Masthead header

“Ortak Roman”ın on birinci bölümü yayında!

Sizi, sitemiz yazarlarından Hasan Saraç ile birlikte “Ortak Roman” yazmaya çağırıyoruz!

“Ortak Roman” 2013′ün ilk yarısında yayınlanacaktır.

Bizzat katkıda bulunabileceğiniz “Ortak Roman” adlı projemizin on birinci bölümünü sizlerle paylaşıyoruz:

Önceki bölümleri okumak için buraya tıklayabilirsiniz>>>

  • Bölümlerini pdf formatında okuyabileceğiniz romanın, kurgusunu geliştirip akışına yön verecek yorum ve önerilerde bulunma şansına sahip olacaksınız.
  • Yayınlanan her bölümün ardından, bir sonraki bölüme yönelik 100 kelimeyi aşmayan önerilerinizi yazarla paylaşabileceksiniz.
  • Değerli katkılarınızla şekillenerek ilerleyen bölümleri her hafta pazartesi ve perşembe günleri yayınlanacak olan psikolojik gerilim türündeki romanın 2012 sonunda tamamlanmasını hedefliyoruz.
  • Projenin belirlenen sürede tamamlanabilmesi için, önerilerinizi her bir bölümün yayınlanmasını izleyen 3 gün içerisinde yorum bölümüne iletmenizi önemle rica ediyoruz.
  • Yazar, okurlarla ayrı ayrı yazışacaktır. Bu nedenle lütfen e-posta adreslerinizi doğru olarak bildirin ve bu adreslerin sadece Hasan Saraç tarafından görülebileceğinden emin olun.
  • Projenin bitiminde İstanbul ve Ankara’da düzenlenecek birer toplantıda, sürece katkıda bulunmuş olan siz değerli okurlarımızla buluşacak, yazarımız ve Edebiyat Haber ekibi ile birlikte projeyi tartışacak, sorularınızı yanıtlayacağız.
  • Postiga Yayınları tarafından kitaplaştırılacak projenin teşekkür bölümünde isimleriniz anılacak ve Edebiyat Haber yönetimi tarafından gönderilecek imzalı birer kitaba sahip olacaksınız.

Önceki bölümleri okumak için buraya tıklayabilirsiniz>>>

11. bölümün biçimlenmesine katkıda bulunmak için yorum ve önerilerinizi aşağıdaki “yorum” bölümüne yazmanızı rica ediyoruz.

edebiyathaber.net (17 Aralık 2012)

  • CAN YILDIRIM - 17/12/2012 - 12:13

    20 yıl doldu ve onunla ilgili herşeyi unuttu. Çok güzel bağlandı bence. İşini ve okuduklarını hatırlayıp kendisi ve özel hayatıyla ilgili hiçbirşey ihatırlayamaması ise aslında neredeyse tüm hayatının Leana olmasından kaynaklanıyor. Peki ya Leana ne kadar daha hatırlamaya devam etti? Hala yaşıyor mu? Şimdi bizi en çok meraklandıracak şey bu. Belki de Leana yirmi yılın sonunda İstanbul’a gitti, Erol’un sözünde durup durmadığını anlamak için ve bir şekilde Selin’e yakalandı, Selin bu yüzden arıyor olabilir. Perşembeyi iple çekiyorum :)cevaplakapat

  • Gizem Sakallı - 17/12/2012 - 12:33

    Kesinlikle çok güzel bir bölümdü.:)20 yıl doldu ve şimdi ne olucak?? Bence hala yaşıyor olsun mesela evdeki hizmetçinin kızı fln olabilir… Ama istanbuldaki ailesinden de haberdar olamamız lazım. Hala selin’nin neden aradığını bilmiyoruz. Karısı doğum yaptı mı,nasıl evlendi Erol vs vs yine bilinmeyenler çok.Artık son bölümde daha net öğrenmeliyiz. Ayrıca hikayenin sonu tam bitmyedebilir okurun hayal gücüne de bırakılabilinir….bölümün büyüsüne kapılırsanız harikaydı diyebilirim.Perşembeyi sabırsızlıkla bekliyorum:))cevaplakapat

  • Ece Korkmaz - 17/12/2012 - 14:38

    Merakla okudum, güzel ve bir parça olayları açan bir bölümdü. Sanırım Erol’un bir çocuğu var. Sevgilisi onu hiç unutmayacağı önemli bir şey olduğunu hissettirdi. Selin niye profesöre gitti diye Erol’a kızdı onun bağlantısını merak ediyorum. Kesinlikle ucu profesöre dokunan bir durum var diye düşünüyorum, ısrarla soruyorum kendime ne olabilir ama hala bulamadım :) Hasan Bey her şeyi sona bırakıyor, geriyor bizi :)
    Güzel gerginlik için teşekkür ederim. Artık romana katkı yapmak yerine sadece yorum yapar olduk, elimizi kolumuzu bağladınız… :)cevaplakapat

  • Nurdan Çakır Tezgin - 17/12/2012 - 14:57

    Katolik ve yahudi din baskılarının biraz karışıklık yarattığını düşündüm. Sanki biraz abartı var, sanki her şey dinsel direnme yüzünden olup bitmiş gibi! Yoksa gerçekten romanın sonunu dinsel bir kaos mu çözecek?
    Selin’nin Erol’a telefon ettiğini biliyorduk, evet yoksa Leana İstanbul’a mı geldi 20 yıl sonra ve belki de yanında kocaman bir genç ile! Erol ve Leana’nın oğlu ya da kızı…
    Ama; profesör de bu hikayenin bir yerinde kilit adam. Leana’nın bir yakını mı (hatta çok yakını)yoksa?cevaplakapat

  • sebahat kurtöz - 17/12/2012 - 18:11

    Yaşamı boyunca kendiyle ilgili hiçbir konuda özgür iradesini kullanamamıştı Erol.Ne eğitimi ne de eş seçiminde kendi karalarını verememişti. Önceliklerini hep ailesi belirlemişti en büyük aşkından vaz geçecek kadar bağımlıydı onlara.20 yıl sonra verdiği sözü hafızasının derinliklerine gömmüştü aslında ama dün akşam okumaya başladığı kitap ve Selin den gelen telefon tetiklemişti geçmişin anılarını.’Altın Vuruşu’ yapamnın zamanı gelmişti özgürleştiremediği benliğinden tümden feraget etmiş kendiyle ilgili tüm yaşanmışlıkları silmişti hafızasından.cevaplakapat

  • ayşe bahşi - 17/12/2012 - 18:37

    romanın bir drama doğru sürüklenmiş olması şaşırttı beni. bu şekilde nihayetlenmesini beklememiştim doğrusu. böylece bu proje bize, çoklu katılımda hedefle sonucun çok farklı neticelenebileceğini de göstermiş oldu. roman girişinin vaadettiği gerilim öğelerini roman tamamlanmadan görmek isterdim. ancak bu atık mümkün mü, bilmiyorum. yine de çok başarılı seyrettiğini de belirtmeliyim.cevaplakapat

  • rosetta - 17/12/2012 - 18:56

    Sonucu merakla bekliyoruz !
    Biraz şaşırttınız bizi …..
    Teşekkürler –cevaplakapat

  • Zeynep A. - 17/12/2012 - 22:29

    Ortak roman fikri güzel olmuş. Yeni keşfettim, ama bundan sonraki bölümler için yorum yazmak isterim.
    Erol’un sonunda unutarak özgürleşmesi ilk bakışta güzel gibi gözükse de bu onu hafifletmeyecek aksine başına daha büyük dertler açacağa benziyor. (Her ne kadar Kundera özgürleşmeyi unutmaya bağlasa da bence özgürlük hala hatıralarla savaşabilmekten geçiyor) Leana ailesini ikna etmek için hamile olduğunu söylemiş hatta gerçekten Erol’dan bir çocuk sahibi olmuş olabilir. İntikam almak için tam 20 yıl sonra onu aramış, hatta İstanbul’a gelmiş olabilir. Bu arada Erol’un telefonunu niye kırdığı da önemli. Ailesiyle ya da Selin ile telefonda tartışmış ve kırmış diye düşünüyorum ben. Romanda profesör Erol’un zihnini açmada yardımcı olacağa benziyor, bunun dışında gizemli bir rolü olduğunu sanmıyorum. Olsa olsa eski bir aile dostu çıkabilir. Bundan sonraki bölümler bence çok kritik. olayların sonunda dramatik bir Türk filmine dönmeyeceğini umarım.cevaplakapat

  • Erte Oyar - 17/12/2012 - 22:32

    Bizim isimsiz romanımız,kimseyi dinlemeksizin aldı başını gidiyor. Yolu açık olsun ne yapalım. Gene de ona teşekkürümüz var, bizleri etrafında topladığı için. Bize kalan, yazarımıza saygıdan, kurguya uygun düşebilecek fikirler söylemekten ibaret olucak, becerebilirsem. Belki de bu yapılan, Hasan Saraç’a bir roman konusu olucak, olur mu olur!

    Selin neden babasının üzerinde egemenlik kuruyor ,ne hakla! Batılılar hep Müslümanlığı eleştirirler, asıl onlar din anlayışlarında ne kadar katı! Bugünün aydın insanı o inançlarla nasıl başa çıkamaz! Keşke roman o yöne doğru kaymasaydı…Ben,iç çatışmaların ağırlıklı olduğu bir kurgudan yanaydım ama artık yapacak birşey yok, Hasan Saraç ne derse o olur tabii.(Şaka ediyorum Hasan Bey, lütfen bana gücenmeyin.)

    Artık kurguyla paralel bir gidiş düşünmek gerek ama şimdi değil.cevaplakapat

  • Nergiz Yanmaz - 17/12/2012 - 23:36

    Olayın polisiye ya da casusluk gibi bir boyut kazanmasını beklerken romantik bir boyut kazandı. Gercekten etkileyici, Kahraman’ın duygularını hissettim. Böyle imkansız asklar, özellikle international ortamlarda yogun duygularla çıkabilir etkisini de bırakır. Ama ben bu tip sevgileri takip ettigimde eger bir devamlı birliktelik olursa sonlarının o kadarda kalıcı olmadıgını gördüm. Yasam ve kültürel farklar isleri ılerde zora sokabiliyor yani omurboyu beklemesi romantik ama mumkunmudur:) sanırım kahramanımız esasen tedavi için İtalya ya gelmiş. Travmatik olayda bu derin askı. Kaleminize saglik, çok akici ve net bir yazım olmuş.cevaplakapat

  • BAŞAK KIRMACI - 17/12/2012 - 23:58

    Finale yaklaştıkça düğüm yavaş yavaş çözülüyor. 20 yıl doldu ve Adoni herşeyi unuttu kendini bile. Peki ya Leana onu unuttu mu? Leana onu ölene kadar unutmayacaktı. O gece Adoni Leana nın öldüğünü de öğrenmiş olabilir. Selin neden endişeli maalesef hala belli değil bir mantık da yürütemedim. Bu olayların bir ucundan Profesörle ilgisi olduğunu da düşünüyorum. Çamaşırhane ile ilgili rüyasına bu bölümde değinilmiş. Perşembe günü yayınlanacak bölümde Selinle konuşulmalı diye düşünüyorum. Sona yaklaştıkça tahminler azaldı merakla finali ve kitabı bekliyoruz.cevaplakapat

  • Melek Diker Yücel - 18/12/2012 - 09:35

    Sayısal tutarlılığa çok düşkün bir dosttan şöyle serzenişler var:

    1) Boston’da 21:15 ise İstanbul’da 04:15!… Tam saat ayarlama haftalarında farkın 6 saate indiği olsa da sanırım 11 Kasım ayarlama haftasına düşmüyor, yani fark 7 saat.

    2) 21:15’ten sonra yüzük almaya gidip açık bir mağaza bulmak oldukça zor. Bulunacaksa bile hemen harekete geçmek gerek; o saatte İstanbul’u telefonla arayıp uyuyan kızkardeşe müjde vermek biraz çocuksu!…

    3) İstanbul’dakilerin (durumu önceden biliyor ve karşı çıkıyor olsalar bile) aynı gece (aslında sabaha karşı) Selin’den gelen bilgiyle İtalya’yı aramaları, her kimle konuştularsa bu evlenmeyi adeta yasaklamayı başarmaları çok abartılı. Ama sonrası, yani keyfiyeti Erol’a bildirmeleri, bir yetişkin olan (ve hem yaşı hem de aşkı nedeniyle kanının deli deli akması beklenen) Erol’un bu ultimatomu uslu uslu kabul etmesi, kaderine razı olup, yüzük almaktan falan vazgeçip küçük bir çocuk gibi pizzacıya gitmesi ve ailesi tarafından alınan ayrılık kararını Leana’ya bildirmesi olacak iş değil. Kızı ikna ederken özgürlükten dem vuran, hayatın yalnızca kendilerine ait olduğunu söyleyen Erol o gece nasıl ve niye değişsin ki? Kendi iradesi yok mu? Mümkün değil!… Engellemenin tek etkisi gençlerin birbirine daha sıkı sarılması, aşklarının alevlenmesi olabilir.

    4) Boston’da gece, İstanbul’da sabaha karşı yapılan telefon konuşmalarından sonra saat 22:00’yi geçmiş olmalı, pizzacı hala açık mı? Erol o arada İstanbul’a telefon edeceğine, sonra da yüzük satın almayı planlayacağına, gecenin bu vaktinde Leana’yı havaalanında karşılamayı (ki şehir içindeki Boston havaalanına metroyla falan gitmesi en çok yarım saat) niye düşünmedi? Kızı yedi gündür çok özlemedi mi? Büyük işler başarmış, ailesini ikna etmiş olarak İtalya’dan dönen bir sevgilinin ‘Pizzacıda buluşalım’ demesini kabul edecek bir aşık düşünemiyorum.

    5) Başlangıç saatini 21:15 yerine sabahın 9:00’una alsak 3. dışındaki tutarsızlıklar düzelir ama bence 3. hepsinden daha önemli. Erol’un deliler gibi aşık olduğu kızdan, aileden gelen telefonlarla (hele hele Leana’nın sürprizinin ne olduğunu bile sormadan) vazgeçmesi olacak iş değil.

    Öte yandan, çamaşırhane rüyasının ve suçlu bir vicdan nedeniyle çamaşırların bir türlü temizlenememesinin açıklanması hoş olmuş. Andreana’yı (isimde yanılmış olabilirim, profesörün yardımcısını kastediyorum) görünce yeniden baygınlık geçirmesinin nedeni yalnızca kızıl saçları değildir herhalde, değil mi?

    Sevgiler…cevaplakapat

  • Melek Diker Yücel - 18/12/2012 - 10:01

    6) Erol’un Selin’e telefonda ‘Leona bu akşam geliyor’, Leona’ya pizzacıda ‘Dün gece Selin’i aradım’ demesinde de bir tutarsızlık var.

    Erol ailesine aşırı bağımlı, fazlasıyla anne baba sözü dinleyen (yani biraz marazi:)) bir kişiliğe sahipse sanırım bu konunun biraz işlenmesi gerek.

    Ya Umberto Eco’nun romanıyla bağlantı? Biraz kuruldu ama 12. bölümde o da vurgulanabilecek mi?

    Ortak romanımızın çıkarlarını savunurken umarım yazarımızın kurgusuna saygısızlık etmiyorumdur. Öte yandan, Hasan Saraç’ınki gibi bir birikimi olan kişilerin tutarlılık konusundaki kaygılara özellikle hak vereceğini biliyorum.cevaplakapat

  • HÜLYA ARICI - 18/12/2012 - 10:21

    Bu bölüm çok etkileyiciydi. Birçok konu açıklığa kavuştu. Ayrıca yazarımız yine ters köşe yaparak bizleri şaşırtmayı becerdi.
    Muhtemelen Leana hamileydi ve bu durumunu ailesine anlatmış, Erol ile evlenebilmek için ailesini ikna etmişti. Ama Erol’un aile tarafındaki gelişmeler olumsuzdu. Bu kez onun ailesi duruma izin vermemişti. Birbirini seven iki insanın aileleri yüzünden bir araya gelemeyişleri çok dramatikti. Erol’un ağzından istemsiz olarak çıkan 20 yıl beyninde de kodlanmıştı ve Leana’yı hiçbir zaman aklından çıkaramamıştı. Erol’un Leana’yı unutamaması belki de onun bu mesleği seçip devamlı sağa sola savrulması hep bu nedenleydi. Tutkulu bir aşk ile sevdiği kadına kavuşamamak ve gençliğin toyluğu ile ailesine karşı mücadele edememek kendisi ile iç kavgalarına ve bunlara bağlı olarak depresif bir yapıya sürüklemişti. Prof. Moretti ile olan röportajında belki de hiç beklemediği anda kendiliğinden yaşanan olaylar ile Moretti ona yardım etmeye başlamıştı. Erol’da bu yardımı o nedenle hemen kabul etmişti. Çünkü çamaşırhane bölümünde devamlı yıkanan çamaşırlar aslında Erol’un kendi beynini temizleme çalışmalarıydı ve bunu kendi kendine başaramıyordu. Moretti’’en yardım almak aklından Leana’yı çıkarmak veya Leana’nın kendisini bulup ondan özür dilemek, kendisini affetmesini dilemekle kendisini “özgür kılacaktı” çünkü aklında ve düşüncelerinde Leana varken bugüne gelemiyordu ve o çok sevdiği ama kendi yaşayamadığı “özgürlük” halini tadacaktı. Ona istediği şeyi ancak Moretti verebilecekti.
    Selin’in telefonu ile Erol’un Leana’dan olan oğlu veya kızı İstanbul’a gelmiş ve annesinin öldüğünü söylemiş olabilir. Kendisinden af dileyemeden Leana’nın öldüğü haberi sonucu acısından telefonu fırlatmış olabilir.
    Ayrıca hikayenin sonu kesinlikle bağlanmalı okuyucuya bırakılmamalı diye düşünüyorum.Başarılar diliyorum. Hülya ARICI – 18.12.2012cevaplakapat

  • Gülin Demirok - 18/12/2012 - 10:35

    Gerçekten etkilendim bu bölümden…Leana bir sürü zorluğu aşıp geliyor , adeta olanaksızı başarıyor ve bu kez Erol ailesi nedeni ile ben yokum diyor. şok şok şok :))Bu kurgu harika ama nedeni daha inandırıcı olabilirdi ya da bu kadar erken pes etmemeliydi Erol …Leana ah Leana …kim böyle bir aşağılanmişlik hissiyle baş edebilir ki…O etti…çocuğunu tek başına büyütürken ,nefes alırken ,seyahate çıkarken sabıral bekleyerek başetti ..sadece o günün gelmesini bekleyerek, o günü düşünerek .O gün tam 20 yıl sonra Erol tarafından unutulacağı gün o da Erol u unuturak , aşklarını sonsuzlaştıracaktı .Ölünceye kadar unutmayacağına söz verdiği aşkını , tam o tarihte kendi ile birlikte toprağa gömecekti…Gelen telefon bu haberdi , Erol un kitaba veda yazısı yazmasından hemen sonra.cevaplakapat

  • LALE BOLLUKCU ÖZKER - 18/12/2012 - 18:02

    ‘Biliyor musun Erol, ben seni hiçbir zaman unutmayacağım… Ölene
    kadar…’

    ARADAN GEÇEN YILLARA İNAT AYNI FİZİĞİ GİBİ DUYGULARI DA DEĞİŞMEMİŞTİ.LEANA HİÇ UNUTMAMIŞTI EROL’U.
    EROL ASLINDA İTALYA YA ONUNLA BULUŞMAYA GELİYORDU.OTELE YERLEŞTİĞİ O GECE BİR HABER DUYDU VE O KIZGINLIK ÖFKEYLE TELEFONUNU DUVARA ATTI.O AN ONU ŞOK EDEN BİR GELİŞME OLMUŞTU TELEFONDA VE ANİ HAFIZA KAYBINA NEDEN OLMUŞTU.cevaplakapat

  • Semin Özkan - 18/12/2012 - 18:12

    Merhabalar
    Ortak romanda iyice sona yaklaştığımızı ifade eden bir bölüm okuduk. Pazartesi ve perşembe heyecanlarının biteceğini görmek epey üzücü. Fakat kitap projesi de aynı oranda heyecan verici. Hikayede hipnoz bölümü bana şu iki cümleyi anımsattı: “Akıl kendi kendinin yeridir ve kendi başına cehennemi cennete, cenneti cehenneme çevirebilir (John Milton)”. İnsan zihni öylesine mükemmel ve esrarengiz ki; ürettiklerine akıl sır ermeyebiiyor bazen. Hipnoz da zaten insan zihninin mükemmelliğini ortaya koyar bir bakıma. Umut, zafer, özgürlük kavramlarının tamamı karakterimizin zihnine (başka bir zihin tarafından) yerleştirilir bir güzel. Ve ille de gerçekleşen, romanlarımızın olmazsa olmazı, iz bırakan bir aşk hikayesi tabi ki. Aslında ortak roman içerisinde bunun da bir yanılsama, hikaye içerisinde hikaye olduğunu düşünüyorum. Yani 12. bölümde her ihtimalden uzak, düşünemediğimiz, kestiremediğimiz bir son bekliyor olabilir bizleri.cevaplakapat

  • Melek Diker Yücel - 18/12/2012 - 20:40

    Sayısal tutarsızlığa dayanamayan yazarımızın, on birinci bölümün ilk halini değiştirerek İstanbul’daki kardeşi Selin’e ettiği telefonu 12 saat öne çekmesi iyi oldu.

    Geriye yalnızca üç numaralı itirazım kaldı: Boston’da, ailesinden uzak yaşayan ve deli gibi aşık bir yetişkinin, yalnızca bir gündüz boyunca aileyle yaptığı telefon konuşmalarının yarattığı baskıyla yanıbaşındaki sevgiliden vazgeçebilmesi bence mümkün değil; buna ne hormonları izin verir, ne delikanlılığı. Hele sevgilisi bu konuda üzerine düşeni yapmış, Erol’un desteği ve kışkırtmasıyla ailesine başkaldırmayı, onları ikna etmeyi başarmış; üstelik tam da başarısını kutlamaya gelmişken!…

    Hem Leana bu konuyu halledebilmek için üşenmeyip iki kez İtalya’ya gidiyor da Erol niye on iki saat içinde yapılan birkaç telefon konuşmasının etkisiyle hemen kaderine küsüp oturuyor? Baskıyla bir gence karar değiştirtebilmek sahi bu kadar kolay mı? Aile çok rahatsız edici yöntemler kullansa, örneğin ellerinde şantaj, tehdit gücü olsa, biraz da zaman geçse belki derdim ama yoo, o tür yöntemler daha kötü ters teper. Yazarımız Yahudi toplumunda (ya da Erol’un ailesi özelinde) durum bundan farklı diye düşünüyorsa, yazdıklarıyla buna ikna edilmek isterim.

    Yok eğer Erol’un aile ilişkilerinin aşırı bağımlılık ve mutlak itaate dayandığı konusunda özel bir verimiz yoksa, hiç olmazsa Leana’nın mutlu haberle dönüşünden Erol’un onu terk edeceği güne kadar birkaç ay zaman geçmesini, ailenin itirazından utanan Erol’un bunu hemen Leana’ya yansıtmamasını ve baskıcı ailesiyle aşkı uğruna biraz olsun mücadele etmesini, örneğin İstanbul’a gidip gelmesini falan beklerdim.

    Peki baskının kaynağı yalnızca din mi? Belli ki pek dindar yetiştirmedikleri için Leana gibi bir katoliğe aşık olamayacağını:) henüz öğrenmemiş olan oğulları üzerinde böyle bir baskıyı nasıl (hangi kaynak üzerinden?) kurabiliyor Erol’un ailesi? Katolik kız tarafına kendilerinin Yahudi olduklarını bildirerek (yani Erol’u bir anlamda gammazlayarak:)) mi? Ama Leana durumu ailesine önceden söylemiş olmalı; o zaman bu bilgi kız tarafını fazla etkilemez!…

    Ayrıca Leana’nın ailesini ikna etmek için kullandığı gerekçe(ler), İtalya-İstanbul arasındaki telefon konuşmalarıyla erkek tarafına da iletilecektir; ona rağmen hala bu kadar olumsuz davranabilir mi Erol’un ailesi? Davranabiliyorsa neden?cevaplakapat

  • Erte Oyar - 18/12/2012 - 20:40

    Bruno’nun desteği sonucu Erol güçlenmeye ve gerçeği görmeye başlar. Mademki evlidir ve bir çocuğu olmuştur,öncelik ailesindedir. Birtakım şanssızlıklar sonucu sevdiği kadınla ayrılmışlar ve bunca yıl geçmiştir aradan. Durumu kabullenmekten başka bir çözüm olamaz. Savaşın, çok önceden verilmesi gerekirken o yolda bir çaba harcanmayışı,kendi eksiklikleridir. Durumu kabullenmekten başka çareleri yoktur.

    Bir de Erol’un eşini tanısaydık, o zaman daha doğru çözümleme yapabilirdik belki. Zavallı kadıncağızın adam yerine konduğu bile yok! Varsa yoksa erkeklerin mutluluğu,erkeklerin istekleri. Sanki dünya sadece onların!…Gel de başkaldırma.cevaplakapat

  • Doğancan BEDİR - 18/12/2012 - 21:11

    Profesör tek kelime etmiyordu. Erol ise iniltiler çıkartıyor, elini oynatmaya çalışıyor ama hipnozun etkisiyle elini oynatamıyordu. Profesörün kendine gelmesi neredeyse beş dakika almıştı. Bu sırada Erol’un gözlerinden akan yaşlar yere kadar akmış hatta ufak bir birikinti bile oluşturmuştu. Profesör telaşla kalktı. Erol’a dokunmadan telkinler veriyordu. “Dostum sakin ol, şimdi benim evimdesin, İtalya’dasın ve şu an bir hipnozun etkisi altındasın.” Biraz Erol’un yüzüne baktı Profesör. Kasılmış hali gittikçe gülümsemeye başlıyordu. Erol: ” Bir pazar sabahı, Leana ile beraber Gülhane Parkı’ndaydık. Ceviz ağaçları, Palamut, Kestane… Üstümüzü örtüyordu tüm bunlar. Altımızda ise çimenler sanki bizi kucaklıyordu. Uzanmıştık çimenlere… İleriye doğru bakıyorduk. Gözümüzün görebildiği kapasitenin en sonunda Aşık Veysel’in heykeli vardı. Leana’ya ‘Nice güzellere bağlandım kaldım / Ne bir vefa gördüm ne fayda buldum / Her türlü isteğim topraktan aldım /Benim sâdık yârim kara topraktır’ dedim birden. Sonra ‘bu sözler şu heykelin’ dedim. Çok bir şey anlamadı ama anladığı kadarı gözlerinin yaşlarını akıtmasına yetmişti. Sarıldık birbirimize ve ‘hiç ayrılmayalım’ demiştim.” dedi. Profesör tekrar yerine oturdu ve artık yakın tarihlere gelmeliyim çünkü Erol’u idare edemiyorum diye düşündü. “Peki biraz bu tarihe yaklaşalım Erol. En son Leana ile ne zaman görüştün?” Erol duraksadı, sanki kafasının içi bomboştu. “Biliyor musun Erol, ben seni hiçbir zaman unutmayacağım… Ölene kadar…, işte bu kelimeler Leana’dan en son duyduğum kelimeler ve ondan sonra ne gördüm ne duydum.” Erol devam etti sabırsızlıkla “bir daha da göremeyeceğim.” Bu son söylediği Profesörü şaşırtmıştı. “Nasıl göremeyeceksin Erol?” Bu sorunun altında tedirginlik ve korku yatıyordu. Her an bir şeyleri tetikleyebilirdi ve her şey berbat olabilirdi. Ama Erol’un konuşması Profesör’ü hem rahatlatmıştı hemde üzmüştü. Erol: “O artık ölü. Yani buraya geldiğimde, otele girerken Lisa aradı. Onun aramasından hemen önce ise ben kitabı bitirmiştim ve kapağına bir şeyler yazıyordum. Sonra telefonum çaldı ve açtım. Ekranda herhangi bir isim yazmıyordu ama telefondaki ses içimi ürpertti. Lisa bana sadece artık Leana seni unuttu sende unutsan iyi olur dedi ve telefonu kapattı. Anlamıştım artık öldüğünü çünkü Lisa’nın sesi hüzün kokuyordu. Ve birazda kırgınlık.” Erol duraksadı bir an ve Profesör “tamam artık Erol, uyanma vakti geldi” dedi.cevaplakapat

  • Doğancan BEDİR - 18/12/2012 - 21:16

    Leana, Erol’un o notu yazdığı vakit öldü. Bu mecazi olarak ve gerçek hayatta olarak kabul görülebilir. Artık bu okuyucuya kaldı. Bence eğer ölecekse her iki anlamda da, sonunda Leana’nın öldüğünü kesin olarak belli etmeyelim. Bu Erol’un dediği gibi 20 yıl dolduktan sonra Erol içinde ölmüş olabilir ve gerçekte Leana bir hastalık sonucu -ki bu hastalıkta Erol yüzünden olabilir- ölmüş olabilir. Ayrıca Erol uyandıktan sonra Profesör her şeyi tekrar anlatabilir ama anlatılacaklar kitapta tekrara yol açacağından okuyucu -yani ben- sıkılabilir. Bu yüzden yüzeysel geçişler daha uygun olur bence. Ve diğer bölümde Profesör bir tür tedavi uygulayabilir. Bunu tam olarak bilmiyorum ama Erol’un uyanmasından sonra tedavi şart. Ve bir zaman sonra Selin tekrar arayacak, bu da bundan sonraki 2.bölümde anlatılabilir. Ve artık artık yorumlar yok, Hasan Bey dahiliğini konuşturacak :)cevaplakapat

  • Guven Demir - 18/12/2012 - 21:17

    Erol sabaha dogru Leana ile konusuyor ve o gunun aksami bulusacaklar.Selin’i de Leana ile konustuktan hemen sonra ariyor.Leana ile bulustuklarinda;”dun Selin ile konustum vs.”diyor.Burda onemli bir zaman kargasasi var!Ve o kargasa icin de kurulan iliski orgusu de tabiatiyla yanlis!Sn.Sarac’in farkina varmasiyla bunu duzeltecegine eminim.Melek arkadasda bu vd.konulara dikkat cekmis,katiliyorum.
    Bence,11.bolum olmamistir!Yapilan oneriler ve Sn.Sarac’in yeni yaraticiligi ile yeniden yazilmasini oneriyorum.Erol’a din’ler uzerinden bicilen rol oturmamistir.Cok basit ve tamamen iradeden yoksun,zavallica,suklum puklum bir ifade bicimini de komik buldugumu belirtmeliyim.Gecmis,yakin ve hatta gunumuz tarihini bilen herkes,din’ler ve mehzep’lerin yerini ve oneminide bilir.Sorun bu olguya parmak basilmasi degil,sorun,bu olgu uzerinden son dakika’da,son satirlarda Erol’a kazandirilan bir kimlik ve bu kimligin islenis ve dillendirilis bicimidir.Erol ve Leana evlendikten sonra,kendi aralarinda bir problem yaratsaydi ve aile’lerin de kizistirmasiyla vs.o zaman boylesi bir ayrilik nedeni anlamli olur ve buna uygun yaratilacak kurgu ile de taslar yerine otururdu.Ama bu yazildigi bicimiyle olmamis ve bence kitabin dokusunu bozmustur.Leana’nin;”bari ucuza gitmedik” sozu ise,kitabin bu zamana kadar ki diline ve ruhuna aykiridir.
    Eger illede Yahudilik ve Katoliklik islenecekse,genis zamana ve iliskilere yayilmis olmali ve kitap buna gore yeniden yapilandirilmali diye dusunuyorum.Yok gerekli degilse ama Erol ve Leana mutlaka ayrilacaklarsa,o zaman farkli bir neden ve ona uygun kurgu yeniden yazilirsa,ki buda 11.bolumun buyuk oranda yeniden yazilmasi demektir.Bu konuda da yapilan oneri ve yorumlar vardi…yazildiktan sonra da degerlendirmeler oluyor…Sn.Sarac’in yeni bir 11.bolum ve ona uygun finaal ile,okurla bulusmasini temenni ederim.cevaplakapat

  • Guven Demir - 18/12/2012 - 22:04

    11.bolumu duzeltilmis haliyle de tekrar tekrar okudum.Zaman sorunu teknik olarak cozulmus gorunsede,icerik olarakyukarida belirttigim elestiriler ve oneriler hala gecerlidir.11.bolum kitap’da bir kirilma yaratmistir!Sahsen bende de hayal kirikligi yaratmistir!Bu sekil de devam etmesi halinde,projeden cekilecegimi bildirir ve adimin kitap’da yer almamasini istiyorum!
    Ayrica,DOGANCAN BEDIR adli yorumcu’nun son yorumunu gayri ciddi buldugumu belirtir ve kendisini herkesten ozur dilemeye davet ediyorum!cevaplakapat

  • Erte Oyar - 18/12/2012 - 22:23

    Ben de biraz hayal kırıklığı yaşıyorum ama bu kolay bir iş değil. Kendimizi Hasan Saraç’ın yerine koyalım biraz! Nasıl düşünür ve davranırdık acaba. Bence artık bizi dinlemesin. Zaten hepimiz söyleyeceğimizi çoktan söyledik. Bu iş bizi kendimizle de karşılaştıran çok ilginç bir deneyim oldu. Bence küçümsenecek değil övünülecek bir durum.Hasan Saraç’a tekrar teşekkürler.cevaplakapat

  • Nesrin Naz Serdaroglu - 18/12/2012 - 22:25

    Yıllar önce bir kitap okumuştum, Hoca efendinin Sandukası , Emre Kongar ın bu kitabının ilk sayfasında “bu kitapta okuduğunuz herşey hayal ürünüdür tıpkı bu sözler gibi” diye yazıyordu. Emre Kongar aslında bu kitabı Beyazıt ta bir sahafta bulduğunu ve yolda okumak için karıştırırken rüzgarın azizliğiyle sayfaların uçuştuğunu ve yerlere savrularak dağıldığını anlatıyordu. daha sonra bu kitabı kendi söylemiyle kendine göre bir sıraya koymuş ve hoca efendinin sandukasını yazmıştı.

    Kitabı bulduğu sahaf da bir başka adamın olduğundan da bahsediyordu. sahafın kendisine kitabı verdiği zaman diğer adama da başka bir kitabı verdiğini, yan gözle baktığında da kitabın adının II Nome Della Rosa olduğunu yazıyordu Emre Kongar hoca efendinin sandukası romanının ön sözünde.

    Umberto Eco nun kitaplarını yazma tarzından kitaplarının geçtiği zamanlardan ve kitaplarının sonunda ki yaa işte bak anladın mı şimdi dedirten anlatımıyla farklı olması ve “Ortak Romanın” Eco ya gönderme yapması son derece başarılı.

    BANA GÖRE:

    Erol un farkında olmamasına rağmen aslında okuduğu kitabın İlk kopya olması ve sayfalarına da adriyatik kıyılarında bebeklerin uyumasını kolaylaştırdığı için çok sık kullanılan deniz salyangozunun jolesi emdirilmişti. Bu jöle bilim adamları tarafından daha yeni keşfediliyordu ve yakın zaman hafıza silme deneylerinde kullanılıyordu.

    Özellikle bu kitabın kullanılması bir tasadüf değildi konu tam da Erol un içinde bulunduğu travmaya uygun du zemini aslında Erol hazırlamıştı kitap da pastanın üstündeki krema görevini görmüştü.

    :)cevaplakapat

  • Hasan Saraç - 18/12/2012 - 22:55

    Değerli Ortak Roman dostlarım,

    Şu aşamada artık son bölümü yazmaktayım. Yarın bitecek…

    Henüz yazılmamış ve yaklaşık 200 sayfayı bulacak bir romanın yer darlığı nedeniyle yalnızca 70 sayfalık (ilk taslağını) Edebiyat Haber sitesinde bölümler halinde yayınlayabildik.

    Her bölümden sonra, yapılan önerilere göre bir sonraki bölümü yazmak sanıldığından çok daha zor. Doğal olarak gelen yirmi farklı önerinin tümünü birden değerlendirme imkânı yok.

    Hiçbir zaman bir hafta sonrasını tam olarak bilemeden, zamanla yarışarak, çok ilginç bir süreçten geçtik. Farklı bir deneyimi birlikte yaşadık.

    Ben sizlerin desteğinizden çok yararlandım, son bir ayda çok farklı duygular yaşadım, yeni şeyler öğrendim. Bu bakımdan sizlere müteşekkirim.

    Adı geçen bazı karakterlere, hatta adı geçmeyen ama varlığından haberdar olduğumuz (örneğin Erol’un eşi) karakterlere hiç yer veremedik. Fiziki olarak zamanımız ve yerimiz yoktu. O karakterlerin kimliklerini, duygularını esas romana daha çok yansıtacağımızdan emin olabilirsiniz.

    Ocak ayı toplantılara katılan yorumcularımızın fikirlerini alıp, onlara danışıp, iki aylık bir çalışmadan sonra romanı bitireceğim. Şu aşamada, hatta en son halinde bile teker teker her okurun beklentilerini tam olarak karşılayamayabilirim.

    Neticede hepimiz insanız :) Öyle değil mi?

    En iyi dileklerimle,

    HScevaplakapat

  • LALE BOLLUKCU ÖZKER - 18/12/2012 - 23:26

    SAYIN HASAN SARAÇ BEY VE EDEBİYAT HABER EKİBİNE TEŞEKKÜR EDERİM.BÖYLE GÜZEL BİR ORTAK ROMAN PROJESİNDE BULUNMAKTAN YORUM YAPMAKTAN ÇOK BÜYÜK HAZ ALDIM.ROMANDA ADIMI GÖRMEK ÜMİDİYLE.
    NİCE GÜZEL GÜNLERE…cevaplakapat

  • Erte Oyar - 19/12/2012 - 02:48

    Gene geceyarısı olmuş ama ben buraya bakmadan yatamadım. Artık ortak romansız yaşayamaz hale geldim. Hasan Bey ne kadar iyisiniz. Söylenenleri ne kadar anlayışla karşılıyorsunuz. Harika birşey. Çok mutlu oldum sözlerinizden dolayı. İyi geceler. İyi çalışmalar yerine iyi uykular.cevaplakapat

  • Semih SAVURAN - 19/12/2012 - 11:02

    Romanın şimdiye kadar en iyi giriş yazısı bu bölümde olmuş. Ortak proje hepimize yaradı bölümler geçtikçe kalemler ustalaşlamaya başladı. Konu ve anlatım olarak en iyi bölüm bence. Bitiş cümlesi ilgi çekici olmuş bu cümle romanın bitişine anlam katmalı son sahne burdan yakalanabilir. Dramatik bir son acıklı sahne bu romana daha çok yakışacaktır zannımca. Nasıl bitirdiğin akılda kalır bu yüzden can alıcı bir son olursa akıllardan silinmez. Eline emeğine sağlık.cevaplakapat

  • HÜLYA ARICI - 19/12/2012 - 12:06

    Yazarımız Hasan SARAÇ Beye ve Edebiyat Haber Ekibine bu güzel projede bizleride buluşturdukları için teşekkür ediyorum. Bu taslak hazırlama süreci yazarımızın da bahsettiği gibi kolay bir süreç değildi. Yine de yazarımız son derece hoşgörülü tavrıyla ve başarılı bir şekilde sona yaklaştı. Bu projede hem yazarımız hem de yorumcu olan bizler birbirimizden çok şey öğrendik. Güzel bir sinerji oluştu. Yeni heyecanlar tatmış olduk. Romanın da çok başarılı olacağına inanıyorum. Yarın yayınlanacak son bölümüde merakla bekliyorum.cevaplakapat

  • Hale Nur Durmuş - 19/12/2012 - 14:12

    Sanırım en sevdiğim bölüm bu oldu :)
    Adoni’nin travmasının nedenini öğrendik. 20 yıl dolunca Leana ile birlikte geriye kalan her şeyi unutması hayatının her anını ona bağladığını gösteriyor..
    En baştan beri her yeni bölümde akıllara hep daha farklı bir kurgu yerleşti, her yeni bilgi aklımızı hem karıştırdı hem aydınlattı. Daha gizemli ve karışık bir olay beklerken romantik bir boyut kazandı. Şaşırtıcıydı..
    Leana’nın ölünceye kadar unutmayacağını söylemesi aklıma takıldı.
    Yarınki bölümü sabırsızlıkla bekliyorum :)
    Yazarımız onca yorumu sabırla değerlendirdi, ne yorucu bir iş olduğunu ancak tahmin edebiliyorum.
    Bu projeye sırf merakımdan katılmıştım ilk başta, çünkü ileride iyi bir yazar olmak istiyorum ve kendimi geliştirmeye çalışıyorum, fakat zamanla projeyi çok sevdim..
    Sabrından ve emeklerinden dolayı Hasan Saraç’a teşekkür ederim..cevaplakapat

  • rosetta - 19/12/2012 - 15:30

    Çok başarılı bir proje oldu bence !
    Sayın yazarımıza teşekkür borçluyuz bu denemeye
    katılma imkanı verdiği için bize –
    Son geldiğimiz için üzülüyoruz adeta ….cevaplakapat

  • rosetta - 19/12/2012 - 15:33

    Bu arada – romanın ismini de merak ediyoruz ..cevaplakapat

  • Aysun Aksel - 19/12/2012 - 20:16

    Yarini merakla bekliyorum ve de üzülüyorum sona geldigimiz icin..
    Cok tesekkürler size, bize böylesi bir heyecani yasattiginiz icin..cevaplakapat

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r