Masthead header

“Yemen Sızısı” üzerine | Berna Doğan

FavoriteLoadingOkuma listeme ekle

Yemen bir sızıdır gerçekten. Nerede olduğunu, ne yönde olduğunu bilmesek de türkülerle biliriz onu. Gidenin dönmediği bir yerdir orası. Hani nasıl Kaf Dağı diye bir yer vardır. Kaf Dağı’nın ardında buluruz hayallerimizi. Bilmeyiz ama Kaf Dağı nerdedir, ne yöndedir. İşte Yemen’de öyledir. Ancak…

Biraz ayaklarımız yere basınca zümrüdüankanın kanadından yere inip Yemen’in bir açlık, bir hastalık, bir hasret, bir gurbet, bir vatan, bir toprak ve bir ölüm olduğunu öğreniriz. İşte Mehmet Sami Şepitçi’nin “Yemen Sızısı” romanında Yemen’in ne olduğunu, nerede olduğunu ve hangi yönde olduğunu öğreniyoruz.

1. Dünya Savaşı arifesinde adı sık sık cereyan eden isyanlarla anılan Yemen, devletin merkezine olan uzaklığı, mezhepsel farklılıkların körüklediği itaatsizlikler, bölgeye nüfuz etmeye çalışan emperyalist devletlerin baskısı gibi nedenlerle Osmanlı Devleti yönetimi açısından pek çok zorluğu ifade ediyordu.[1]

Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’nun Aden Körfezine kıyısı olan Yemen, Bâbulmendep Boğazı ile Afrika kıtasından ayrılır[2]. En genel ifadesiyle Arap Yarımadası’nın güneybatısını oluşturan Yemen’i içine alan coğrafyayı Héredote dünyanın en zengin yeri olarak tanıtır. Yemen’in ticarî açıdan stratejik önemi, dünya ticaretinde önemli köşe başlarına sahip olmak isteyen sömürgeci devletler için ehemmiyet arz etmesine neden olmuştur.[3]

Yemen’le Mehmet Sami Şepitçi’nin yollarının kesişmesi dedesi Mehmet Çavuş sayesinde olur. Osmanlı’nın Yemen isyanları ile mücadelesini dedesi Mehmet Çavuş’un on bir yıllık askerlik anılarından yola çıkarak anlatan Şepitçi, dedesinin özelinde Anadolu’nun yüzlerce garip çocuğunu anlatır aslında.

“Evimizin önünde çifte pınarlar.

İçerler suyunu beni anarlar.

Yemen’e gideni öldü sayarlar.

Yemen çöllerinde kaldım ağlarım” dizeleriyle başlar roman.

1517 yılında Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı fethinden sonra Osmanlı hâkimiyetine girmiş, ancak Osmanlı İmparatorluğu’nun 400 yıllık hükümranlığı süresince stratejik öneme sahip yarımada hep bir kaynayan kazan durumunda olmuştur. Batılı devletler, özellikle İngiltere, Fransa ve İtalya’nın misyonerlik hareketleri casusluk marifetiyle Arap halkını Türklere karşı sürekli isyan halinde sokmuştur.

Yemen’in neden bir sızı olduğunu Şepitçi’nin kitabının önsözünde yer alan şu satırlardan anlamak mümkündür:

“Port Said İstatistik Dairesi’nden alınan kayıtlara göre; Yemen cephesine giden Osmanlı askerlerinin geçtiği Süveyş Kanalı’nın açılış tarihinden (1869), Birinci Cihan Harbi’nin başladığı 1914 yılına kadar, geçen 45 yıl içinde Yemen’e bir milyon Anadolu evlâdı gömülmüştür.” [4]

1905’de Asir ve San’a bölgesinin iki önemli lideri Seyyid İdrisî ve İmam Yahya’nın işbirliği ile baş gösteren isyanı bastırırken 30.000 askerini kaybetmiş ve batılı bir yazar bu isyanı bastıran Türk ordusu için “Yemen Türklerin mezarlığı oldu” demiştir.[5]

Şepitçi, dedesinin şans eseri “Gazi” ünvanı ve madalyalarla döndüğü Yemen’i onun anılarından yola çıkarak anlatır. Yemen’de hastalık, Yemen’de hasret, Yemen’de açlık, Yemen’de susuzluk ve Yemen’de ölüm vardır. Yemen’e gidenin gelmiyor olması, Yemen’in ölümle eş değer olmasının nedeni Şepitçi’nin romanında gayet sade, anlaşılır bir dille anlatılmıştır. Şepitçi dedesi Mehmet Çavuş’un, onun silah arkadaşlarının çektiği acıları anlatırken sahne gerisinde dönemin siyasi ortamı, imparatorluk içi çekişmeleri, iktidar mücadelesini, Arapların hainliklerini de bizi sıkmadan anlatmaktadır.

Isparta’nın Şarkikaraağaç ilçesinde doğan Mehmet Sami Şepitçi, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’ndan baş iş müfettişi olarak emekli olmuştur. 2019 yılında Akçağ Yayınlarından çıkan roman, tarihi roman sevenler, tarihimizi sade bir dille kurmaca içinde öğrenmek isteyenler ve Yemen’in türkülerinin hikâyelerinin çıktığı dönemi anlamak isteyenler için okunmaya değer…

Kaynakça:

  • POLAT, Ü. Gülsüm, “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Yemen ile İlişkiler (1911-1938)”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Ankara, 2017, s. 113-154
  • ŞEPİTÇİ, Mehmet Sami, Yemen Sızısı, Akçağ Yayınları, Ankara, 2019, s.12
  • YAVUZ, Hulusi, Kâbe ve Haremeyn için Yemen’de Osmanlı Hâkimiyeti (1517-1571), İstanbul 1984, s. 18-21. 3 Cengiz Tomar, “Yemen Tarih-Osmanlılara Kadar”, DİA, C 43, İstanbul 2013, s. 406; İdris Bostan, “Yemen Osmanlılar Devri”, DİA, C 43, İstanbul 2013, s. 406-410. 4 Yusuf Gökalp, “Zeydiyye”, DİA, C 43, İstanbul 2013

[1]  POLAT, Ü.Gülsüm, “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Yemen ile İlişkiler (1911-1938)”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Ankara, 2017, s. 113-154

[2] Hulusi Yavuz, Kâbe ve Haremeyn için Yemen’de Osmanlı Hâkimiyeti (1517-1571), İstanbul 1984, s. 18-21. 3 Cengiz Tomar, “Yemen Tarih-Osmanlılara Kadar”, DİA, C 43, İstanbul 2013, s. 406; İdris Bostan, “Yemen Osmanlılar Devri”, DİA, C 43, İstanbul 2013, s. 406-410. 4 Yusuf Gökalp, “Zeydiyye”, DİA, C 43, İstanbul 2013

[3] POLAT, Ü.Gülsüm, a.g.e.

[4] ŞEPİTÇİ, Mehmet Sami, Yemen Sızısı, Akçağ Yayınları, Ankara, 2019, s.12

[5] POLAT, Ü.Gülsüm, a.g.e.

Berna Doğan – edebiyathaber.net (23 Ağustos 2019)

Bunlar da ilginizi çekebilir:

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r
O k u m a   L i s t e n i z