İlk Adımlar: Ömer Kaya | Hande Emekçi

Haziran 5, 2026

İlk Adımlar: Ömer Kaya | Hande Emekçi

Kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz? Kitaplarla ve yazmakla olan ilişkiniz nasıl başladı?

Meteoroloji bültenlerinde, belki bu sefer adını anarlar, diye çok beklediğim Ağrı’da doğdum. Çok meraklı bir çocukluk geçirdim. Çok fazla soru sordum. Bazı soruların cevaplarını kendimin bulma zorunluluğu, aldığım bazı cevapların beni tatmin etmemesi gibi nedenlerden, evvela insanlarla iletişimimi farkında olmadan sınırladım ve yine farkında olmadan çok fazla günlük yazdım. Bazı günler, günün farklı dilimlerinde, şu an nasıl isimlendireceğimi bilmediğim kadar çok yazdım. Çok fazla “bazı”m oldu. Evimizde kitap neredeyse yoktu. Elinde kitap taşıyan liseli abilere özendim. Sadece kitap taşımak istedim. Kalın kitaplar… Sonra onları okumaya başladım. Keyif aldıkça eylemimi lise yıllarıma kadar içgüdülerimin önderliğinde gerçekleştirdim. Çok şey olmak geçti aklımdan. Hiçbir şey olmak istemediğimi düşündüğüm zamanlar üniversite çağıma denk geldi. Merakımdan hiçbir şey eksilmeyince günlüklerimin çeşitlenerek şiire, öyküye, eleştiriye ve bazen roman taslağına dönüştüğüne şahit oldum. Türk dili ve edebiyatı öğretmeni olduğumu gösteren bir belge tutuşturdular elime. Kaç adım atmışımdır şimdiye kadar, saymadım. Ne yapayım ama aklıma ancak gelebildi. Babam elimden tutup da çarşıya götürse yine aynı sevinçle giderim, biliyor musunuz? Hatta bir kere denemiştim, insanlara rezil olurmuşuz. “Eşşek kadar adam”mışım. Bir gün rezil olmazsak ve ben “eşşek kadar” görünmemeyi başarırsam deneyeceğiz.  

Kitabınızın ortaya çıkış öyküsünü anlatabilir misiniz? Fikir nasıl doğdu, kitabın ismine nasıl karar verdiniz, yazma sürecinde neler yaşadınız? 

Kitaptaki öykülerin 2008 yılından günümüze uzanan geniş bir yelpazesi var. Dolayısıyla fikir de benim kişisel tarihimce eski. Metinlerin demlenme sürecine olan hassasiyetim, her gün gelişebilmeye olan inancım dolayısıyla özellikle üniversite yıllarımda oluşturduğum pek çok dosyadan vazgeçtim. Zira aradığım şeyin takdir almakla değil, arzu ettiğim biçimin ortaya çıkması ile ilgili olduğunun farkına vardım. Küçük bir kıvılcamla hareket etmektense zamanın ateşinde pişen üretimlerin peşine düştüm. Şu an yaşım otuz yedi. İlk kitabım için uygun gördüğüm yaş ise kırktı. Hem yakın çevremin hem de pek çok esere eleştiri yazmamın verdiği baskıyla bu üç yıllık tavizi vermek durumunda kaldım. “Lafa Boğulmak” yaşamım ve ürünlerimle örtüşen bir isim olmanın ötesinde farkına vardığım önemli bir duygu. Onu her ne kadar yazmayı planladığım bir roman için belirlemiş olsam da yazdığım öykülerin bu ismi arzu ettiği aşikardı. Zira bu ismin yazma sürecimi, öykülerin içeriğini ve hayata bakışımı özetlediğini düşünüyorum. Her gün yeni bir karmaşada bizi lafa boğan her “şey”den elbette öykülerim de payını aldı. Tekdüze ilerleyişi reddeden, sanatın birikiminden mümkün olduğunca faydalanmaya çalışan, hayatın kaotik yansıması olmayı amaçlayan kurgulardan oluştu. Yaşadıklarım da tahmin edeceğiniz üzere karmaşıktı. 

Kitabınızı tamamladıktan sonra yayınevi bulma süreciniz nasıl geçti? Kitabınızı basmaya karar veren yayıneviyle yaşadığınız süreç nasıldı?

Kısa süren bir yayınevi sürecim oldu. Dosyamı göndermeyi düşündüğüm birkaç yayınevi söz konusu olsa da bunu eyleme dönüştürmedim. Mahal Edebiyat Yayınları takip ettiğim, kendime yakın bulduğum bir yayıneviydi. Mete Karagöl’e dosyamdan, karşılıklı değer yaratma arzumdan söz ettim. Bir aylık sürecin sonunda olumlu dönüt aldım. Süreci, acele etmeden en doğru biçimde sonlandırmaya çalıştık ve “Lafa Boğulmak” okurla buluşma fırsatını yakaladı. 

Kitabınızdan biraz bahsedebilir misiniz? Kitapta sizi en çok etkileyen bölüm hangisi?

Modernist romanlar okumaktan keyif alırım. Dolayısıyla öykülerimin içeriğini benzer bakıştan oluşturmaya, edebiyatın teknik olanaklarından mümkün olduğunca faydalanmaya ve başarabilirsem onların doğru kullanımlarına örnekler vermeye çalıştım. Yabancılaşmış bireyi merkeze aldım. “Boyacı” isimli öyküm haricinde başkişimi değiştirmedim. Mizahtan da faydalanarak eleştirilerimde söz konusu ettiğim pek çok yan meseleye temas etmeye çalıştım. Öyküler bir bütünün parçalarını temsil etti. Kitabın ilk bölümü olan “Tek Perde Emrah”ta aynı kişilerin birbirinden bağımsız öyküleri yer alırken “Lafa Boğulmak” bölümünün öyküleri birbirini tamamlayan öykülerden oluştu. Etkilendiğim tek bir bölümden söz edemem. Zira etkilendiğim öyküleri bir araya getirme çabamdı bu kitap. Belki tersinden cevaplarsam yansıtmacı anlayışa sahip ve yazdığım ilk öykü olan “Bitpazarı”na diğer öykülerin görünürlüğüne katkı sunması ve bir vefa göstergesi anlamında yer verdiğimi söyleyebilirim.  

İlk kitabı yayımlamanın en büyük heyecanı ve en büyük zorluğu neydi? Kitabınız yayımlandıktan sonra aldığınız tepkiler nasıldı?

Kitabı, Kıymetli Hocam Prof. Dr. Hakan Sazyek’e ithaf edebilmek benim için hem büyük bir heyecan hem de büyük bir zorluktu. Birikimine çok inandığım ve bende katkısı yadsınamaz bir şahsiyet. Umuyorum, naçizane, bir teşekkür yerine geçmiştir. Kitabı mücadeleci yaklaşımla karşılayan pek çok kişiden olumlu dönütler aldım. Olumlu/olumsuz bütün görüşler değerliydi. Bizde çok beğenilse bile bir kitabın canlılığını koruyabilmesi takriben üç ay sürer. Fakat çok geniş bir zamana seslendiğimizi de unutmamak gerek. Bu nedenle kısa sürede ortaya çıkan tepkileri kıymetli bulmakla birlikte uzun süreci merak ediyorum. 

İlk kitabınızı yayımladıktan sonra yazarlık konusunda düşünceleriniz değişti mi?

Yazarlık, kişinin kendine yükleyebileceği bir vasıf değil. Kişi ancak yazabilir. Ona yazarlık sıfatını layık görecek merci okurdur. Dolayısıyla kitap yayımlatıp yayımlatmamak bu konudaki fikrimi değiştirmez. Ancak genel hatlarıyla baktığımda ciddi bir birikim eksikliğiyle yazıldığını gözlemliyorum. Bu yalnızca kurgu ürünlerde değil, eleştiri metinlerinde de kendini gösteriyor. Tabii okur da buna göre şekilleniyor. İçerik, afili cümleler hem okurun hem de eleştirmenin (!) zikrettiği ve ötesine geçmediği iki unsur olarak kemikleşti. Tabii gruplaşmanın, kişisel hesapların da bunda önemli bir rol oynadığını atlayamam. Fakat ne önemi var? Hepimiz öleceğiz. Üretimlerimiz ne kadar yaşayacak? Birileri görecek elbet.  

Yeni bir kitap için çalışmalarınızı sürdürüyor musunuz? Henüz kitabı yayımlanmamış yazarlara tavsiyelerinizneler olur?

Yeni bir kitap düşüncesiyle yazmıyorum. Günlük yazarken hangi duygum baskınsa yine aynı duyguyla yazıyorum. Halihazırda kitaplaştırabileceğim bir çalışmam var. Bu konuda şimdilik bir acelem yahut heyecanım yok. Kitap yayımlatmak isteyen yazarlara bir okur gözüyle cevap vereyim. Merak etmeyin, amacınız kitapsa bir şekilde yayımlanacak. Ben hedefi edebiyata katkı sunmakla ilişkilendiriyorum. Mümkünse bunu beraberce yapmaya çalışalım. Bu da edebiyatın gerçek havasını solumakla, uzun süreçlerle ve emekle sağlanabilir. Teveccühünüz ve kıymetli sorularınız için teşekkür ederim.

Yorum yapın