Şair ve Eleştirmen Yücel Kayıran’ın söyleşileri tek kitapta toplandı Aporia Geçidi “Söyleşiler Kitabı”

Haziran 5, 2026

Şair ve Eleştirmen Yücel Kayıran’ın söyleşileri tek kitapta toplandı Aporia Geçidi “Söyleşiler Kitabı”

Yücel Kayıran’ın Aporia Geçidi “Söyleşiler Kitabı” Ravenart Kitap tarafından yayımlandı.

Bültenden:

Şair ve Eleştirmen YÜCEL KAYIRAN’ın 1997-2026 yılları arasında Türkiye’nin en önemli gazete, dergi ve internet sitelerinde yer alan söyleşilerinin BİR KÜLLİYAT olarak yayımlandığı bu önemli kitap, SÖYLEŞİ; ŞİİR, EDEBİYAT; FELSEFE vb. türlerle ilgilenen okurlar için son derece önemli bir kaynak niteliğinde….
“…Bir şaire yaklaşmak kolay değildir. En azından şairlik deneyimine sahip olanlar için böyle bu. Her şair bir adadır. Bir ada, bir adaya yaklaşamaz, yaklaşılabilen adanın kıyısıdır ama kıyılar birbirine dokunduğunda bile, doruk-ları hala birbirine dokunamayacak mesafededir. Küçük ada vardır, büyük ada vardır ama hepsi de adalıkta eşittir. Ve kanımca ada olanlar bunu bilir, küçüklüğü büyüklüğü önemsemezler, çünkü önemli olan ada olmaktır… Kaldı ki, her biri daha büyük bir kütlenin görünen kısımlarıdır…” YÜCEL KAYIRAN

Soruyu Duymak

Söyleşi bir tür birlikte düşünme biçimidir. İleri sürülen bir düşüncenin, başkaları tarafından nasıl ve hangi yönden algılanıp kavrandığını dile getiren sorularla bir tür sınanmasının ve kapalı kalan yönlerinin açık seçik hale getirilmesinin yoludur söyleşi. Soru, bir açmazı, bir problemi işaret ettiği ölçüde varlıksal değer kazanır. Soruyu duymak, içinizdeki varlığın sesine kulak vermektir. Dile getirilen ya da ileri sürülen her yeni düşüncenin, ilişkin olduğu olgu ile bağı, başlangıçta seçik biçimde görülmeyebilir. Söyleşi, bir düşüncenin seçik hale gelmesinin iki yolundan biridir.

Geriye dönüp yekûna baktığımda, yaklaşık otuz yılda altmış civarında söyleşi yaptığımı gördüm. Bu yaklaşık olarak altı yüz soruya yanıt vermek anlamına geliyor. Başka bir deyişle altı yüz civarındaki soruyla kendimi, teste tabi tutulmuştum. Şu argümanı gönül rahatlığıyla dile getirebilirim. Gerek şiirim gerek şiir anlayışım gerekse eleştirel analiz biçimim için, yaşadığım zamanı daima bir test, bir sınav yeri olarak değerlendirdim. Kendinden menkul olan her yapıt badire sınavıyla yüz yüze gelir. 

Bir şairle söyleşi yapmak, bir şiire ya da bir şiir düşüncesine ve onun gelişimine soru yöneltmek daima zor olmuştur. Özel bir ilgi özel bir çaba gerektirir. Bu işim ilk piri Enver Ercan’dı. Ercan’ın söyleşileri, şiirimizin ve poetikamızın ilk söyleşi anıtlarındandır. Şöyle bir ayırıcı özelliği vardı: Söz konusu şaire yönelttiği soru, şairin, şiirine ve poetik hikayesine hâkim olmasının ötesinde, şairliğinin başından beri ona yöneltilen karşı tavır ve eleştirilerin bilgisini de içeriyordu. Geçmiş zaman içinde, ona yöneltilen eleştiriler, şimdi şaire, soru olarak ona yöneltiliyordu. Dolayısıyla soruya verilen yanıt, aynı zamanda, kendisine yöneltilen eleştirilere de yanıt işlevi görüyordu. Ve söz konusu söyleşi, söz konusu şair için, bütün şiir hayatının bir dökümü, ona yöneltilen karşı-edimlerle bir yüzleşme durumuna geliyordu ve aynı zamanda kendi yekûnuna, geldiği toplamın sonucundan bakmak anlamına. Söyleşinin neden önemli olduğunu, Enver Ercan’ın, şair söyleşilerinden öğrendim. Hakkını teslim etmek isterim.

Kuşkusuz felsefe eğitiminin katkısını göz ardı edemem. Felsefe, refleksif bir düşünme biçimidir. Felsefenin bu özelliği pek bilinmez. Bu düşünme biçimi, felsefeyi diğer düşünme biçimlerinden ayırdığı gibi, onu, şiirsel düşünme biçimiyle özdeşleştirilebilir bir hale getirir. Refleksif düşünme, kendi yaratımının, kendi eyleminin, kendi düşüncesinin üzerinde düşünmek, onların ne olduğu ve ne anlama geldiği hakkında sorgulayıcı biçimde analiz etmek demektir. Dolayısıyla bu söyleşilerde yaptığım şiirim ve şiir anlayışımın üzerinde düşünmek oldu.  Yöneltilen her soruda, sorunun dile getirdiği kavramın bendeki deneyimiyle bağının ne olduğunu araştırdım. her soruda, kendi kendim üzerinde düşünürken, kendi yaratımımın ve kendi anlayışımın ontolojik ve tarihsel olarak anlamının ne olduğunu irdeledim.  Bu kitapta yer alan söyleşiler bu edimin verimidir.

Kuşkusuz çok şanslıydım ya da talih; hem söyleşiyi yapan kişiler bakımından hem söyleşinin yayınlanmasına olanak veren yayın organları bakımından. Bu ikisi, aslında aynı olgudur. Bu söyleşileri, bu kitapta bir araya getirmek için toplarken, çok daha iyi fark ettim ki, birbirinden farklı ideolojik konumlar içinde değerlendirilebilecek eğilimler bana baştan beri sahip çıkmış ya da benim sözümü dile getirmeme olanak sağlamışlar. Bir tasarımdan değil, kendiliğinden olan bir gelişim durumundan söz ediyorum. Hayatın bütün alanında mevcut olan bir olgu, edebiyatımızın ya da şiirimizin realitesinde de mevcuttur: Bir çevrenin, bir ideolojinin, bir iktidar alanının öznesi olduğun ölçüde varlık bulabilirsin. Ben, poetik varlık bakımından daima bu bağlamın dışında yer aldım. Bir tasarımın neticesi olarak değil, kendiliğindenliğin bir sonucu olarak vücut bulan varoluş durumumun neticesinin peşinde olmayı tercih ettiğim için belki de.

Söyleşilerimin yayınlanmasına olanak veren bütün yayın organları, söyleşilerin künye bilgisinde mevcut. Bazılarında bir devamlılık söz konusu oldu. Bu sürekliliğin olanağı için, Hami Çağdaş’ı, Enver Ercan’ı şükranla anıyor; Turhan Günay’a, Derviş Şentekin’e, Mehmet Ocaktan’a, Mustafa Arslantunalı’ya, Ömer Faruk Erkızan’a, Mustafa Günay’a ayrı ayrı teşekkür ediyorum. 

Yücel Kayıran Nisan 2026, Ankara

APORİA GEÇİDİ, YÜCEL KAYIRAN, Söyleşiler Kitabı, Mayıs 2026, RavenART Yayınları, 580 sayfa, sıvama cilt.

Yorum yapın