Masthead header

Arama sonuçları: feridun andaç

1./ Dokunan Kadının sessizliğindeydi bakışların. O içe dönük halinde. Gülümseyişine gözlerinle yanıt verdin. Dün geceden beri onların buradaki yalnızlıklarını düşünmüştün. Her şeyi o denli özenli kurmuşlardı ki; odada hiçbir şeyin yerini değiştirmeyi düşünemezdiniz bile. Bir masa istemiştin. Örtüsü ve sandalyesiyle gelmişti. “Tek bir bardak çay yeter,” demiştin. Demlik ve şekerlikle bir tepside sunulmuştu. Uykunu kaçırtmak, […]

devamını oku »

Kalemin bir çağrısı olmalı benim için. Yaşadığımız zamanın tınısına eş bir duygu ve düşün taşıyıcısı olarak görürüm çünkü kalemi. Her gün dokunduğum, taşıyıp düş ve düşüncelerimin kâğıda aktarılmasında araç kıldığım kalemim benim altıncı duyu organımdır. Onunla düşünür, okur yazarım; yaşarım da… Kalemsiz bir hayat sönük siliktir benim gözümde. Yeni yaşdönümümde kendimi sokaklara bırakmıştım. Yazın sıcağı […]

devamını oku »

Feridun Andaç ile “Bir Yazarınız Olmalı” başlıklı Butik Global online interaktif sınıf ortamında edebiyat seminerleri 16 Haziran’da başlıyor. Online interaktif sınıf ortamında yapılacak olan bu seminer yazar-yapıt/konu eksenli  edebiyat bilgisini geliştirmek, yazar tanıma/okuma, metin çözümleme yöntemlerini öğrenmek isteyen okurlar için düzenleniyor. Yazmak için gerekli olan birikimi elde edinme yolu/yordamını gösterme; üzerinde durulan yazar/yapıt/konu ekseninde düşünceleri […]

devamını oku »

1./ Sizi Odalarda Tutalım Oda imgesi  bende her zaman sıcaklık ve koruma duygusunu verir. Ev gidilen yer ise, oda yaşanan nefes alınan mekândır. Özeldir, özgüldür. Size kendini açana bu yer sizden ilgi bekler. Yani, yaşayacağın gibi donat beni, der. Çünkü oda içerisidir, sizi koruyan gözeten ve tanımlayandır. Ve oda her şeydir, çoktur, çoğuldur, çoğaltandır. Odanın […]

devamını oku »

Acı gelip kapınıza dayandığında ne yaparsınız? Yaşama telâşı mı alır sizi, yoksa benliğiniz tümden kaskatı mı kesilir? Herkes bu yöndeki bir deneyimini, yaşadığı ânı anlatsın desek; eminim ki her birimizin duygu yansıması başka başka olacaktır. Bıçak yarası acısı bile farklılıklar gösterdiğine göre… Flaubert kardeşi Caroline’i genç yaşında yitirince derin bir kedere bürünür. Ona  duyduğu sevginin […]

devamını oku »

“Böyle küçük şeylerin ne önemi vardı!” Flaubert Kaçıncı düştü bu, sormadın. Avunçlu bekleyişlerin gölgesindeydi duyguların. Zaman esintileri almıştı bakışlarınızdaki yorgunluğu. Kentin alacakaranlığı ise anlatıyordu asıl örselenenlerin ne olduğunu. Adlandırmak nafileydi. Yıkıntılardan geçiyordunuz gün gün. Suskunluk örtüsünü aralayan bir görüntü ilişmişti gözünüze. Yitirilen söze kavuşmuşçasına dönmüştü bakışlarınız ona. Umutlanış vardı, bekleyişlerin yaşattığı ayrılıkları ortadan kaldıran yakınlık… […]

devamını oku »

Gönlümde bir yerde durur İzmir. Zaman zaman burnumda tüter kokusu, rengi, havası. Hele o imbatı yok mu… Gelip de o özlem ağır basınca, dayanamam yolunu tutarım İzmir’in. Ege’de, Akdeniz’de bir yere gidecek olsam dönüş zamanımda mutlaka İzmir uğrağım olur. Aydın’dan ya da Manisa’dan kente gelmek bambaşka bir duygu yaşatır bende. Bir kente kavuşmak duygusunu en […]

devamını oku »

-Çağrısız gelen okur için. Sonsuzluğun dilini kurmak istiyorum diyebilirim ilkten. Kuşkusuz bu çok soyut bir niteleme: Sonsuzluğun dili… Açmalıyım bunu önce… Neleri içerir, ne anlam taşır benim için böylesi bir  bakış. Öncelikle beni bu düşünceye taşıyan şu  sözleri aklımdadır hep Flaubert’in: “Muhakkak bir hayalet peşinde koşmak lâzımsa ben en heybetli olanın peşinden  koşmayı tercih ederim… […]

devamını oku »

“Bütün âlemi apaçık seninle görüyorum da  âlemde senden bir iz bile göremiyorum.”                           Ferideddin-i Attar Sızı değildi bu, biliyordun. Biriktirerek yaşananların gözenekleri açılınca hatırladıklarınla gelenlerin sorgusuydu. Bir bakış gerekti oysa her unutana, ya da unutarak yol alana. Şimdi geçtiğin yerlerin imgeleriyle uyandığın sabahta zamanın ne denli yavaş aktığını anlatıyor sana çiçekler. Her biri saksılarındaki biçimde, renkte; […]

devamını oku »

Geçenlerde yayımlanan “Kültürsüzlüğümüzün Dört Mevsimi”deneme kitabımla ilgili bir okurla konuşurken, şunu sormuştu bana: “hangi ivme, durum bunu size yazdırdı?” Ona, önce, biriktirerek yazdığımı söyledim. Hayatın ve yaşadıklarımızın biriktirdiklerinden oluştu bu kitaptaki yazılar gibisinden sözler ettim. Doğruydu da… İnsan biriktirerek yaşar, öyle de yazar. Hele hele insan biriktirmeyi önemseyen biriyseniz, ayıklayarak yaşamanın da “ustası” kesilmişsinizdir. Şu […]

devamını oku »

Kim anlatmıştı Halamdan mı dinledim, yoksa onun anlattığını dinleyen başka biri mi anlattı bana hatırlamıyorum! Olayı etraflıca bildiğime, ama kendim de bunun tanığı olmadığıma göre bir anlatanı var. Sabahları yaptığı bilinen yürüyüşlerinden biri… Bahçedeki çeşmeye uğramadan dışarı çıkıyor. Günün erken saati. Ortalıkla kimseler görünmüyor. Mevsim güz. Köylüler yavaş yavaş ev içlerine çekilmiş. Yol işaretlerine baka […]

devamını oku »

Gözlerindeydi bakışlarım. Saklı duran söz gibiydi ışıltın. Renkten renge bürünen bir sessizlik… Varoluş dedikleri de bu olmalıydı. Uzak ve yakın olanı gösteren bir imgeydin belki de! Gene de bakınca sana, bir yerin bütün renklerini taşıyan bir yurt gibiydin bana. Bir adım ötende, “Gözyaşları ve Azizler”i (Emile Michel Cioran) okurken, şu “parçalı denemeler”i yazmıştım: Aşılmazlık İnsanın […]

devamını oku »

Feridun Andaç ile online interaktif edebiyat seminerleri kapsamında düzenlenen “Bir Yazarınız Olmalı” semineri 14 Nisan’da başlayacak. Seminerlerde amaçlanan: Online interaktif sınıf ortamında yapılacak olan bu seminer yazar-yapıt/konu eksenli  edebiyat bilgisini geliştirmek, yazar tanıma/okuma, metin çözümleme yöntemlerini öğrenmek isteyen okurlar için düzenleniyor. Yazmak için gerekli olan birikimi elde edinme yolu/yordamını gösterme; üzerinde durulan yazar/yapıt/konu ekseninde düşünceleri […]

devamını oku »

Benim için durdurulamayan bir zaman/ın dönencesine girmektir öykü/ler yazmaya yöneldiğim ânlar. Öyle ki; belleğimde ardı ardına sökün eder sözcükler. Bir tını, bir sesten; bazen bir imge, görüntü, çağrışımdan yola çıkarım… Sonrasında ise sesin sessizliğinde yol alırım, kapanırım her bir şeye… Sözcüklerin tınısı/rengi/musikisi alır beni içine. Düzyazının, özellikle de yaratıcı yazının insanın ‘iç yaşamı’nı zenginleştiren bir […]

devamını oku »

Latife Tekin bir hikâye anlatıcısı. “Sevgili Arsız Ölüm”le başlayan anlatı yolculuğunun seyrinde bu yanına hep sadık kaldı. İnsanın sürüklenen öyküsünü anlatırken toplumun iniş çıkışları, değişim ve dönüşümlerinden söz etti sürekli. Bir anlatıcı olarak hayata hep yakın durdu. Yanında, ötesinde değil; hep içindeydi. Bakışı, duyuşu, sezişi, gözlemleriyle… Yaşadığı, inandığı, tanıklığını yaptığı hayatı anlattı hep bize. Aynı […]

devamını oku »

1. “Zamansal dağılma” Zamana sahip çıkmaya başladığınızda çözülen/dağılan, hatta unutulan her şeyi görebiliyorsunuz. Bu da, sizi, kendi yolunuz yordamınızda bir düzenleme, zaman uyumu yaratmaya yöneltiyor. Bunu da iyi/doğru, anlamlı/verili yaşamak olarak nitelendiriyorum. Sonrasında da karşınızdaki “zamanın eskisi” ni sorgulamaya yöneliyorsunuz ister istemez. Sanırım karşınızda/ yaşamınızdaki ZAMAN’a bakış sizin ne’liğinizi de belirliyor. Byung-Chul Han’ın; “Hiçbir şey […]

devamını oku »

Feridun Andaç’ın “Kültürsüzlüğümüzün Dört Mevsimi” adlı deneme kitabı Eksik Parça Yayınevi etiketiyle yayımlandı. Tanıtım bülteninden Kültürsüzlüğümüzün Dört Mevsimi, tarihimiz boyunca mevcut olan, 2000’lerin ortamında giderek sertleşen kültürel krizin ortasında yazılmış denemelerden oluşuyor. Feridun Andaç, sözünü sakınmadan, edebiyat ve yayıncılık dünyası ve gündelik hayat içindeki kültürel yozlaşmanın, düşünsel erozyonun kaydını tutuyor. Geçmişin birikimini canhıraş yok etmeye çalışan […]

devamını oku »

Johann Sebastian Bach’ın ‘fug’lerinin ağulayıcı bir yanı var. Kalemimin ucu kâğıda dokunduğunda onun ezgilerinin tutsağı kesildiğini hissederim. Karşımdaki sonsuzluk denizinden acılar okyanusuna açılırım. Belleğim söngün ateşleri alevlendirir. Gezginiyimdir sözcüklerin o an. Sesten renge, renkten biçime, biçimden kokulara, kokulardan düş havuzlarına gider gelirim. Kapanan bir dünyada, bütün evrenin kıpırtısı gelip bulur beni. Kâğıtlardan elimi çekip kalemimi […]

devamını oku »

BOZCAADA’ya gidiyordum. Canım Ada Halkı romanı düşüncelerimi sarıp sarmalamıştı. Birkaç kitap, bir o kadar defter, renkli kalemler… Roman yazmak için başka araç gereç gerekmezdi. Nasıl olsa yazmayı seçeceğim mekânlarda masalarım olacaktı. Önce uzun yürüyüşler alacaktı beni içine. Kaçınılmaz olandı bu. Roman, bir başkasının ya da başkalarının anlatımı/anlattığı üzerine kurulamadığına göre; kendimce tasarlamalıyım her şeyi. Dinlemiştim […]

devamını oku »

Roman okurluğundan söz ederken sıklıkla şunun altını çizerim: İyi romanlar bize  toplumu/insanı tanıma, derinden kavrama bilgisini verirler. Romanın destanın yerini alması moderniteye geçişle başlar.  Kentlileşme ve ticaretin belirgince insan yaşamını biçimlendirmesiyle öne geçer. Kırdan kente, sözden yazıya geçişte de roman başat bir edebî tür olma yolundadır. Bu pencereden bakınca, 20. yüzyılın kurucu edebî türü olan […]

devamını oku »

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z