Masthead header

Aysun Kara’dan “Şiir Seven Kedi” adlı öykü

Bilge Karasu sevdiğimdir… 

Her şey, sevgilisine olan özlemini bir kedi üzerinden anlatan “Bahane” adlı şarkı yüzünden. O şarkıdan yola çıkarak kedi sevmeye niyetlendim. Sevmek için bahane gereklidir kimi zaman. Aslında sevmek değil de sevdiğini anlatabilmek için. Belki edebiyat ve kediler üzerine bir öykü yazarak da kedileri sevmeye niyet edilebilir. Her niyet gibi başlangıcı heyecan verici, sonucu belirsiz olsa da kedilerin edebiyata yakıştığı söylencesi kedi sevgisinin yüreğimde uç vermesini sağlayabilirdi.

Sahip olmamayı göze alarak sevmek farklı bir sevme biçimi imiş.  Kediler insanlardan farklı olarak sahiplenmeden seviyorlarmış. Kedileri göçen bir bahçede öyküler yazarak günler geceler boyunca şiire kaçan kedisini bekleyen yazarın yalancısıyım. Sadece bunun için bile yaklaşabilmeliyim kedilere.

Karaşın kedi, yazarın bir öyküsünde göründüğünden bu yana bahçesinde yaşıyordu. Sadece bahçesinde değil, kitaplığında, yemek masasında, yatağının ayakucunda, yazı makinesinin üstünde, kâğıtların arasında, uykusunda, düşlerinde, en çok da yazdıklarında.  O da geceleri uyumazdı, göz bebekleri karanlıkta büyür, beklerdi. Yazarın zihninde belirdikten sonra kâğıt üzerine düşen her öykü taslağıyla gözleri parlardı. Yazar dilin dehlizlerinde savrulan bir adamdı. Ölü sözcüklere can vermeğe niyetli bir ortaçağ abdalıydı. Yaşantısında, yazısında kedilerin yeri başkaydı ama kimi zaman bir yengece, kirpiye de övgüler düzebiliyordu, aklı karışıktı. Kediyse kıskançtı, mırıltısına kulak verilmediğinden kırgındı.  Öfkesi yalın ve yakıcıydı. Mart ayıydı, aşk rüyaları görüyordu. Öykücünün zengin imgelerle dolu bahçesinde artık kendisine yer olmadığını düşünür olmuştu. Karaşın kedi boyun eğmezdi. Köprücük kemiği olmadığından başının sığdığı her delikten geçebilirdi. Hiçbir yerde uzun süre kalmaz,  çekip gitmekten korkmazdı. Gözü arkada kalsa da belli etmezdi.

Yazar, o gece makinesinin tuşlarında onuncu masalın sözcüklerini dizmekteydi. Bir oyun kurgulamanın telaşındaydı. Kedi bu defa oyun dışıydı. Masanın etrafında huzursuz dolanıyor,  gözleri kıvılcımlar saçıyordu. Dışarıda dolunay vardı. Karaşın kedi tehlikeyi sever, belayı çağırırdı, usulca çatıya çıktı. Unutulmaz öyküler yazan öykücünün bahçesinden çağrısına karşı koyamadığı şairin kucağına dört ayak üzerine düştü. Dokuz canlı,  cehennem uyrukluydu. Tüylerinde Mısırlıların tanrı gözüyle kutsadıkları atalarının izlerini taşıyordu. Şairin kucağındaki sessizliği varlığını imliyordu. Sevildiği kısık sesle kulağına fısıldansın istedi. Geceler boyu şairin düşlerini tırmaladı. Geceyle şiirin bir ilişkisi olmalıydı. Karaşın kedi şairin kabuk tutmuş yaralarını yalıyor, yaşadıklarını unutturuyordu. Kimi zaman dizeden dizeye coşkuyla sıçrıyor, sözcüklerin tınısıyla mırıldanıyordu. Şaire gelince… Karaşın kediye duydukları öncekilere benzemiyordu. Şiirleri his yumağıydı. Karaşın kedinin karanlıkta kor gibi yanan gözlerine bakarak yazıyor, onu göğsünde uyutuyordu. Dizeleri gösterişsiz, hesapsız, sessiz akan bir nehirdi. Kedinin şiire bu denli yakıştığı kimsenin aklına gelmezdi.

Şiir, belki de şairin kediye duyduğu aşkın bahanesiydi. Belki de şair, Karaşın kediyi yalnızca sahip olmayı yadsıyarak sevmeyi başarabildiği için seviyordu. Sadece bu yüzden kucağına oturmasını, sırnaşık bir edayla ellerini yalamasını, bacaklarına sürünmesini, mırıl mırıl göğsünde uyumasını aşk sanıyordu.

Yazar, bir şaire âşık olup kendisini terk eden kedisini nankörlükle suçlamamış olmalı. Üstelik terk edildikten sonra kitapsız ve kedisiz bir yaşantının eksikliğini anlatan bir kitap da yazmış. Karaşın kedinin gidişi yazarı hüzünlendirse de sahip olma duygusunun yersizliğine dikkat çektiğine göre bu duygudan arınmış olmalı. En güzel öyküler gidenlerin ardından yazılır çoğu zaman. Yazar da gitmenin kalmaktan uzun olduğunu bilenlerdendi. Belki de bu yüzden son öykülerinde kediler görünmese de sözcüklerinin gölgesinde Karaşın kedinin varlığı hissedilir.

Aysun Kara – edebiyathaber.net (16 Kasım 2012)

  • M. - 24/11/2012 - 00:12

    Kedinin arsız duygularının dinmesini, kucağımızda yorulmasını bekledikten sonra uykuya dalmadan hemen önce, kulağına şunları fısıldasak hep birlikte, ne güzel olmaz mı?

    “Yeşil deniz gibi gözleri vardı
    Beyaz tüyleriyle bir küme kardı
    Ağzını süsleyen sedef dişlerdi
    Baygın nazarı ta ruha işlerdi

    Severken aldatıp birden kaçardı
    Okşarken apansız pençe açardı
    Onda bir kadının gururu vardı
    Sürmeli gözlerinden riya akardı”
    N.Hikmet

    Sonra çoluk çocuk kıvrılıp uyusak bu sıcak öykünün önünde havadaki kükürt kokusuna aldırmadan?cevaplakapat

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r