Aslı Sökmen Gediz’in Kelebek Çalısı’ndan Sait Faik’e | Melih Yıldız

Temmuz 2, 2026

Aslı Sökmen Gediz’in Kelebek Çalısı’ndan Sait Faik’e | Melih Yıldız

Daha önce hiçbir eserini okumadığım yazarları ve kenarda köşede kalmış nitelikli kitapları keşfetmeyi çok severim. En çok da ilk kitabı çıkmış, kitabında sağlam metinlerini okuduğum yazarları… Böylesine zevk aldığım kitaplardan biri de Aslı Sökmen Gediz’in Potkal Kitap’tan çıkan Kelebek Çalısı oldu. Son yıllarda maalesef, farklı kalemlerden çıkan öyküler olsa da olayların ve mekânların benzer, hatta neredeyse birebir aynısı, olan metinleri sık sık okur oldum. Ancak Kelebek Çalısı’nda böyle bir algıya varmadım. Ve kitabın sayfalarını çevirdikçe Sait Faik ve Oktay Akbal’ın bir anısı aklıma geldi. Oktay Akbal’ın Şair Dostlarım adlı kitabında kaleme aldığı anısından biraz bahsedeyim. Sonrasında da Aslı Sökmen Gediz’in öykülerini okurken aklıma bu hikâyenin neden geldiğinden bahsederim.

Bir bahar günü Sait Faik, Orhan Veli ve Oktay Akbal Üsküdar’dan Beykoz’a giden bir vapura binerler. O yıllarda Oktay Akbal yeni yeni öyküler kaleme alan genç bir yazardır. Sait Faik ve Orhan Veli’yse genç yaşlarına rağmen Türk Edebiyatına yön vermiş ustalar… Vapur Anadolu yakasının tüm iskelelerine uğrar. Her iskeleye yanaşıldığındaysa Sait Faik Oktay Akbal’ı neredeyse sınava tabi tutar. Genç yazara, “Bak Oktay şu iskeleyi anlatmak gerekirse nereden başlarsın?” gibi sorular sorar. Her iskelede sorular birbiri ardına gelir. Sonunda vapur Anadoluhisarı’ndaki iskeleye yanaşır. Sait Faik yine sorularına devam eder, “Haydi, madem ki hikâyecisin, şu kahvede ilk gözüne çarpan nedir, söyle bakalım?” diye sorar Oktay Akbal’a. Akbal’sa adeta gözleriye çevreyi tarar. Kahvedeki üç beş kişi oturmuş kâğıt oynamakta, oynamayanlar kahve içmekte, duvarda da birkaç baskı resim ve Atatürk’ün İran şahıyla olan fotoğrafı asılıdır. Haliyle Akbal gözlemlediklerini betimleyerek bir öykü yazabileceğini söyler. Ancak Sait Faik bu cevap karşısında bir anda öfkelenir, “Ulan o kenarda tek başına oturan ihtiyar sakallı var ya işte asıl hikâye o be!” der. O anda Oktay Akbal da, yalnız, sıkıntılı bir hali olan, ne vapura ne de denize bakan sadece önünden akan pis suyu seyreden ihtiyara döner. Gerçekten de asıl hikâye odur. Tıpkı Sait Faik’in sıradan insanları anlattığı hikâyelerindeki gibi…

Ben de Kelebek Çalısı’nı okurken, Aslı Sökmen Gediz sanki bu vapurda yolculuk yapıyormuş da bir köşede Sait Faik’in Oktay Akbal’a söylediklerine kulak kabartmış hissine kapıldım. Yani Sait Faik’i dinlemiş ve hayatın içinde yer alan farkına varamadığımız hikâyelere kitabında yer vermiş. Ancak yazar, sıradanlığı ararken yaşamında karşılaştığı her olayı da öyküleştirip kitabına almamış. Kitap belli bir tema üzerine kurulmuş. Kitapta yer alan on altı öyküde kadın erkek ilişkilerini kadın anlatıcının gözüyle okuyoruz. Öykülerde evlerin kapısı kapağında kapıların ardındaki yaşamlara şahitlik ediyoruz. Okumayı tamamladığımızdaysa karakterlerle biraz olsun empati kurabilmek için soluklanıyoruz. Tabii ki her öykü kitabında olduğu gibi Kelebek Çalısı’nda da belli başlı öyküler beni daha fazla içine çekti. Bu öykülerden Tahir’in Delileri’ni kendime daha yakın buldum. Ustaca kaleme alınmış olan öykü Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ndeki stajyer olarak görev yaptığım günlerime götürdü beni. Orada tedavi gören hastaların dünyasına doğru bir yolculuğa çıktım, onların aileleriyle yaşadıklarını yeniden gözlerimin önüne getirdim. Ancak kitabı okuyan her okur kendi yaşamında şahitlik ettiği olaylarla karşılaşacağı için kitaptaki farklı öyküleri kendisine yakın bulacaktır. Bir öykü kitabının başarısı tabii ki sadece olayları aktarmasıyla ölçülemez. Dil işçiliği de en az olayları gerçekçi bir dille aktarmak kadar önemlidir. Aslı Sönmez Gediz de öyküleri okurlarına daha iyi aktarabilmek için kuvvetli betimlemeleriyle cümlelerini adeta ilmek ilmek işliyor; öykülere yakışır bir biçimde.

Kitabı severek okuyup bitirdikten sonra rafa koyduğumda aklıma yine Sait Faik geliyor. Ve bir dilekte bulunuyorum. Umarım ustamıza birçok öykücümüz kulak verir de edebiyatımız kısır döngülerdeki olayların dışına çıkar. Böylece Kelebek Çalısı gibi güçlü öyküler okur, yeni yazarlarla tanışırız. 

Yorum yapın