Masthead header

Tuğçe Ayteş’ten “Unutmabeni” adlı öykü

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

Beni gene unutmaya başladın. Gözlerini hafifçe araladı. Seni mi? Sen? Ah, seni tabii. Kalk haydi. Kalkasım yok. Doğrusu, kalkamıyorum. Her yerim öyle bir uyuşmuş ki. Anlık bir parlama. Beyaz bir oda. Boynunu hafifçe kaldırıp çok geçmeden yastığa gömdü yine. Niye gülüyorsun? Hiiiç. İnsan bir hiç için güler mi? Neden gülmesin? Bilmem. Gülmeyi de mi unuttun yoksa? Gülmek… Ağzın iki yana doğru açılmasıyla yapılan bir hareket, hem yüz kaslarına da faydalı. Hatırlamaz olur muyum? Güzel, güzel. Eskiden nasıl el ele tutuşup koşardık kırlarda? Ağzının sağ kenarı hareketlendi. Unutmabeni toplardık. İşte böyle, aynı o zamanlardaki gibi. Sarı göbekli, tatlı mavi taçyapraklı minicik çiçekler… Sahi ya nasıl koşardık? Diiiiiit diiiiiit. Gözlerini tamamen açtı. Beyazlık gözlerini yordu. Yeniden kapattı. Unutmabeni mavisi yok. Her şey gibi onları da kaybetti. Her şey gibi onları da kaybettim. Böyle konuşmana kızıyorum biliyorsun. Ben hâlâ buradayım ya. Evet, şimdilik… Buradayım, buradayım, içini ferah tut. Off, pelte gibiyim. Geçer yakında. Dışarısı bahar. Yine kırlara gideriz. Güneşle yıkanırız. Öyle de… İşe gitmeliyim gündüz. Bir gün de gitmeyiver. Son zamanlarda aksattım. Aksattım mı? Galiba. Kaç gün? Aklım bin parçaya bölünmüş adeta. Parçalar dört bir yanda. O da geçecek, dedim ya, ferah tut içini.

Birden yüreği sıkıştı. Gitmeyeceksin değil mi? Gitme, lütfen. Özledim seni. Diiiit diiiit. Komik, ben hiç gitmedim ki. Olsun… Ama söz ver, kırlara gideceğiz. Gideceğiz gideceğiz, elimdeki dosya bitsin hele. O dosya bitse yenisi gelecek. Yenisi gelmeden gideriz. Epeydir resim yaparken görmüyorum seni. Yapmıyorum da ondan. Niçin? Yapamıyorum. Geç geliyorum zaten, hem annem kızıyor etrafı dağıtmama. Yazık, okuldayken çok iyi şeyler çizerdin. Herkes hayran kalırdı. Öğretmen, bir ressama göstermişti de… Sus, n’olur, okul bitti artık, geride kaldı, hobi olarak yine yaparım, vakit bulunca. O zamanlar ressam olacağım derdin… Çocukluk, neler istemedik ki çocukken? Ah, asıl sen sus, sözlerin canımı yakıyor. Üzgünüm, hayatın gerçekleri… Kendi gerçeğini yaratabilirsin. Yaratabilirdim. Yo, yaratabilirsin hâlâ. Nasıl? İstifa ediyorum, ressam olacağım diye mi? Neden olmasın? Diiiiit diiiiit. Başını iki yana sallamaya çalıştı. Boynu paslanmış bir menteşe sanki. Havailiklerine şaşıyorum. Ben de senin şu ayağı yere basan hallerine…

Sessizlik. Gitti galiba. Gözlerini tamamen açtı. Hani gitmeyecekti? Saat kaç? Hava daha yeni yeni aydınlanıyordu. Biraz daha yatsam… Yok. Doğruldu. Doğrulduğuyla kaldı. Şakaklarına saplanan ağrıyla ekşitti yüzünü. Yatağın kenarından sarkan çıplak bacaklar. Eli yandaki komodine uzandı, küçük şişeyi kavradı parmakları. Kapağını kapatmıyordu bir süredir. Hemen birkaç hap alıp yuttu susuz. Daha iyi böyle, evet. Ne yapacaktı? He, tamam. Kalk ve hazırlan. Yıllarca uyumuşum gibi. Ayaklarını oynattı. Tuhaf. Daha demin hiçbir yerini oynatamıyordu. Demin, demin… Diiiiit diiiiit. Ağrıda hafifleme yok. Kaç hapa kadar izin vardı? Olmazdı ya birkaç tane daha almanın zararı. Pencereden günün ilk ışığı. Gri güneşlikten bordo duvarlara yansırken donuk. İşe gitmeliyim. Elleri döşeğe kenetlendi. Gözleri komodinin çekmecesinde. İç çamaşırlarının altında saklı boş sayfalar. Erken kalktım işte, çizsem ya bir şeyler… Ama kahvaltı, üst baş, daha kalkmadım bile. Sabahlar torbaya girmedi ya, akşamlar da. Yani mesaiye kalmazsam… Diiiiiit diiiiiit. Annemle babam görmeden… Ya uyanırlarsa tam ben… Daha çok erken… Alarm kurulu nasılsa… Yavaşça arkaya arkaya arkaya. Yastık daha soğumamış.

Hap işini abartmaya başladın. Başım nasıl ağrıyor nereden bileceksin? Beni hafife alıyorsun. Seni iyi tanırım, herkesten çok severim. Senin acın, benim acım. Bırak allasen! Beni en iyi annemle babam anlar. Tek dostlarım onlar. İşimiz var seninle! Yalan mı? Herkes bıraktı beni baksana. Sen bıraktın belki de. Hayır, onlar bıraktı. Ben hâlâ yanındayım ya. Sen de bırakacaksın. Bana niye katlanasın ki? Niye katlanmayayım? Ben bile kendime katlanamıyorum bazen ondan. Resim yapsana, hatırlarım iyi hissettirirdi seni. Resim karın doyurmaz ama. Şimdi doyuyor mu karnın? Doyuyor tabii. Cebimde para var. Annemin güzel yemekleri, şirketin yemekhanesi de cabası. Hanginde çocukken ağzına teptiğin o çamurun tadı var? Kıkırdadı. Diiit diiit diiit. Şişt, annem duymasın. Üstüm başım kirlendiğinde yeterince zılgıt yemiştim zaten. Ya taşların altındaki o solucanlar… Ah, evet, toprağı kazdıkça bir sürü, parmağımı ortasından bastırınca, vıck! Iyy, düşündüm de ne iğrenç. Keyif alıyordun ama. Alıyordum da çocukluk… Ne ara büyüdün sen? Gülmesine alındı. Hayat… Unutmabeniler, sarı, pembe, mavi. Mavilerden toplardı. Bir keresinde kolye yapmıştı da. Babası çöpe… resimleri gibi… En son ne zaman kana kana buz gibi su içtin? Şey, ben… Boğazı hasta eder. Peki, deli gibi bir cereyanın ortasında kaldın? Dokunur. Ne zaman? Diit diit diit.

Zaman… Saat? Doğruldu. Alarmı duymadım mı? Hep yapıyorum bunu. Patrona nasıl anlatacağım? Bu kaçıncı? Üzgünüm efendim, bir daha olmayacak. Bir dahakine kapının önündesin zaten. Tamam, efendim, şey bey, ııı, bilmem ne bey… Neydi sahi adamın adı? İşyerini bile canlandıramadı gözünde. Bir masam var, evet. Yanım boş mu dolu mu? Tıkır tıkır. Bir kadın uzun tırnaklarıyla klavyede yazı yazıyor. Tuhaf, ne yüzü ne adı hatırımda. Aman çok da önemli değil. İç çamaşırı almak için çekmeceye uzandı. Hışır hışır. Kâğıtlar. Bakışları kapı yönüne saplandı. Bizimkiler uyanmış. Koridorda sesleri. Çekmeceyi kapatmalı. Odama uğramadıklarına göre geç kalmadım daha. Kalkmalıyım. Yatağımda örtü değil de boydan boya tutkal var sanki. Diiiit diiiit. Hap kutusu komodinde. İçtim mi bugün? Hatırlayamadı. Birkaç hap döktü avucuna. Ağzına atmak üzereyken… Kaçıncıları içiyorsun? Kutuyu ver bakayım, sayacağım. Elindekileri de ver. Bir, iki, üç… Anneciğini üzmek istiyorsun, anladım niyetini. Başını eğdi. Yo, ben sadece, ağrı… Babanla sana en iyi olanakları sunmaya çalışıyoruz yıllardır ama sen, sen… Özür dilerim, üzmek istemedim. Canım benim, kıyamazmış da bize, azıcık daha dikkatli olsan, he evladım? Peki. Kahvaltı hazır, haydi gel. Gelirim birazdan. Bu sefer kalkacağım. Valla. Tuvaleti de gelmez mi insanın?

Ha, beni gene unutmaya başladın. Unuttuğum yok. Bal gibi de unuttun. Hayır… Peki, hatırlar mısın, bir keresinde tiyatroda nasıl çişin gelmişti, annenle baban aradan önce kalkamayız demişlerdi de… Kalbi sıkıştı. Bunu niye anlatıyorsun şimdi? Hiiiç, aklıma geldi. Altına kaçırdığında… Sus, utanıyorum. Utancın neden? Altına kaçırdın diye mi, annenle baban el âleme rezil oldun dediği için mi? İşemek doğal… Benim için en iyisini istiyorlar, o kadar. O günden sonra, altıma kaçırmadım asla. Kendimi rezil edecek hiçbir şey de yapmadım bir daha. Hı hım, steril bir hayat, kobay sıçanlar gibi, onlar bile daha canlı ya senden. Deme öyle. Haydi, silkin de kendine gel, yan gelip yatamayacağın kadar güzel bir hava var dışarıda. Kalkamıyorum. Kollarına baktı. Diit diit diit diit. Demek bu yüzden… Bağlıyım baksana. Sök onları. Sonra? Üff, sonrasını düşünme bir kere de. Sök işte. Kımıldamadı. Aman sen de, kırlara koşarız belki. Ama unutma beni, tamam mı?

Eli çekmeceye uzandı usulca. Annesiyle babasının çatal kaşık sesleri. Haydi. Kâğıtları çıkardı. Yakalanırsam? Ne olacak yakalanırsan? Onları üzmek… Üzülmezler merak etme. Onların istediği… Senin istediğin? Dit dit dit. Kulakları yanıyordu. Mavi çizim kalemi. Bembeyaz, boş kâğıtlar. Kalkacaktı. Yatağın kenarında yaylandı. Çarşafa yapışmadı elleri. Yatak salıverdi onu. Demedim mi sana kalkarsın diye? Tuvalete koşup kapıyı kilitledi arkasından. Klozete oturur oturmaz kaleme sarıldı. Başta tutuk tutuk. Sonra su gibi. Dit dit dit dit. Aferin, işte böyle! Unutmamışım, inanabiliyor musun? Küçük küçük mavi çiçekler, beşerli taç yapraklar birbirine sokuldu çoğalırlarken. Öyle çoğaldılar ki sayfalar yetmez oldu. Dit dit dit dit dit. Baksana şunlara, elimi uzatsam alabilirim. Güldü. Son sayfaya bir çocuk çizmeye başladı. Çayın soğuyor, nerelerdesin? Kalem duraladı kâğıdın ortasında. Hayır, devam et, devam… Kalem yeniden hareketlendi. Çocuğun başı, omuzları, gövdesi, sol kolu, koşar haldeki bacakları, koca bir unutmabeni bahçesine uzanan sağ kolu. Dit dit dit dit dit dit. Kapı tık tık. İyi misin? İyi mi? Hiç olmadığı kadar. Hiç olmadığın kadar. Dit dit dit dit dit dit. Kapı daha sert tıklandı. Sonra tıklar yumruk seslerine dönüştü, iki kat hızlandı. Çıksana dışarı, kahvaltı et, işe geç kalacaksın. Hayır, hayır, hayır. Gün boyu oturabilirim burada. Dit dit dit dit dit dit dit. Niye üzüyorsun bizi? Haydi… Anahtar sesi. Yedek anahtarlar. Kendime ait birkaç dakika. İç çamaşırını çekti. Ellerini yıkamaya yeltendi, vazgeçti. Kâğıtlarına sarıldı. Göğsünde sımsıkı. Dit dit dit dit dit dit dit. Kapı açıldı. Lavaboya geriledi. Bilmeliydik. İstediğin her şeyi vermedik mi? Neden? Başını hızlı hızlı sağa sola salladı. En gerektiği anda yine tek başına. Hani bırakıp gitmeyecektin? Resme baktı, çocuğun unutmabeni toplamaya hazırlanan eline. Yaklaşmayın! Dit dit dit dit dit dit dit. Niye bize düşmanmışız gibi davranıyorsun? Ufak ufak klozete yaklaştı tekrar. Sifona bastı. Sular güldür güldür akarken attı kendini içine.

Dit dit dit dit dit dit dit dit! Hastayı kaybediyoruz. Dozu artıramaz mıyız? Daha şimdiden otuzar miligram kattım hanımefendi. Başka bir dozu kaldırıp kaldıramayacağını bilemiyorum. Damardan verilen anestezikler doğrudan kana karışır, riski alamam. Seneler süren emeğimiz gidiyor doktor bey! Beyefendi, elimden geleni yapıyorum. Ama böyle vakalarda gerileme ihtimali her zaman mevcut. Dit dit dit dit dit dit dit dit. Tonlarca ağırlıktaki gözkapaklarını araladı. İnsanı ezen, ağır bir koku, tek renkli oda ve… kollarındaki kablolar. Kalkmak şöyle dursun, damarlarına akan sıvının ağırlığıyla kımıldayamadı bile. Şimdi ne olacak? Ben de bilmiyorum. Yok mu bir çare buna? Aslında… var bir yöntem… ama hayır. Lütfen, nedir? Hoşuma gitmiyor konuşulanlar. Benim de. Elimi tut. Niye? Tut işte. Nasıl desem, biraz tartışmalı… kökten tek çözüm. İstediklerimizi yapacaksa razıyız. Daha sıkı tut elimi, bırakma. Neler oluyor? Bizi ayıracaklar. İmkânsız… Hatırla! Kırları, çamurları, solucanları, unutmabenileri. Unutma beni! Unutma beni. Uuunnnuuutmaaaaaaa… Unutmamalıyım, unutmamalıyım, unutmamalıyım, unutmamalı, unut, u… Diiiiiiiiiiiit. Gözlerini açtı. Annesiyle babasının şefkatle gülümseyen yüzleri. İçine bir sıcaklık yayıldı. O da gülümsedi. Belli belirsiz dudak kımıltısı. İşe gitmeliyim.

Tuğçe Ayteş – edebiyathaber.net (24 Eylül 2012)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z