Masthead header

Antikçağ’da Kadın Kıyafetleri

ismail-gezginMÖ 6. yy’ın başlarında ünlü yasa koyucu Solon’un Atinalılar için yaptığı yasada iki şey dikkatleri çekmektedir. Birincisi yurttaşlık haklarına sahip olan erkeklerin yasal eşleriyle ayda en az üç kez cinsel ilişkiye girmek zorunda olduklarını düzenleyen yasa maddesi. Diğeri ise bundan böyle fahişelik yapan kadınların, isimlerini ilgili kamu görevlisine kaydettirerek vergi ödeme mecburiyetidir.

Bu kadınların toplum içerisinde tanınmasını sağlayacak kıyafet zorunluluğu da yasanın içinde yer almış. Bundan böyle, yurttaşlara cinsel hizmet verecek olan kadınlar, “iffetli” ev hanımlarına benzer kıyafetler taşıyamayacak, uzaktan bile tanınmalarını sağlayacak renkli ve çiçekli kumaşlardan yapılmış elbiseler giyeceklerdi. Bunun yanı sıra saçlarını sarıya veya kırmızıya boyamak onların yasal sorumlulukları olacaktı.

İnsanın ilk kez ne zaman giyindiği üzerine bir uzlaşma olmasa da toplumsal yaşamdan sonra giyiminin sembolik ve kimliksel anlamlar yüklendiği kabul edilmelidir. Özellikle sınıflı toplumun ortaya çıktığı Yakındoğu’da herkesin sınıfına uygun giyinmesi bir zorunluluk ve toplumsal yasa gereği idi. Örneğin sadece saray mensupları veya kraliyet ailesinin mor/erguvan renkli kumaşlardan yapılmış elbiseler giyme özgürlüğü vardı. Meslek grupları, asalet gibi sınıfların yanı sıra cinsiyet ve etnik aidiyet gibi kimlik öğeleri de kıyafet farklılığına yansımaktaydı.

Yayın hayatına yeni başlayan Midas Kitap tarafından yayımlanan, İpek Dağlı’nın Türkçeleştirdiği Antik Yunan Kadın Kıyafetleri J.Moyr Smith tarafından kaleme alınmış. Orijinali 1882 yılında yazılmış olan bu eski kitap yeni başlayanlar için Antikçağ’da kadınların giyim tarzı hakkında bilgi vermektedir. Kadınların gündelik yaşamda siyah renkte elbise giymediklerini söyleyen kitap bu rengin bugün de olduğu gibi yas ve kederi sembolize ettiğini vurguluyor. Ayrıca yas zamanı hem kadınların hem de erkeklerin başlarını örtüyle kapattıklarını gösteren veriler de mevcut.

13.10.2008 22-42-51_0268Ataerkil/fallokratik bir toplum olan eski Yunan toplumunda “iffetli” kadınlar (yasal eşler) için uygun görülen kıyafet sade olmalıydı. Evde duvarlar arasına mahkûm ettikleri kadınların zarafeti için bu eril toplumun önerisi bedene yapışmayan, hem renk hem de şekil olarak sadelik taşıyan kıyafetlerdi. Antik yazarlar ve resim-heykel sanatına dayanarak oluşturulan gözlemlerde en sık kullanılan kıyafet khiton ismi verilen elbiseydi. Kadınların giydiği khiton ayak bileklerine kadar uzanan dökümlü ve pileli, omuzlardan iğne veya dikişle tutturulan elbiselerdi. Kimi zaman ise himation ismi verilen mantolar kadınların tercihini oluşturuyordu.

Kadınların ayaklarına giydikleri sandaletler elbiseler kadar değerliydi; kimi zaman altın ve benzeri değerli aksesuarlarla süslenirlerdi. Altları genellikle tahtadan bu sandaletler, üzerindeki şeritlerle ayağa bağlanırdı. “… Bir deri parçası parmakları kaplarken ayağa bağlanan şeritler zarifçe bu deri parçasına bağlanırdı. Aynı zamanda ayakkabılar da kullanılmıştır. Yarısı tahta yarısı deri olan ya da tamamen tahtadan yapılmış, günümüz sabolarına benzeyen takunyalar da köleler tarafından giyilmiştir.”

Antikçağ’ın kadınlarının makyaj yaptıklarını, genç ve güzel görünmek amacıyla bugünküne benzer kimi malzemeler kullandıklarını biliyoruz. Bunlardan belki de en dikkat çekici olanı, yaşlı kadınların genç ve güzel görünebilmek ve kırışıklıklarını kapatabilmek için yüzlerini beyaz kurşun ile boyamalarıydı. Öte yandan kurşunla beyazlatılan yüzde dudak ve yanaklara sürülen allık için sığırdili otundan elde edilen boya kullanılıyordu. Antik dünyada kadınların ve erkeklerin bedenlerindeki tüyleri aldıklarını biliyoruz. Ünlü hatip Seneca, doktor tavsiyesiyle gittiği bir hamamda ağdacıların yaptıkları gürültünün çok rahatsız ettiğini söylemektedir.

J.M. Smith’in yazdığı Antik Yunan Kadın Kıyafetleri, çok eski bir çalışma olmasına karşın yeni başlayanlar için kolay okunan ve genel olarak bilgilendiren bir çalışmadır.

İsmail Gezgin – edebiyathaber.net (3 Ocak 2014)

  • Levent Ergenç - 06/01/2014 - 17:57

    Aslında antikçağ da Hitit,Urartu,Roma,Frik de içinde olan(daha doğrusu;buluntu ve resimlerin bol olduğu uygarlıklar)ayrıca,Afrika,Asya Amerika,Avusralya(Eski Aborjin kadınları) vs,olması gereken bir arkeolojik bir esere gereksinim var…cevaplakapat

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r