Masthead header

Göstergelerin katmanlı içeriği

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

-Çiğdem Utlu-

Gökyüzünün kişiye çağrıştırdığı ya da düşündürdüğü şey üstünde, ikinci bir kişinin hükmü olamayabilir. Ama söz konusu olan ifade edilmiş yani ortaya konulmuş, açık edilmiş bir duygu ya da düşünce (şiir, roman, sinema, resim) olduğunda da durum bu mudur?

Bu soru bizi birçok alana sürükleyebilir ama kesin olan şu ki bu soru, basit bir epistemoloji sorunu olarak algılanamaz. Düşünce tarihi, İlkçağ’dan bu yana insanı ya da insanın dünyayı anlamlandırma çabasına ilişkin yaklaşımlar içerir. Ama özellikle metin (burada metin kavramı yerine “mesaj” gibi daha genel bir kavram kullanmak gerek belki) çözümlemesi ve dil analizi çok yeni bir çabadır. Okunan bir roman, izlenen bir film, sokakta görülen bir afiş ya da bir resim, trafik işaretleri, amblemler, sirenler, nidalar, ortada bir kişiden başkasına giden bir mesaj varsa, anlamlandırma süreci nasıl işler veya ortaya çıkan bu anlamlar yığını nasıl ayıklanıp bir çerçeveye oturtulur?

Mehmet Rifat’ın geçmiş yıllarda hazırladığı ve göstergebilimin temel konularını ele alan ‘Göstergebilimin ABC’si’, genişletilmiş baskısıyla, geçtiğimiz günlerde Say Yayınları’nın ‘ABC Dizisi’nden çıktı.

Kitabın birinci bölümünde göstergebilim kavramından ve kavramın bileşenlerinden söz ediliyor. Türkçe’ye göstergebilim, imbilim ya da işaretbilim diye çevrilmiş olan kelime “dilimizde özellikle dilbilim (Fransızca linguistique) sözcüğü örnek alınarak üretilmiş olan göstergebilim (Fransızca sémiotique ya da sémiologie) terimi ilk bakışta ‘göstergeleri inceleyen bilim dalı’ ya da ‘göstergelerin bilimsel incelemesi’ olarak tanımlanır.” (Göstergebilimin ABC’si, s. 11)

Tanımını  aşan birçok kavram gibi göstergebilim de bu tanımın çok ötesinde anlamlar kazanıyor. “Gösterge, genel olarak, kendi dışında bir şeyi temsil eden ve dolayısıyla bu temsil ettiği şeyin yerini alabilecek nitelikte olan her çeşit biçim, nesne, olgu vb. olarak tanımlanır. Bu açıdan sözcükler, simgeler, işaretler vb. gösterge olarak kabul edilir.”

Göstergebilim basit bir dil analizi değildir. M. Rifat’a göre göstergebilim; göstergeler arasındaki ilişkileri sadece açıklamakla kalmaz, aynı zamanda bu ilişkileri yeniden yapılandırmaya yönelir. Kitapta, dil çözümlemesinin iki kollu özelliğini; semiyotik ve semiyolojiyi sınırlarını belirterek ayıran Rifat, bu iki kavramın, Türkçe’de karıştırılmasına rağmen farklı bakış açıları gerektirdiğini belirtiyor. Semiyolojinin daha çok yüzeysel boyutta dilbilimsel yöntemlerden yararlandığını, bu anlamıyla “bildirişsel göstergebilim” diye adlandırılabileceğini söylerken, semiyotiğin ise dil yetisinin üretiliş biçimini yeniden yapılandırma ve anlamlandırma çabasını içermesi nedeniyle “anlamlama göstergebilimi” diye adlandırılabileceğini ifade ediyor.

Kitabın ikinci bölümünde, özellikle yazınsal alanda göstergebilimin kullanımıyla ilgili belirlemelerde bulunuluyor. Göstergebilim, bir dizge (anlamlı ve yapılı bir bütün) oluşturan birimlerin aralarında bir bağıntının, bir kurallı dayanışmanın bulunduğuna inanır; anlamın benzer ögelerden değil, karşıt ögeler arasındaki ilişkilerden doğduğu varsayımından hareket eder, bu nedenle, insanın düşünsel, dilsel, kurmaca yaratımının en üst aşamalarında yer aldığı kabul edilen yoğun anlam demetinden oluşmuş yazınsal/sanatsal ürünlere (sonuç) üretimlere (süreç) yaklaşırken bile, bu ürün ve üretimlerin yapısına uygun bir tutarlılık içinde çalışmayı ister.

Göstergebilim, “bu tür çokanlamlı dizgeleri ele aldığında ‘yoruma açık bir dizge’ ya da ‘anlamı sonsuz bir dizge’ diyerek, ‘her şeyi söyleyebilme’ yetkisini kendisine tanımaz. Anlatının çokanlamlılığını (anlatı içine yerleşmiş, aralarında bağlantı bulunan anlamlar demetini) yine anlatının kendisi içinde tutarlı bir bağıntılar, ilişkiler ağı kurarak yeniden yapılandırmaya çalışır.”

Göstergebilimin yazınsal bir eseri ele alırken özellikle metnin iç tutarlılığına ve başka metinlerle ilişkisine bakarak hareket ettiğini ancak bunu yaparken bir düzlemde birtakım dayanaklarla hareket ettiğini ifade eden Rifat, bilimsel olma düsturunu böyle açıklıyor.

Üçüncü bölümde ise önemli uğraklarından geçilerek göstergebilimin kısa bir tarihçesi sunuluyor, özellikle çağdaş göstergebilimin öncüleri sayılan Peirce ve Saussure’un bu alandaki önemli kavramlarından bahsediliyor. Peirce’e göre “Semiotic” adını verdiği kuramı, mantığın bir başka şeklidir. “İşte burada görülen gösterge (representamen), yorumlayan ve nesne kavramları Ch. S. Peirce’ün en önemli üçlü ayrımlarından biridir. Göstergelerin sınıflandırılmasına ilişkin önerdiği bir başka üçlük de görüntüsel gösterge (ikon), (buna bir resmin ya da fotoğrafın nesneyi söze gerek kalmadan temsil etmesini örnek verebiliriz), belirti (duman görünce ateşi düşünebiliriz, duman bir belirtidir) ve simgedir (symbol, terazi adaletin simgesidir, uzlaşımsal olarak).” M. Rifat, Saussure’un dillerin dilbilimin sınırı içinde incelenmesi, dildışı göstergelerin ise bir başka bilim tarafından incelenmesi gerektiğini savunduğunun da altını çizer. Bu bilime Saussure, Fransızca’da sémiologie demektedir, ancak böyle bir bilim henüz kurulmamıştır ona göre. Saussure’un kurulmasını istediği bu bilim toplumbilimle ve ruhbilimle iç içedir, hatta toplumsal olanla ruhsal olanı birleştirmeye çalışır.

M. Rifat, Saussure ve Peirce’ün göstergebilimle ilgili kuramlarından etkilenen önemli kuramcılara da yer vermiştir kitapta, bunlardan biri de Danimarkalı kuramcı L. Hjelmslev’dir. Saussure, göstergeleri incelerken gösteren-gösterilen ikiliğini kullanır. Gösteren anlatı, gösterilen ise içeriktir. Hjelmslev, bu karşıtlığı biçim-töz karşıtlığı ile birleştirerek, “anlatımın tözü” ve “anlatımın biçimi” ile “içeriğin tözü” ve “içeriğin biçimi” olmak üzere dört inceleme alanı belirler. Ayrıca bu şekilde bir ayrımı kullanarak düz anlam ve yan anlam kavramlarını da geliştirir. Bu yaklaşım, özellikle metin incelemelerinde biçimin ardındaki anlamın derinlikleriyle uğraşmayı gerektirmesi açısından çokanlamlı canlı bir yapı oluşturur.

Bu alandaki önemli ve yoğun ilgiyle karşılanmış gelişmelerden biri de Fransız felsefeci Jacques Derrida’nın yazıbilim ve yapıbozma (déconstruction: ‘dé’ öneki olumsuzlama, ‘consturuire’ fiili kurmak, inşa etmek) ile ilgili görüşlerinden doğmuş yapıbozucu eleştiridir. Yapıbozucu eleştiri, düşünülenin ifadesini bulmakta birtakım uyuşmazlıklar olabileceğini düşündürmek ister. “Yapıbozucu eleştiri, metin incelemelerinde retorik (sözbilim) ile gramer (dilbilgisi) karşıtlığına dayanır. Bu da akıl ile retorik, gramer ile retorik arasında bir çatışma bulunduğunu gösterir.” (Göstergebilimin ABC’si, s. 45) Düşündüğümüz dile geldiğinde hele bir de biçime bürünüp kâğıda döküldüğünde kafamızdaki resim hiç bozulmadan karşılığını bulur mu? Ya da tam tersi. Hangi şiirin ifadesi kafamızda tam olarak gerçekçi bir anlama bürünür? Yapıbozum, bu sorulara olumlu karşılık verilememesinin nedenini sözün akla uygun düşmemesi olarak ortaya koyar.

M. Rifat, sekizinci bölümde, bu iki modeli de kullanarak Fransız yazar Charles Perrault’nun derlediği ‘Kırmızı Başlıklı Kız’ masalını göstergebilimsel olarak inceler. Böylece, göstergebilimin genel esasları uygulamalı bir biçimde verilmiş olur. Böyle bir incelemede önce yapıtın kesitlere ayrılması gerekir. Bu kesitler yapıtın içindeki olay bölümlerini ve uzamlarını yansıtmalıdır. Daha sonra özneler arası ilişkiler belirlenir. Sonra da masal sonunda öznelerin geçirdiği dönüşüm, anlatının başındaki ve sonundaki durumlarıyla kıyaslanır.

M. Rifat’ın yazınsallık ve göstergebilim ilişkisine dair dikkat çekici tespitlerinden biri de figüratif–non figüratif metinler arasındaki farktır. Figüratif metinleri salt mantıksal içerikle yetinmeyen, “insanın daha derin düşünüşünün ürünü” olan dilin sınırlarını zorlayan ve katmanlı bir anlamlılığa sahip metinler olarak tanımlar. Böyle metinlerin yorumlanması, incelenmesi bilimsel metinlerden daha çetrefilli bir iştir. Örneğin bir şiiri incelemek ya da bir romanı yorumlamak için basit bir sözlük bilgisi yeterli değildir. Her yapıt kendine özgü bir düzleme, zamana ve anlam dünyasına sahiptir. Pek tabii ki her yapıt üretim aşamasındaki şartlardan ve anlam dünyasından etkilenir ve dilin işaret ettiği düşsel bir anlamlar âlemi vardır ama dilin ve göstergelerin bağlı bulunduğu evrensel mantık ilkelerinin ve ortak aklın varlığı da yadsınamaz. Dolayısıyla her yapıt en azından bu çerçeve içinde göstergebilimsel olarak incelenebilir.

Sonuçta, “Göstergebilimin ABC’si” değinip geçtiğimiz tüm bu noktalar arasında gerdiği iplerle sadece yazın alanında değil sanatın tüm alanlarında kullanabileceğimiz bir rehbere dönüşüyor.

Çiğdem Utlu – Birgün Kitap

edebiyathaber.net (10 Ağustos 2012)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z