sinemadaki başarıları ve verdiği emekler için geç de olsa yıllar sonra birçok onur ödülü alıyor.

Kitapta Arzu Okay’ın oyunculuk yıllarına ait birçok fotoğraf, gazete haberlerinin görselleri yer alıyor. Kitabın sonunda ayrıca filmografisi ve isim dizini bulunuyor.

Bir vegan olarak, sevgili Türey Köse ve Arzu Okay’ın anlayış göstereceklerini düşünerek, kitap hakkında ufak bir eleştirim olacak. Yapmazsam kendime ve hayvanlara haksızlık yapmış olacağım. Maalesef bazı bölümlerde kitabın türcü bir dili var. Arzu Okay’ın dostlarına kurduğu sofralarda hayvansal gıda içeren yemeklerden bahsedilmese daha iyi olurdu. Arzu Okay yıllarca deri işinde başarılı bir iş insanı olmuş. Elbette bir iş insanı olarak başarısını takdirle karşılıyorum. Ve elbette keşkesiz bir kadın olması harika. Ama deri sektöründe çalışması ile ilgili olarak ufacık da olsa bir özeleştiri yapılsa hoş olurdu düşüncesindeyim.

Arzu Okay’ın kızı Eda Su Neidik, annesinin erotik filmlerde oynaması ile ilgili kendisine yöneltilen soru ve tepkilere şöyle harika bir cevap veriyormuş: “Benim annem Türk sinemasının Brigitte Bardot’su!”. Kitabı okuduktan sonra ben de benzer bir cümleyi kurabilirim: O bizim Brigitte Bardot’muz. Brigitte Bardot, filmleri ile olduğu kadar hayvan hakları aktivisti olarak da en az oyunculuğu ve güzelliği kadar büyük bir üne sahip. Bizim Brigitte Bardot’muzu da hayvan hakları alanında görsek ne güzel olur.

Kitabın başında Türey Köse’nin bir giriş yazısı var. Ben de bu yazımı, Arzu Okay’ı kısa ve öz çok iyi anlattığını düşündüğüm Türey’in yazısından bir alıntı ile bitirmek istiyorum:

“Arzu sahici bir kadın, arkasında inişlerle çıkışlarla dolu zengin bir hayat var. Hayatının bir dönemi için kendisinden beklenen ‘pişmanlık’ açıklamalarına asla prim vermiyor, zaaflarına, yenilgilerine ve zaferlerine bütünüyle sahip çıkıyor. Hata yapmayı, affetmeyi ve bazen de affetmemeyi biliyor. Belki de en iyi filmi hayatı, en iyi başrolü kendisi!”

Teşekkürler Türey Köse, teşekkürler Arzu Okay…

edebiyathaber.net (24 Ocak 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r