Masthead header

Değişen sosyoloji ve edebiyat bağlamında bir not | Adnan Özer

Geçenlerde bana çoktandır görmediğim güzellikte bir şiir ulaştı. İstanbul’da yaşayan Suriyeli bir kadının kaleminden çıkmıştı. İstanbul’da Arapça yazılmış bir şiiri Türkçe çevirisinden okuyordum. İstanbul’da, tabii Türkiye’de, Arapça edebiyat var artık. Şimdilik kapalı devre halinde ama ne zamana kadar böyle kalacaktır..?! Edebiyat çevrelerimizin, hem de her türlüsüyle bu olguya açık olduğunu düşünmem için ortada bir neden yok. İranlı şaire Füruğ Ferruhzad’ın herhangi bir Türkçe çevirisinin üzerine atlayan dergilerin bu konuda bir merakının olmadığı da açık. Peki, oldu ya, Füruğ Türkiye’de yaşasaydı, geçici koruma statüsünde, ne olacaktı..?!

Şiiri, hikâyesi, romanı, güncesiyle Türkiye’de bir Arapça edebiyat var. Yakında, bizim yazarlarımızın hayallerini süslediği, Batı ülkelerinde verilen o “cici” ödüllerin burada geçici koruma statüsündeki yeteneklere verildiği günleri göreceğiz. (1973 Şam doğumlu Fadi Azam Sarmada adlı romanıyla Orange ödülünün uzun listesinde yer aldığında Türkiye’de yaşıyordu. Elde tutamadık o başka.) Ne yazacak o zaman haber metinlerinde? “Suriye asıllı Türkiyeli yazar falanca ödüle değer görüldü.” Suriye, Irak, Afganistan, Pakistan, Nijerya vb. Bunlar olacak.

Yakında şu da olacak, Türkiye’de doğan çocuklardan başarılı Türkçe eserler ortaya çıkacak. Yazarlar çıkacak.  (İstanbul Esenler’den 9 yaşındaki Zain öyküsüne şöyle başlıyordu: “İkinci bir çocukluk travmasını kaldıracak halde değilim.”) Ne yapacağız o zaman?!

Bunları bir “kıyı editörü” (kıyı antropolojisi kavramından uyarladım) olarak sahadan yazıyorum.  

Türkiye’yi edebiyatta hibritleşme (melezlenme) bekliyor. Türler arası (en başta kurgu&deneme) olanını henüz daha becerememişken dilde ve sosyolojide bir hibritleşme gelecek. Eğlenceli olacak! Ece Ayhan yaşasaydı ne derdi, bilmiyorum ama elbet güzel bir tanım bulurdu.

Adnan Özer – edebiyathaber.net (11 Şubat 2020)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r