Masthead header

Yazar John Cheever’in “Yüzücü” filmindeki rolü | Zeynep Yenen

Çağımızın Çehov’u olarak tanımlanan Amerikalı yazar John Cheever (1912-1982) kapitalizme öfkeli öyküleri ile tanınıyor.  Cheever’in Yüzücü isimli kitabı Tomris Uyar’ın titiz çevirisiyle Everest Yayınları tarafından (2011) basılıyor. Kitaba ismini veren on altı sayfalık, Yüzücü öyküsü alegorik, sürrealistik bir öykü. Havuzların evine giden bir dere oluşturduğunu varsayan başkahraman yüzerek evine ulaşmayı amaçlıyor. Cheever öyküsünde kahramanının bu yol üzerinde çeşitli havuzlarda karşılaştığı kişiler üzerinden sistem eleştirisi yapıyor. Pulitzer Ödülü (1979) ve National Book Critics Circle Award (1981) sahibi yazar; iletişimsizlik, finansal krizlerin yol açtığı aile içi çatışmalar, parçalanmalar, paraya dayalı sahte ilişkiler de dahil olmak üzere Amerikan rüyasından kaynaklanan pek çok sosyal sorunu panaromik bir biçimde ele alıyor.

Cheever’in Yüzücü öyküsünden esinlenilen film aynı alegorik ve sürrealistik ögeleri içeriyor. Frank Perry’nin yönettiği doksan beş dakikalık filmin orijinal adı “The Swimmer”. Bin dokuz yüz altmış sekiz yapımı bu eser bin dokuz yüz altmış dokuz yılında Türk sinemalarında “Aşıklar”, yetmiş yılında ise TRT’ de “Yüzücü” ismiyle Türk izleyicisine ulaşıyor. Filmin senaryosunu yönetmenin eşi Eleanor Perry yapıyor. Filmin başrolünde Burt Lancaster oynuyor ve filmin bütün sahnelerinde mayo ile görünüyor. Aslında bir sahnede bu mayodan da kurtuluyor.

Adamın belli bir süre önce yaşamış olduğu yerlerden ve havuzlardan geçerek evine dönme projesinde yol üzerinde yaşadıkları, bir hatırlama ve geçmişinin hesaplaşmasıdır. Yitik zamanın izindedir aslında Ned. Maddi anlamda sahip olduğu her şeyin yani kapitalist düzenin bireye dayattıklarının gerçek olmadığını ve değersizliğini, onları kaybettiği zaman bireye gösterilen ilgi ve sevginin de kalmadığını ya da yapmacık olduğunu gösteren bir yolculuktur yaptığı. Filmde kapitalizm eleştirilirken, Amerikan rüyasında yaşayan komünistlere de ince bir gönderme vardır.

Filmde başkarakter Ned çeşitli havuzlardan geçer.

Ned’in atla yarıştığı sahne, bebek bakıcısıyla yapıtığı maraton, engelli atlama sahneleri  Ned’in başlangıçtaki gücü hakkında izleyiciyi bilgilendiriyor.

Eskiden Ned’e hayranlık duyduğunu itiraf eden bebek bakıcısının, yaptıkları yüzme, yürüyüş ve koşu sırasında oldukça hevesliyken, adamın engelli atlarken ayağını burkması (güçten düşmesi) üzerine gösterdiği dönüş filmin önemli sahnelerindendir.

Çok zengin bir evin havuzundaki suyun içme suyu kadar saf olduğunu söyleyen ev sahipleri, bunun için hiçbir masraftan kaçınmadıklarını ısrarla tekrarlarlar. Daha sonra Ned’in gireceği paralı halk havuzunda hijyen sıkıntıları ve denetleme sırasındaki aşağılayıcı tavırlar bu evdeki lüks havuzdakine tezat oluşturur.

Bir başka ev Amerikan rüyasında yaşayan ve komünist olarak bilinen bir çiftin evidir. Ned onların havuzuna çıplak girildiği bilgisini önceki ev sahibinden öğrendiği için mayosunu çıkararak bu eve yaklaşır. Çıplaklığı olduğu gibilik ve doğallık olarak vurgulayan yönetmen, havuzun başındaki saçları özenle yapılmış yaşlı kadının çıplak boynuna bir de mücevher alegorisi yerleştirmeyi ihmal etmez. Yaşlı çift arasında geçen konuşmadan, torunlarını bile bu eve giyinik kabul etmediklerini anlar seyirci. Sıkı kuralları vardır bu çiftin. Ancak oğulları telefonda çocuklarını bu kurallara göre yetiştirmeyeceğini söyler ki bu da komünist rejimin zayıflamaya eleştiri almaya başladığı dönüşüm dönemini ifade eder. Ailenin vereceği bir davet olduğunu fark eden Ned, bu topluluğa katılmak istediğini söylediğinde ev sahibesi tarafından biletlerin pahalı olması gerekçesi ile geri çevrilir. Ned’in gerekli bedeli ödemeye hazır olması ve ismini yazdırması üzerine yaşlı kadının uzaklaşan adamın ismini listeden çizdiği görülür. Adam üstü çizilerek komüniteden çıkarılmıştır.

Boş havuzun olduğu evdeki çocuk Ned’in, çocukluğudur aslında. Şanssız çocuk Ned, annesi ve babası uzakta olduğu için havuza girememekte, refah havuzuna uzaktan bakmaktadır. Erişkin Ned, çocuk Ned’e havuzda su varmış gibi yapmasını ve boş havuzda havaya kulaç atmasını söyler. Ama oradan uzaklaşırken duyduğu tramplen sesiyle hemen geri dönüp boş havuza çakılmaması için çocuğu uyarır. Çünkü kendisi mış gibi yaparken çakılmıştır. Burada finansal kriz sonrası parçalanmış aile ile yazarın çocukluğuna göndermeler mevcuttur.

Film çekiminden önce ve havuz sahnelerinde bir yüzme koçu Lancaster’e rehberlik eder. Uzun çalışmalar sonucu su kuşu Ned rolü tamamlanır.  

Yazar Cheever, senarist Eleanora ile mektuplaşır ve diyaloglar üzerine önerilerde bulunur. Ayrıca diyaloglar için bir koç film ekibinde yer alır.

Raylar üzerinde gerçekleştirilen yakın ve uzak plan çekimleri, atmosferin yansıtılması açısından büyük bir ustalıkla kullanılır. Panoramik bakış açısının ardından, Ned’ e odaklanan bakış açısıyla da yönetmen sadece kapitalizmin yalancı değerlerini eleştirmekle kalmaz, belki de aktörün farkına varmayacağı biçimde sanatçıları da kendileriyle yüzleştirir. Filmin başında genç ve atletik görünen, bütün çekimlerde fit olan Lancaster’in yukardan çekim sahnesiyle hafif seyrelmiş saçlarını gösterir. Daha önce kameraya girmeyen bu bakış açısı, iki kırılma sahnesinin ardından gözlenir. Ayağının burkulmasından sonra ve eve ulaştığı zaman. Halk havuzunda yaşadığı hüsranın aktörün yüzüne, vücudunun duruşuna yansıtılması sonucu artık elli yaşlarında, gerçek yaşında belki gerçekte olduğundan daha fazla çökmüş bir aktörle karşılaşır seyirci. Aslında kamera önünde gördüklerimizin de salt gerçeği yansıtmadığına bir vurgu yaparken, oyunculara da yönetmenin onları var ettiğini inceden inceye sezdiriyor Frank Parry.

Bazı karelerde filme emeği geçen yüzlere rastlıyor seyirci. Örneğin, öykü yazarı Cheever filmde havuzda bir bot içinde uyuklarken görülüyor. Senaryo yazarı Eleanor Perry konuklar arasında ve eşi yönetmen Frank Perry kalabalık havuzdaki topluluğun içinde yer alıyorlar. Zamanın pek çok sanatçısı kalabalık havuz partisinde yer alıyor.

Filmde tema müzik ise Marvin Hamlisch’in bestlediği Send For Me in Summer isimli unutulmaz eserdir. Ned’in zihnini yansıtan müzik, final sahnesinde saatin vuruşlarını hissettiriyor izleyiciye.

Filmin başlangıçta kabul edilen bütçesinin 500.000 dolardan az olması ön görülmüşse de bu miktar daha sonra 1.750.000 dolara çıkarılıyor. Burt Lancasterin bu filmden aldığı ücret ise 750.000 dolar.

Filmin başında havanın açık ve güneşli olması, adamın neşeli yüzü, fit hali içinde bulunduğu koşullarla direk ilgilidir ve evine ulaşma yolunda bunların gittikçe değiştiği görülüyor. Filmin sonunda evine ulaştığında ise hem seyirciyi hem de Ned’i bir sürpriz bekliyor.

Zeynep Yenen – edebiyathaber.net (2 Eylül 2020)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r