
Beyza Akyüz’ün son kitabı Yamuk Keçe Pabuçlar, Kronik Çocuk etiketiyle mart ayında raflardaki yerini aldı. Yazar, bu kitabında da önceki eserlerinde olduğu gibi parmak sallamadan, okura sezdirerek bir mesaj veriyor:
“O yüzden siz sevgiden ve sezgilerinizi takip etmekten şaşmayın.”
Özel bir gün için günlerce hazırlanırsınız; provalar yapar, her ayrıntıyı düşünürsünüz. Gün geldiğinde her şeyin mükemmel olması için hiçbir engel yoktur. Ama hayat sürprizlerle doludur. Son anda yaşanan bir aksilik, günlerce planladığınız o anın kusursuz geçmesini engelleyebilir.
Yamuk Keçe Pabuçlar da tam olarak böyle bir hikâye anlatıyor. Ülkenin birinde cömert bir kral yaşarmış; ancak halktan hiç kimse onu görmemiş. Bir gün halkından en akıllı kişiyle görüşmek istemiş. Bunun üzerine halk, kralın karşısına çıkacak kişi için en iyi pabuçları hazırlamaya koyulmuş. Ustalar hünerlerini sergilemiş; deri, demir ve cam ayakkabılar yapılmış. Köyün delişmeni Hellumi ise biraz bilgisi, ama çokça sezgisiyle kendi pabuçlarını hazırlamış. Başta kimse onun yaptıklarını ciddiye almamış; ancak yolculuk başladığında, en akıllı kişinin başına gelmeyen kalmamış. Yolun zorlukları karşısında en dayanıklı olan, sevgiyle ve sezgiyle yapılan o “kusurlu” pabuçlar olmuş.
Bu masalsı anlatı, aslında hayatın kendisine dair güçlü bir metafor sunuyor. Cam kadar kırılgan, demir kadar sert ya da deri kadar ölçülü olmak her zaman yeterli olmayabilir. Bazen insanı yolda tutan şey, ölçüye sığmayan ama kalpten gelen emektir.
Kitabın bu yönü, günlük hayatta sıkça karşılaştığımız durumlara da ayna tutuyor. Bir çocuk, okul gösterisi için günlerce hazırlanabilir; kostümünü seçer, provasını yapar, sahneye çıkacağı anı bekler. Ancak gösteri günü bir düğme kopabilir ya da beklenmedik bir aksilik yaşanabilir. İşte böyle anlarda önemli olanın kusursuzluk değil, yapılan işe katılan sevgi olduğu anlaşılır.
Kitabı okurken ortaokul yıllarımı ve o dönem yaptığım bir toprak testiyi hatırladım. Testiyi günlerce büyük bir özenle boyamış, evin en güzel köşesine koymayı hayal etmiştim. Ancak vernik tam kurumadan poşete koyup okula götürünce desenlerin bir kısmı birbirine karışmıştı. O gün çok üzülsem de sonradan önemli olanın kusursuz bir sonuç değil, yaptığım işe verdiğim emek ve sevgi olduğunu anladım. Yamuk Keçe Pabuçlar da tam olarak bunu anlatıyor.
Akyüz, yıllardır farklı formatlarda hikâyeler yaza yaza bu kitabında kelimeleri, insiyaki bir hâl almış ahenkleriyle art arda sıralıyor. Yazar, sevgiyle üretmenin önemini anlatırken zengin bir dil kullanıyor. “Ditmek”, “gergef”, “delişmen” gibi pek çok okurun ilk kez karşılaşacağı sözcükler, hikâyenin içinde son derece doğal bir biçimde yer alıyor. Böylece metin yalnızca öğretici değil, aynı zamanda edebî bir tat da sunuyor.
Hellumi karakteri ise kitabın en dikkat çekici unsurlarından biri. Bilgisi sınırlı ama sezgisi güçlü olan bu karakter, üretim sürecinde ölçüden çok iç sesine kulak veriyor. Keçeyi büyük bir özveriyle
hazırlıyor; ayakkabıyı nasıl yapacağını bilmediği noktada ise durup düşünmek yerine sezgilerine güveniyor. Ortaya çıkan sonuç kusursuz değil belki ama içten ve sahici.
Bu noktada kitap, çocukların doğasına dair önemli bir kapı aralıyor. Çocuklar çoğu zaman bir şablona ihtiyaç duymadan üretir. Canı istediği gibi dans eder, birbiriyle uyumsuz parçaları bir araya getirip sıra dışı bir park kombini oluşturur. Hayal gücünün kanatlarında çizgilerin dışına çıkarak resimler yapar. Onlara göre de hepsi kusursuz çünkü o işe kalplerini koymuşlardır. Hellumi’nin üretim biçimi de tam olarak bunu hatırlatır. Beş yaşında bir çocuk mutfağa girip ailesi için poğaça yaptığında, ortaya çıkanlar birbirine benzemez. Ölçü yoktur, kusur çoktur; ama o poğaçalar çoğu zaman en lezzetli olanlardır. Çünkü içine sevgi katılmıştır. Hellumi’nin yaptığı da tam olarak budur.
Kitabın görsel dünyası da en az metni kadar güçlü. Sümeyra Özdemir’in çizimleri, hikâyenin ritmini başarıyla yakalıyor. Renklerin uyumu ve detaylardaki özen, okurun ilgisini her sayfada canlı tutuyor ve metni destekleyen bütünlüklü bir atmosfer oluşturuyor.
Ayrıca kitap 7 yaş ve üzeri okurlar için yalnızca bir hikâye anlatmakla kalmıyor; keçenin nasıl elde edildiği, yünün nasıl işlendiği gibi geleneksel üretim süreçlerine de teferruatlı bir şekilde yer veriyor. Yer yer bilimsel bilgiler de fark ettirilmeden metne dahil ediliyor. Böylece edebiyat ile bilginin iç içe geçtiği zengin bir okuma deneyimi sunuluyor.
Beyza Akyüz’ün atölyelerinde olduğu gibi kitaplarında da yalın ve mizahi bir dil öne çıkıyor. Yazar, okurun kalbine şu sözlerle sesleniyor:
“Akıl biter, sevgi hep ileri gider.”
Yamuk Keçe Pabuçlar, metaforik anlatımıyla okuru masalsı bir yolculuğa çıkarırken, hayatın aslında bir yolculuk olduğunu da anımsatıyor. Yolda karşımıza çıkan aksilikleri kabullenmek ve yola devam etmek, belki de en büyük öğrenme biçimi.
Kimi yollar meşakkatlidir. İşte böyle zamanlarda asıl önemli olanın sevgi olduğunu Yamuk Keçe Pabuçlar bir kez daha hatırlatıyor. Kusursuzluk peşinde yorulan ebeveynler ve çocuklar için şifalı bir masal.


















