Masthead header

Yazarın Odası: Ruhşen Doğan Nar | Meltem Dağcı

Edebiyatçıların yaşamlarını, yazdıkları mekânları, son zamanlarda okuduğu kitapları bu defa yakınlarının gözünden mercek altına almaya çalıştık. Yazar Ruhşen Doğan Nar’ı, eşi Sema Demir Nar ile konuştuk.

Yazılarını nerede yazar? Yazarken denk geldiğinizde o an yaşadığınız ilginç bir anınız oldu mu?

Her zaman emektar dizüstü bilgisayarıyla yazar. Hiçbir zaman deftere, kâğıda yazdığına tanık olmadım. Çünkü el yazısı çok kötü. Ne zaman ki Ruhşen bilgisayar başındayken benimle konuşmaz, sorduğum sorulara cevap vermez; anlarım ki yeni bir öykü doğuyor. Onu rahatsız etmem, mutlu olurum. Ortaya çıkacak yazıyı merakla beklerim.

Eşinizle yazı/ okuma üzerine neler paylaşırsınız?

Ruhşen’in aklına bir fikir geldiğinde ilk benimle paylaşır. Bir çocuk gibi heyecanlanır. “Şöyle bir fikir geldi aklıma”, diyerek baştan sona bana anlatır. Onun dışında okuduğu ve beğendiği kitapları hemen benim de okumamı ister. Sonra kitap üzerine konuşuruz. Bu konuşmalarımız benim için çok keyifli ve değerlidir.

Yazdıklarıyla ilgili sizden ne tür fikir/ öneri alır?

Genelde öykülerin sonu hakkında daha çok fikrimi alır. Diğer türlü öykü zaten baştan sona hazırdır önüme geldiğinde. Bazen yaşadığımız, gördüğümüz veya duyduğumuz bir şeyden ilham alır ve aklına gelen fikri benimle sıcağı sıcağına paylaşır. Ben de merakla beklerim, bu fikirden nasıl bir öykü doğacak diye.

Yazı yazarken vazgeçemediği ritüelleri nelerdir?

Evcimen bir insandır. İllaki evinde, kendi bilgisayarında yazar. Yani ev dışında yazı yazdığını görmedim. Normalde çok müzik dinler ama yazarken sessizliği sever. Ben de kafamı dinlerim.

Son olarak, elinde en son gördüğünüz kitapları öğrenebilir miyiz?

Birden fazla kitap okur. Salonun dört bir köşesi okuduğu kitaplarla doludur. Şu an elinin altındaki kitapları paylaşayım: Faust (Goethe), Lenin’den Anılar (Krupskaya), Death Note Mangaları.

edebiyathaber.net (27 Ocak 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r