Masthead header

“Okuma Üzerine Yakın Okumalar” hakkında | Serkan Parlak

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

Nitelikli kitaplar okumak kişinin kendisini ve başkalarını farklı bakış açıları üzerinden derinlikli biçimde tanımasını sağlayabilir. Deli Dolu Yayınlarının  #Okumak serisinden Olcay Mağden Ünal’ın nitelikli çevirisiyle dilimize kazandırılan Okuma Üzerine Yakın OkumalarZadie Smith, Tim Parks, Jeanette Winterson gibi on bir farklı yazar, yayıncı, akademisyen ve araştırmacının okuma üzerine yazdığı denemelerden oluşuyor. Okuyucu hemen her satırda kendi okuma serüveni üzerine düşünüp bu serüven hakkında yazma isteği duyabilir. Bu anlamda zihin açıcı, eyleme yöneltici bir kitap var elimizde. “Kitap okumanın ve edebiyatın hayat kurtarıcı ve ilham verici yönleri, entelektüel gelişime ve ruhsal duruma etkileri, bilişsel olarak zihinlerimizi nasıl dönüştürdüğü, okuma esnasında beynimizde neler olduğu, dijital çağda değişen okuma biçimleri gibi esaslı meseleler; kişisel deneyimler ve bilimsel araştırmalardan yola çıkılarak ele alınıyor,” denmiş arka kapak yazısında.

Zadie Smith’le başlıyoruz. Smith, otobiyografik öğelerle beslediği denemesinde çocukluğunda anne babasının kitaplarla ilişki kurmasındaki yeri üzerinde duruyor. Ardından halk kütüphaneleri geliyor. Sınav öncesi soluklanıyoruz. Geleneksel anlamda kitapsever olmamalarına rağmen 50’li yıllarda Penguin Yayınevi’nin başlattığı karton kapak devrimiyle bütün işçi sınıfı gibi ailesinin kültürel hayatı da değişir. Yeşiller polisiye, fiyakalılar turuncu, zor olanlar mavi… İsteyen, bir paket sigara fiyatına artık Camus, Lawrence ya da Maupassant okuyabilmektedir. Anne ve babası kitapları 60’lı yıllarda da okur ve sonraki yılları okuduğu bu kitaplarla böbürlenerek geçirir. Tıpkı annemin Aziz Nesin, babamınsa Yaşar Kemal kitaplarından bahsetmesinde olduğu gibi… Belki de babamın öğretmen olduğunu kanıtlayan en önemli şey kitaplıktaki köy romanlarıydı.

Smith, sosyal konutlarda kitaplarla dolu bir evde büyür. Maddi durumları sıkışık olsa da annesi kitap almaya devam eder. 80’lerin ortalarında belediye kütüphanesine ait kitapların bazılarını erkek kardeşleriyle birlikte gizlice evlerine getirmeye başlar. Af günü geldiğinde kitaplar geri götürülür. Bu arada  ortaöğretim sınavları için hazırlık zamanı gelmiştir. Kütüphaneye kitap okumak, flört etmek için değil ders çalışmak için de gidilir. Kitap kurtlarına kütüphane ya da kitapçılardan kitap çalma hikâyeleri, kütüphanedeki birine âşık olmak ve sınavlar nedeniyle okumayı azaltma ya da erteleme hikâyeleri çok tanıdık gelir. Gün gelir o kitaplar koli yapılır, kargoya verilir. Sonradan satın alınanlardan eklenerek yeni kurulan kütüphanelere gönderilir.

Bir gün gelir kendimiz için okumaya başlarız. Kendimize özel kitaplığımızı kurarız. Kütüphanedekilere borçlanırız, onlarla daha fazla vakit geçirmeye başlarız. Gittiğimiz kütüphanenin başka kütüphanelere giden yolda öncülük etmesini dileriz. Kütüphaneler okurlara çok şey öğretir. Ciddi anlamda bir çalışma için neden sessizliğe ihtiyaç olduğu, çay-kahvenin ne işe yaradığını anlarız. Kurmaca metinler, eleştiri kitapları, dergiler… Halk kütüphaneleri hayatları köklü biçimde değiştirebilir, benimkinde olduğu gibi.

Daha ilk yazıda okuyucuyu alıp götüren çok incelikli bir deneme kitabı var elimizde. Bu kitabı okumak için birçok neden var. Her yazı okurların yazabileceği farklı bir yazıyı çağırıyor, çağrışım güçleri çok yüksek, tartışmaya, fikir üretmeye çok açıklar. Bu kitaba manifesto demek bence abartı olur ancak heves uyandırdığı çok açık bir gerçek… Bir şeylere dur deme zamanı geldi de geçiyor,  bütün zorluklarına rağmen kitap okuma oranları artsa fena mı olur? Okumak gündelik hayatın bir parçası haline tam anlamıyla ne zaman gelecek?    “ Bir roman oku, bu yolla zamanda ve uzayda yolculuğa çıkabilir ya da aile içi gerginliklerle, âşık olmak ya da ansızın ilgini yitirmekle, büyümek ya da yaşlanmakla geçen sıradan yaşantına hareketlilik katabilirsin… Bir şiir oku, düşündüğün kadar zor değil aslında, çok önceden derinlere gömdüğün bir düşünceni ya da duygunu ortaya çıkarıp kavramana yardımcı olabilir. Eğer zamanın kısıtlıysa bir öykü oku, yoğun hayatının arasında sana huzur dolu eşsiz bir an ve eşsiz bir konsantrasyon sağlar…”

Katı olan her şeyin çoktan buharlaştığı bu çağda okuma eylemi değişim geçirerek de olsa çok sağlam biçimde yerinde duruyor. Bu kitaptaki yazılar daha fazla okumak ve yazmak için heves veriyor, keşke daha çok okunsa ve sayesinde yazılsa…

Serkan Parlak – edebiyathaber.net (13 Eylül 2019)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z