Çocuğunuzun büyüdüğü gerçeğine alışamasanız da gerçek, gerçektir! | Rafet Tozkoparan

Haziran 5, 2026

Çocuğunuzun büyüdüğü gerçeğine alışamasanız da gerçek, gerçektir! | Rafet Tozkoparan

Şermin Yaşar yeni romanı Büyüdüm Ben ile ilk gençlik çağının çıkmazlarına nüktedan bir yorum getiriyor. Genç-ebeveyn ilişkisini tadından yenmeyecek bir serüven eşliğinde kaleme alan yazar, kâh güldürüyor, kâh düşündürüyor.   

“Yetişemiyorum, yetişemiyorum, hiçbir şeye yetişemiyorum!” ifadesi, çalışan ebeveynlerin en büyük hayıflanmalarından biridir şüphesiz. Ebeveynlik rolünün baş döndürücü “yetememe” hissi özellikle iş çocuğa kimin bakacağına geldiğinde doruk noktasına tırmanır. Hatta öyle ki, ebeveynlerin stresi yüzünden kar tatiline bile sevinemez olur çocuklar. Her fırsatta eleştirilen ve pek çok tartışmaya konu olan ara tatil uygulamasının önümüzdeki eğitim öğretim yılı itibariyle kaldırılması kararının ardında da yine çalışan ebeveynlerin mağduriyetinin yer aldığı aşikâr.

Ebeveynliğin ikamesi sayılabilecek çocuk bakıcılığı kronikleşmiş kimi sorunları da beraberinde getiriyor. Metropollerde doğan Z kuşağı bireylerinin pek çoğu bakıcılarla büyüdü, öğrendi hayatı. Deyim yerindeyse bir nesil hasret büyüdü anne babasına. Milyonlar günün 3-4 saatine sığan küçük mutluluklarla inşa etti yetişkinliğini. Evet, çalışan ebeveynler için çocuk bakımı zor, bunda hemfikiriz. Eğer evde bir aile büyüğü ile birlikte yaşanıyorsa sorun yok. Peki ya yoksa? O zaman çocukların bakımını kim üstlenecek? Çocuğumuza birinin bakması için para ödememiz, sonra da bu parayı kazanabilmek için çalışıp didinmemiz gerekiyor. Ne kadar ironik, değil mi? Kitapları milyonlarca okura ulaşan Şermin Yaşar’ın Kronik İlk Genç etiketiyle yayımlanan yeni romanı Büyüdüm Ben! işte tam da bu yaman çelişkinin düşündürdükleri üzerine “zorunlu” bir büyüme ve olgunlaşma serüveni anlatıyor.

Büyümek hayatın en temel olgusu olsa da ebeveynler nedense bu gerçeği kabullenmekte pek hevesli değiller. Birilerinin onları ikna etmesi, “Tebrikler, çocuğunuz artık büyüdü!” demesi gerekiyor. Bazen de süreç kendi doğal ritminde ilerliyor. Aynı Yaşar’ın sözcüklere döktüğü gibi…

Bugün etrafımız bir elmayı soymaya, fişi prize takmaya müsaade edilmeyen çocuklarla çevrili. 10 yaşına gelmesine rağmen ayakkabısının bağcıklarını bağlamayı, hatta karşıdan karşıya geçmeyi dahi bilmeyen nice çocukla karşılaşmamız an meselesi. Tıpkı, ebeveynlerinin gözünde yaramaz, mızmız, şapşal, kendi başının çaresine bakamayan, aklı bir karış havada görünen X gibi. Evet, evet, X diyorum çünkü kitabın kahramanının bir adı yok! Neden mi? Bence bu yazarın bilinçli tercihi. Böylece kahramanla daha rahat özdeşleşip hepimiz kolayca kitabın kahramanına dönüşebilelim diye. Böylece Şermin Yaşar hepimizin büyüme hikâyesini sözcüklere dökmüş oluyor aslında. 



Sabah henüz o uyanmadan işe gidip yatma vaktinden hemen önce geri dönen ebeveynlerine hasret kalan X, sürekli değişen bakıcılarından bıkıp usanmıştır. Bir an önce büyüyüp kendi başının çaresine bakmaya kararlıdır. Anne ve babasını bu dertten ancak böyle kurtarabileceğini düşünüyordur. Oysa çoktan büyümüştür. Sadece bunu kimse fark etmemiştir. Hatta kendisi bile! Ne yapıp edip bunu ebeveynlerine göstermelidir. Bir şeyleri kendi kendine başarabilmek kendisine olan güvenini artırır. Gerçek hayatı deneyimlemeye başladıkça da on parmağında on marifet bir bakıcıya dönüşür. Derken, düşüncesizce ağzından çıkan küçücük bir yalan hayatının seyrini tümden değiştiriverir…

Ah o yalanlar yok mu, hele ki durumu kurtarmak için pervasızca ağzımızdan dökülen pembe yalanlar. Kahramanımız işte tam da bu noktada yalan söylediği anlaşılmasın diye yalan üstüne yalan türetmeye başlayınca “eleştirdiği büyüklerden” biri olup çıkar! Neyse ki vicdanı onu rahat bırakmaz da bu işe bir son vermenin yollarını aramaya karar verir.

X’in istemsizce yalan sarmalının içine çekilmesinin ardında yine ebeveyn faktörü yatıyor tabii ki. Başka çocuklar da kendisiyle aynı kaderi yaşamasın diye onlara hayatı karşı hazırlamaya çalışırken büyükler gibi kolayca yalan söylemeyi, numara yapmayı, oyunu, katakulliyi öğreniyor. İşin ilginç yanı etrafındaki hiçbir yetişkin onun eylemlerini, hareketlerini sorgulamıyor. Herkes hâlinden memnun, herkes mutlu! X de bu durumun farkında ki duygularını şu sözlerle ifade ediyor: “Ne garip, insanlar mutlu olduklarında ve işler istedikleri gibi gittiğinde hiçbir şeyi sorgulamıyorlar.” Zaten büyümek de işte böyle bir süreç, değil mi? O hâlde, yaşasın! X için hoş geldi büyüdüğünün farkına vardığı günler, hoş geldi gerçek hayat!

Şermin Yaşar’ın da ifade ettiği gibi çocukların nasihatten çok iyi örneklere ihtiyacı var şu hayatta. Ebeveynlerin ezici çoğunluğu çocuklarına neyi nasıl yapmaları gerektiğini söyleyip duruyor. Oysa iş nasihatleri pratiğe dökmeye gelince çoğu suspus kesiliyor. Belki de aradığımız çözüm, yetişkinlerin gözündeki “Çocuktur, yapamaz!” algısını topyekûn değiştirmekte yatıyor. Hayat bilgisi dersinde öğrendikleri, Türkçe testleri ya da çarpım tablosu karnı aç bir çocuğun makarna pişirmesine asla yardımcı olamaz! Bu noktada biz ebeveynlere düşen görev, çuvaldızı kendimize iğneyi çocuklarımıza batırmak aslında. Biz onları yüreklendirmedikçe, hayat denizinde “can simitsiz” yüzmelerine fırsat tanımadıkça yakınmalarımız beyhude.

Büyüdüm Ben’i benim gözümde özel kılan bir diğer husus, ağam-paşam diye büyütülen erkek çocuklarının da ev işlerinde pekâlâ muktedir olabileceklerini gözler önüne sermesi. İlk gençlik çağındaki bir çocuğun toplumsal cinsiyet rollerinden sıyrılarak ev işlerine balıklama dalmasına ve hatta değme çocuk bakıcılarına taş çıkarmasına tanıklık etmek çok keyifli açıkçası. 

Hem gençlerin hem de ilk gençlik çağında çocuğu olan yetişkinlerin okuması gereken bir kitap var karşımızda. Gülümsettikleriyle, hüzünlendirdikleriyle ama en çok da düşündürdükleriyle hayata, özellikle de çocuklu hayata ayna tutuyor. Yansıttıkları yer yer şapkayı önümüze alıp kendimizi sorgulatmaya itse de, garip bir mutluluk hissi bırakıyor içimizde. Çocuğumuzun büyüdüğünü kabul etmek zor olsa da er ya da geç bu gerçeğe ikna olmamız şart. Gerçekler acıdır, incitir; yalanlar tatlıdır, avutur. Fakat nihayetinde her daim ortaya çıkmayı bilen gerçekler kazanır.

Şermin Yaşar’ın tatlı dili ve Mert Tugen’in karakteristik çizimleriyle okurlara cümbüşü bol bir serüven vadeden Büyüdüm Ben’in güncelliğinden hiçbir şey yitirmeden uzun yıllar okunacağına eminim.

O vakit, serüven başlasın!


Büyüdüm Ben

Şerim Yaşar
Roman, 152 sayfa
Kronik İlk Genç

Yorum yapın