
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın Hasan Âli Yücel Klasikleri’den çıkan Yeniyetme’yi görünce ilk tepkim şaşırmak oldu. Dostoyevski’nin bütün eserlerini okuduğumu düşünüyordum. Birdenbire 630 sayfalık, yani kallavi yeni bir eser mi bulunmuştu yoksa bir derleme miydi? Arka kapak yazısını okuyunca tabii ki olay aydınlandı. Kitap “Daha önce Türkçeye Delikanlı adıyla da çevrilmiş olan Yeniyetme” diye tanıtılıyordu.
Romanın çevirmeni Rusçadan yaptığı çevirilerle tanıdığımız Mustafa Kemal Yılmaz. Yılmaz, Moskova Devlet Pedagoji Üniversitesi Rus edebiyatı kürsüsünde yüksek lisans eğitimi almış, 2015’te de aynı kürsünün doktora programından mezun olmuş. Bugüne dek Lev Tolstoy, İvan Turgenyev, Arkadi Averçenko, Mihail Bulgakov, Rodyon Beryozov ve Viktor Pelevin’in roman ve öykülerini çevirmiş. Kitabın arka kapağında yer alan kısa biyografisinde yer alan “Nâzım Hikmet ve Aziz Nesin’in Sovyetler Birliği’nde Rusça basılmış, ancak Türkiye’de bilinmeyen yazılarından yaptığı çeviriler yayımlandı” bilgisi de ilgimi çekti. Anlaşılan bu yayını kaçırmışım. İlk fırsatta onu da okumak kararıyla konumuza, bu yeni çeviriye dönelim.
Mustafa Kemal Yılmaz çevirisine Yeniyetmeadını koymayı uygun görmüş. Sanırım, romanın orijinal adı olan “Подросток”un Türkçedeki karşılığı olarak “yeniyetme”yi daha uygun görmüş. Rusça sözlüğe bakarsanız, bu sözcüğün karşılığı “ergen, genç, delikanlı, yeni yetme”. Yani çeviride bir hata yok, zaten böyle bir şey de beklemiyordum.
Roman 1875’te bir Rus edebiyat dergisinde tefrika edilmiş, ardından kitap olarak çıkmış. Bir olgunluk dönemi eseri. Dostoyevski’nin son romanı Karamazov Kardeşler’den önce yayınlanmış. “Подросток” Türkçeye ilk kez Servet Lünel tarafından çevrilmiş, “Delikanlı” adıyla Millî Eğitim Bakanlığı’nın Dünya Edebiyatından Tercümeler – Rus Klasikleri dizisinde yayımlanmış. İlk cilt 1946’da ikinci cilt 1948’de, üçüncü cilt 1949’da basılmış. Leyla Soykut, Ergin Altay gibi önemli Rusça çevirmenleri de yeni çevirilerde “Delikanlı” adını tercih etmişler. Farklı adla yapılmış bir çevirisini bulamadım. Bu roman için “Delikanlı” Türkçede yerleşik ad olmuş. Başka adla anımsamak zor. Yani Yeniyetme adını kullanmak yayıncı açısından cesurca bir tercih, çünkü çeviriye farklı ad koymak satış şansını azaltıyor. Okur Delikanlı adıyla aratacaktır. Küçük bir olasılıkla dikkatli kitapçılar belki değişimi bilir kitap alımlarının yoğunlaştığı internette ise bu mümkün değil.
Mustafa Kemal Yılmaz çevirisine neden Yeniyetmeadını koymayı uygun görmüş, kitabın bir yerinde, örneğin, kitabın sonundaki dört boş sayfada açıklasa iyi olurmuş. Bunun yerinde kendi blogunda açıklamayı tercih etmiş Yılmaz.
“Roman dilimize daha evvel Delikanlı adıyla tercüme edilmişti. Bense Yeniyetme demeyi tercih ettim. Rusçada «podrostok» ifadesi, 10-15 yaşlarındaki kız ve erkek çocuklarını tarif etmek için kullanılır. «Biraz büyümek», «yeni yetişmek» manasındaki «podrasti» fiilinden türemiştir. Gündelik hayatta işitildiğinde akla genelde «ortaokul çağındaki» çocuklar gelir. Anlamı, hatta yapılış şekli (pod + rostok) dilimizdeki «yeni yetme», «yeni yetişme» gibi isimlerle birebir örtüşür.
Romanda «podrostok» ismi nesnel bir nitelemeden ziyade, bir yakıştırmadır ve bizzat anlatıcı Arkadi Dolgoruki’ye aittir. Söz konusu çağı çoktan geride bırakmış, başı dumanlı, genç bir adam olan Arkadi bitmek bilmeyen iç sorgulamaları sırasında bu yakıştırmayı kendini kırbaçlamak için kullanır. Artık «podrostok» değildir, ama sık sık «podrostok» gibi davrandığını, hatta başkalarının da onu «podrostok» gibi gördüğünü düşünür. Hikâye de esasen bu «olgunlaşmamışlık» hissiyatından ileri gelen ıstırap üzerinedir.” (Yeni çeviri: Yeniyetme – şarap dumanları).
Tabii “yeniyetme” mi yazılır yoksa “yeni yetme” mi diye de bir tartışma açılabilir ama o işi dil uzmanlarına bırakacağım. Bana göre “Yeniyetme” yazımı doğru.
Yeniyetme bir olgunlaşma öyküsü, bir bildungs roman. Bazı eleştirmenlere göre ise klasik gelişim romanının tersine çevrilmesi olarak okunabilir, hatta bildungs romanların parodisi sayılabilir. Çünkü Arkadi’nin olgunlaşması, bir “fikri gerçekleştirmesiyle” değil, o fikirden vazgeçmesiyle gerçekleşiyor. Bu, klasik gelişim romanının tersine çevrilmesi olarak okunabilir.
19 yaşındaki Arkadi Makaroviç Dolgoruki, eski bir serf olan Makar İvanoviç Dolgoruki’nin evlatlığı ve taşralı bir soylu olan Andrey Petroviç Versilov’un gayrimeşru oğlu. Versilov’un evin genç hizmetçisi Sofya Andreyevna ile aşkından doğmuş. Hamilelik anlaşılınca Sofya Andreyevna Dolgoruki ile evlendirilmiş ve doğan çocuk, Arkadi, onun nüfusuna kaydedilmiş. Ama bu evlilik görüntüyü kurtarmak için yapılmış Versilov ve Sofya Andreyevna birlikte yaşamışlar.
Arkadi, hayatı hakkında aldığı radikal kararlardan sonra eğitimini yarıda bırakıp St. Petersburg’a gelir ve burada Versilov, Sofya Andreyevna ve kızları Liza ile birlikte yaşamaya başlar. Arkadi’nin hayali, fikrim dediği şey, üniversiteye gitmeyi reddedip çok para kazanarak topluma ve babasına karşı bir başkaldırı sergilemektir. Bir Rothschild olmak, yani ünlü Rothschild ailesinin bir mensubu gibi muazzam bir servete kavuşmak arzusundadır. Aslında Arkadi’nin istediği güç ve mutlak bireysel özgürlük. Parayı da buna ulaşmanın bir aracı olarak düşünüyor.
Arkadi aldığı kararı uygulamanın yanı sıra, nüfusuna kaydettirmeyip, o yaşa kadar kendini “gayrimeşru” hissetmesine neden olan Versilov’la da hesaplaşmak niyetindedir.
Versilov herhangi bir işle ilgilenmeyen, sefahat düşkünü, çapkın, çeşitli yöntemlerle ele geçirdiği paraları hızla harcayan, bir zengin bir yoksul garip bir yaşam süren bir toprak sahibidir. Çeşitli skandallarda adı anılmakta, özellikle kadınlarla kurduğu ilişkiler dedikodu konusu olmaktadır.
Arkadi St. Petersburg’da bir yandan biyolojik babasını yakından tanıyıp onunla çeşitli vesilelerle yüzleşerek hesap sormaya çalışırken diğer yandan ülkenin kalburüstü kişileriyle tanışır, dost olur. Bu kişilerle babası Versilov ve kız kardeşleri Liza ve Anna arasındaki karmaşık ilişkilere de dahil olur.
Bir baba – oğlu çatışmasına şahit oluruz ve bu çatışma esas olarak ideolojik görüşler ve hayat felsefeleri üzerinden gelişir. Eleştirilerde belirtildiği gibi, baba 1840’ların geleneksel “eski” düşünce tarzını oğul 1860’lar Rusyası gençliğinin benimsediği yeni nihilist bakış açısı arasındaki mücadeleyi temsil eder. O dönemindeki gençler, Batı veya Avrupa kültürüyle kıyaslandığında Rus kültürüne karşı olumsuz bir görüşe sahiptir ve acımasızca eleştiriler. Diğer yandan Arkadi, yeni girdiği St. Petersburg sosyetesinde şahit olduğu karmaşık ilişkilere bakarak varoluşsal sorular ve ahlaki ikilemlerle boğuşur, hayatına bir anlam bulmaya çalışır. Arkadi’nin yaşamında ergenlikten yetişkinliğe geçiş sırasında yaşanan benlik sorunlarına da şahit oluruz.

Roman başarılı bulunmamış ve genel kanı, eserin Dostoyevski’nin o dönemdeki diğer önemli romanlarıyla aynı seviyede olmadığı yönünde olmuş. William C. Brumfield, “Dostoyevski’nin büyük romanları arasında en zayıfı” diye yazmış. Eser çok sayıda olay, karakter, mektup, belge, sır, aile ilişkisi, aşk ilişkisi ve siyasi/toplumsal fikir içeriyor. Bu nedenle de yapısal olarak “dağınık” bulunmuş. Bazı eleştirmenlerse romanın Dostoyevski’nin hak ettiği ilgiyi görmemiş eserlerinden biri olarak kabul etmiş. Diğer yandan roman, Suç ve Ceza, Budala, Ecinniler ve Karamazov Kardeşler ile birlikte, Dostoyevski’nin edebi külliyatının merkezinde yer alan beş “büyük” roman arasında sayılıyor.
Bir başka bakışa göre ise romanda Dostoyevski’nin anlatısı değil Arkadi’nin anlatısı, hatırlaması ve yorumlaması var. Dostoyevski olayları bir ergenin gözünden anlatıp yorumluyor. Yani romanın dünyası dağınık değil, anlatıcının bilinci dağınık.
Hermann Hesse romanı, diyalog sanatı, “psikolojik sezgi gücü ve Rus insanına dair itiraf niteliğindeki ifşaatlarla dolu pasajları” nedeniyle takdir etmiş. Ayrıca, eserin ironik üslubunun diğer Dostoyevski romanlarından ayrıldığını da belirtmiş.
Ben romanı ilk kez 1984’te Cem Yayınları’ndan “Delikanlı” adıyla çıkan Ergin Altay çevirisi ile okumuştum. 23 yaşımdaymışım. Sıkı bir Dostoyevski hayranı olmama rağmen o okuyuşumda pek sevdiğimi söyleyemem, bitirmek zor olmuştu. Roman bana karmaşık gelmişti, eleştirmenler daha doğru deyişiyle “dağınık” demişler. 65 yaşımda Mustafa Kemal Yılmaz çevirisiyle yeniden okurken fikrim pek değişmedi. Dostoyevski, çok şey söylemek, çok konuya değinip görüşlerini bildirmek istiyor. Bunu da özellikle diyaloglar halinde yapıyor. Bu amaçla da sık sık konudan sapıyor. Dostoyevski her zaman ana eksenden sapar ve politika, din, yaşam, varoluş gibi temel meseleler hakkında görüşlerini iletir, bunu onun kendine has niteliği olarak görmek mümkün ama bu kez çok sapmış, çok dağılmış ve diğer başyapıtları gibi etkili bir tema oluşturamamış.
Yeniyetme yine de Dostoyevski’nin beş “büyük” roman arasında sayılıyorsa okunmayı, ele aldığı sorular ve sorunlar hakkına düşünmeyi hak ediyor. Bugünkü düşünceme göre romanı Dostoyevski’nin “zayıf” ya da “dağınık” romanlarından biri olarak görmek, romanın asıl estetik sorununu gözden kaçırmak oluyor. Evet, olay örgüsü yer yer gevşiyor, yan hikâyeler ana anlatıyı bölüyor ve Arkadi’nin anlatısı sürekli yön değiştiriyor ama bütün bu dağınıklık, henüz kendisini ve dünyadaki yerini bulamamış bir gencin bilincini, bakış açısını yansıtmak açısından doğru bir seçim. Çünkü Yeniyetme, tamamlanmış bir kişiliğin hikâyesinden yani bildungs romandan çok, tamamlanmakta olan bir kişiliğin romanı. Belki de bu yüzden romanın biçimi de kahramanı gibi dağınık, çelişkili ve tamamlanmamış.
* Yeniyetme, Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, Çev. Mustafa Kemal Yılmaz, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ağustos 2026.


















