‘Yaz Sadece Bir Mevsim’ mi? | Burak Soyer

Eylül 25, 2026

‘Yaz Sadece Bir Mevsim’ mi? | Burak Soyer

Çağdaş Kore edebiyatının önemli kalemlerinden Kim Seohae’nin yazdığı “Yaz Sadece Bir Mevsim”, “Amerikan Rüyası”nın sunduğu, sadece dişlinin çarklarının dönmesine yarayacak olan içi boş vaatlerle tüm dünyayı kendine köle etmeye davet etmesinden nasibini alarak Kore’den Amerika’ya göç eden bir çocuğun, paçalardan akan yoksulluk içinde hayatta kalmak, dışlanmamak, var olmak için kendini tamamen yok saymasının nelerle sonuçlanabileceğini, onun tam zıttı olan hemşerisiyle aralarındaki bağ üzerinden anlatıyor.

Bir yere, topluluğa, gruba adına ne derseniz deyin, ait olmayı istemek, insanın kendinden bir parça da olsa feragat etmesini gerektirir. Her ne kadar içinde olmak istediği, içinde olanlara özendiği, “onlar” gibi ya da onlardan biri olmayı arzulamak, biri için paha biçilmez gibi görünse de kişi dönüştüğü veya dönüşmeye çalıştığı o “şey”in ruhunu koklamaya başladığı anda kendinden kopan şeylerin farkına çok geç varır. Hele de bu tamamen farklı bir ırk, dil gibi insanın doğuştan gelen özellikleriyle ilgiliyse ve kafanın bir labirent gibi olduğu ergenlik dönemine denk geliyorsa, işler daha da zorlaşır. Çağdaş Kore edebiyatının önemli kalemlerinden Kim Seohae’nin yazdığı, Yuzu Kitap’tan Mehmet Ölçer’in Türkçeye kazandırdığı “Yaz Sadece Bir Mevsim” adlı kitap, “Amerikan Rüyası”nın sunduğu, sadece dişlinin çarklarının dönmesine yarayacak olan içi boş vaatlerle tüm dünyayı kendine köle etmeye davet etmesinden nasibini alarak Kore’den Amerika’ya göç eden Jenny’nin, paçalardan akan yoksulluk içinde hayatta kalmak, dışlanmamak, var olmak için kendini tamamen yok saymasının nelerle sonuçlanabileceğini, onun zıttı olan hemşerisi Hanna’yla aralarında olan bağ üzerinden anlatıyor.

“Bir ‘rüya’ gördüm…”

Annesi geçici işlerde çalışan Jenny’nin işçi babası tüm dünyayı büyük etkisi altına alan IMF krizi sırasında işsiz kalır. O da karısı gibi bir orada, bir başka yerde düzensiz ve günlük işlerde çalışmaya başlar. Bu durumun kalıcı olmayacağını ve ülkesinde bir gelecek görmeyen babası, büyükler de dahil tüm aileyi ikna ederek Amerika’ya göç etme kararı alır. Onun hesabına göre; Amerika, çalışan herkese o büyük “rüya”yı gerçekleştirebilecek ortamı sunmaktadır ve onlar da oraya yerleşince daha çok para kazanarak çok daha iyi şartlar altında yaşama imkânına kavuşacaklardır. Fikir ailece kabul gördükten sonra Jenny, annesi ve babasıyla birlikte bir süre vize için bekledikten sonra 2004 yılının yazında Amerika’ya göç eder.

İlk gittikleri yer Kaliforniya olur. Burada kendilerinden on yıllar evvel, onlar gibi hayallerle Amerika’nın doğusuna yerleşmiş “Doğulu”ların yaşadığı bölgeye yerleşirler. Jenny’nin babası bir otomotiv yedek parça satan firmada işe başlar. Annesiyse kuru temizlemecide işe girer. Fakat daha bu andan itibaren işlerin hiç de öyle uzaktan göründüğü gibi olmadığını anlarlar. Zira Jenny’nin annesinin dediği gibi, hayat her yerde aynıdır.

Her başlangıç “yeni” değildir

Jenny’nin babası Güney Carolina’da bir fabrikaya geçince mecburen Los Angeles’taki Hartville’e taşınırlar. Küçük bir yer olmasına rağmen büyükşehir havası taşıyan Hartville’de Jenny’nin babası fabrikanın lojmanında kalmaya başlar. Annesi ve Jenny’yse Jenny’nin burada başladığı ortaokuluna yakın bir bodrum katında bir daire tutarlar. Ev sahipleri onların durumuna acıyınca hayli düşük bir meblağ karşılığında burada kalma imkânı sağlar. Hartville’de, geldikleri yer gibi pek çok Koreli vardır ancak uzun zamandır burada oldukları için artık kendilerini Amerikalı görmeye başlamışlardır. Tek sırıtanlar Jenny ve annesidir.

Jenny okula başlayınca etrafındakilerin göçmen de olsa kendisi gibi olmadığıyla ilk kez karşılaşır. Tüm öğrenciler yaşadıkları yerin düzenine ayak uydurmuştur. Aynı şeyler hakkında sohbet edip, takılırlar. Jenny için de artık değişim vakti gelmiştir. Ancak bunun için kendini bir şekilde ispat etmesi gerekmektedir. O da okulun kız futbol takımına girer. Gayet de iyi performans gösterir. Okulun üç popüler kızlarından biri de takıma dahil olup da Jenny onunla muhabbeti ilerletince artık “onlardan” biri olduğuna kendini ikna eder. Fakat o zamana gelene kadar gerçekte kim olduğunu da çoktan unutmuştur. Ta ki bunu ona hatırlatan Hanna’yla tanışıncaya dek.

“Hena değil, Hanna”

Hanna da Kore’den gelmiştir ancak Jenny’ye arasında dağlar kadar büyük bir sınıf farkı vardır. Hanna’nın annesi bir küratör, babasıysa beyin cerrahıdır. İngilizcesi Jenny kadar iyi değildir ama Hanna, başta “Hena” diye telaffuz edilen İngilizce isminin normalde “Hanna” şeklinde okunduğu konusunda etrafındakileri ikna etme çabalamasıyla da Jenny’den farklıdır. Üstelik okuldakilerin onunla dalga geçmelerine, ısrarla onu “Hena” diye çağırmalarına biraz da saflığından kafayı takmaz. Aradan bir süre geçip de Jenny, Hanna’ya yapılan akran zorbalıklarına karşılıksız kalamayınca, ikisi arkadaş olurlar. Hanna, Jenny gibi olmak istemektedir. Jenny’yse okuldaki diğer çocukları gibi. Futbol takımındaki göz dolduran performansı sayesinde takımdaki popüler kızla samimiyeti iyice ilerletir. Öyle ki; o ve arkadaşlarının eğlenmeye gittikleri göl kenarına bile davet edilir. Jenny sayesinde İngilizcesini geliştiren, başkalarının dalga konusu olmaktan çıkan Hanna da “onların” grubuna katılıp göl kenarı partilerine katılır. Fakat birlikte katıldıkları bir göl eğlencesi hiç beklenmedik bir biçimde biter ve buraya kadar olan hikâye başa döner…

Kim Seohae, “Yaz Sadece Bir Mevsim”de, kendi yaşamından yola çıkarak günümüz sorunlarının en tepesinde yer alan sınıf farklılıklarının açtığı sorunları birbirine ulanan diğer sorunlarla ustaca kurguluyor. Jenny’nin benzemeye çalıştığı çocuklar gibi olup da onun tam zıttı olan Hanna’yla tanışınca bir anlamda kendiyle gurur duyarken, diğer yanda kim olduğunu, nereden geldiğini, ailesini ısrarla hatırlamama çabası, kitabın temel çatışmasını oluşturuyor ve Seohae’nin değinmek istediği esas mesele üzerine okuru yoğunlaştırıyor. Kurgu içinde akıp giden kendi çıkarımlarıyla derdine destek çıkan yazar, sağlam karakterleri, olayların kendi içindeki doğal devinimini satırlara döküyor ve vaatten ibaret bir “rüya”nın nasıl bir balon gibi sönüp kişinin içini de aynı şekilde boşaltabildiğini ustaca anlatıyor.

Yorum yapın