Masthead header

Vivek Shanbhag: “Yazdıklarımız bizi şaşırtmalı, yazmanın büyüsü bu sürprizde yatar.”

Söyleşi: Zeynep Yenen

Vivek Shanbhag, Hintli bir yazar, Güney Hindistan dili olan Kannada dilinde eserler veriyor. Beş roman, beş öykü ve üç kısa oyununun yanı sıra iki de antolojisi var. Eserleri; Huli Savaari”, “Kantu”, “Noolina Eni”, “Guruthu”, “Langaru”, “Ankura”, “Mattobbana Samsara”, “Sharvana Services”, “Ghachar Gochar”, “Innu Ondu”, “Ondu Badi” Kadalu” ve “Ooru Bhanga”dır. Shanbhag, edebiyat dergisi Desha Kaala’nın kurucu editörlüğünü yapıyor. Eleştirmenlerin beğenisini toplayan Gaçar Goçar romanı dünya çapında on sekiz dile çevriliyor. New York Times ve The Guardian tarafından 2017 nin en iyi on kitabından biri olarak değerlendiriliyor. Yazar Shanbhag, Iowa Üniversitesi 2016 Güz Dönemi Uluslararası yazma Programı’nda Onursal Üye olarak yer alıyor. Halen Hindistan Delhi’de Ashoka Üniversitesi’nde misafir Yaratıcı Yazarlık hocası olarak görevine devam ediyor. Mühendislik fakültesini bitirmiş olan Vivek Shanbhag, yaşadığı ülke olan Hindistan Bangalore’da yazım alanında etkinliklerine devam ediyor.  

Vivek Shanbhag ile Türkçeye Palto Yayınevinin kazandırdığı “Gaçar Goçar” adlı romanı üzerine konuştuk.

Sevgili Shanbhag öncelikle söyleşiyi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. Bize biraz kendinizden ve günlük hayatınızdan bahseder miydiniz?

Nazım Hikmet, Orhan Kemal gibi yazarlar veya Orhan Pamuk, Elif Şafak gibi modern çağ yazarlarınız ve diğer okuduğum yazarlarınız aracılığıyla Türk Edebiyatına özel bir saygım olduğundan sizinle bu söyleşiyi yapmaktan mutluluk duyuyorum. Bunda İstanbul’u birkaç kez ziyaret etmiş olmamın ve bu güzel, kültürel açıdan zengin şehirde zaman geçirmekten aldığım keyfin de payı var.  

Karnataka adında bir Hint eyaletinin batı kıyısındaki küçük bir kasabada büyüdüm. Yazılarımda kullandığım, bir Hint dili olan Kannadaca yaklaşık elli yedi milyon insan tarafından konuşuluyor. Kannadaca yaklaşık bin beş yüz yıldan beri konuşulan ve bin yılı aşkın edebi tarihe sahip bir dil. Bu önemli çünkü dilin bu kadar zaman boyunca tarihin iniş çıkışlarını gördüğünü ve özümsediğini, çeşitli krallıkların, dinlerin ve devrimlerin yükseliş ve düşüşüne tanıklık ettiğini gösterir. Bunu miras aldığım için kendimi şanslı hissediyorum. 

Yazılarımı mühendislik mesleğimi yaparken yazdım ve yayınladım. İlk kitabım yirmi iki yaşımdayken basıldı. Tam zamanlı yazar olmak için birkaç yıl önce işimi bıraktım. Şu anda Delhi’deki Ashoka Üniversitesi’nde misafir Yaratıcı Yazarlık öğretmeniyim. 

Türk okuyucular sizi en çok Gaçar Goçar isimli romanınızla tanıyor. İdris Çakmak tarafından Türkçeye çevrilen eseriniz 2018 yılında Palto Yayınevi tarafından basıldı. Farklı bir kültüre ait bu eserde Türk okuyucular kendi coğrafyamızdakine benzer unsurlarla karşılaştı. Gaçar Goçar belki de o yüzden Türk okuyucular tarafından büyük ilgiyle karşılandı. Sohbetimize başlarken bu kitabın yazım süreci hakkında bize biraz bilgi verebilir misiniz?

Bu kitabı yazmak için bana neyin ilham verdiğini tam olarak belirleyebilmek ve söyleyebilmek zor. Yani beni bu hikâyeyi yazmaya iten herhangi bir olay ya da deneyim yok. Bununla birlikte ilk işimde stajyer olduğum zamanki bazı deneyimlerimi hatırlıyorum. Satış süreçlerini anlamak için bir satıcı ile çalışıyordum. Bir keresinde beni öğle yemeğine evine götürdüğünde ailesinin günlük işine ne kadar yoğun bir şekilde dahil olduğunu fark ettim. Sattığı ürünlerin kodlarını bile biliyorlardı. İnsanların günlük işleri ile yaşamları arasındaki ilişki her zaman benim ilgimi çekmiştir. Bunun küreselleşen dünyamızda ne şekilde değiştiğini gözlemledim. Bu hikâyenin arkasında yirmi yıllık bir süre içinde biriken bu tür gözlemler ve düşünceler yatmaktadır. 

Bir düşünceyi, ilkeyi veya bir felsefeyi ifade etmek için roman yazmadığımı burada söylemeliyim. Ben sadece hikâyeler anlatırım ve Gaçar Goçar bir ailenin hikayesi. Yazmaya başladığımda karakterler canlanıyor ve hikâye akıyor netleşiyor. Yazmanın sevinci sayfalarda/ekranda bilinmeyenle karşılaşmamızdır. Yazdıklarımız bizi şaşırtmalı, yazmanın büyüsü bu sürprizde yatar. 

Kadın hakları ihlalleri, kadına şiddet ve cinayetler kitabınızda ele aldığınız konular arasında. Romanınızda satır arasında kadının var olma mücadelesine işaret ediyorsunuz. Örneğin kitabın sonuna doğru Chikkappa, eylemi haklı çıkarırcasına “Kadının o geceki davranışları çok sert bir kavga çıkardı. Kocasına çok kötü bir şey demiş olmalı ki, o da kendini kaybedip kadını boğdu. Muhtemelen öleceğini düşünmüyordu” diyor (S,95). Başka bir bölümde ise anlatıcının kahve evinde otururken, insan hakları örgütünde çalışan geçmişteki kız arkadaşı Chitra’ yı hatırladığı ve onun işiyle ilgili “Çay istediğiniz gibi servis edilmiyor diye bir kadının kolunu nasıl kırarsın?” ya da “Komşuda anahtarı unuttu diye karını öldürür müsün?” şeklinde iç diyaloglarına yer verdiğinizi görüyoruz (S,13). Bir erkek yazar olarak bu konudaki hassasiyetiniz biz kadınları mutlu ediyor. Satır aralarında neden bu tür konulara yer verdiğinizi okuyucularımız için açıklar mıydınız?

Çevremde gözlemlediklerim ve yaşadıklarım ışığında ataerkilliğin dünyadaki şiddetin en önemli nedenlerinden biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Ataerkillik olmasaydı bu dünya çok daha iyi bir yer olurdu. En yetenekli kadınlar bile her aşamada kendini ispatlamak zorunda olmasına karşın, sıradan erkekler kolaylıkla arayı açabilirler. Bu beni derinden rahatsız ediyor ve hikâyelerimde bunlardan bazılarını görüyorsunuz. Ataerkillik su gibidir, en eğitimli ve liberal zihinlerde bile saç inceliğinde bir çatlak bulduğunda kolaycacık sızabilir. 

Küçük bir kasabada büyümenin avantajlarından biri çocukların hemen hemen her haneye girmesidir. Çocukken mutfakta ve evlerin arka bahçesinde toplanan kadınların sohbetlerine bayılırdım. Anlatım yetenekleri inanılmaz. Kısıtlı kaynaklarla hayatlarını yöneten bazı kadınları yakından izledim ve onlara büyük hayranlık duydum. Bütün bunlar beni ve yazılarımı derinden etkiledi.

Akıcı bir diliniz ve etkileyici bir anlatım tarzınız var. Albert Camus’un, Yabancı isimli yapıtında olduğu gibi gözlemci bir kahramanın ağzından anlatılıyor olay örgüsü. Sizin kahramanınız da Meursault gibi kendisine ve topluma yabancı mı?

Romanımı yargılamak veya açıklamak benim için çok uygun değil. Ancak Meursault bağlamı ve koşulları Gaçar Goçar’ın anlatıcısından farklıdır. Tarihin farklı bir noktasında yer alıyoruz. Kapitalizmin yaşamlarımız ve dünya görüşlerimiz üzerine derin bir etkisi oldu. Meursault bu dünyaya yabancı olduğunu düşünüyor. Gaçar Goçar’ın anlatıcısı içeriden biridir, olan biten her şeye taraftır, ancak yine de eylemsizliği seçer.

Kahramanınızın bir adı olmadığını görüyoruz. Bunun nedenini açıklayabilir misiniz?

Bir yazar bir eserde belirli noktalarda boşluklar yaratır. Böylece okuyucular bunları hayal gücü ve düşüncesiyle doldurur. Bu bir işle olan bağlılığı daha derin ve kişisel hale getirir. Bu nedenle söylenmeyen şey, söylenenden daha önemlidir. Bu romanı yazarken benimsediğim anlatı tonu bana anlatıcının adını vermeme fırsatı sundu. Açıkçası ihtiyaç hissetmedim. Anlatıcıyla isimsiz bir bütün olabilirim. Bu potansiyeli fark ettiğimde onu kullanmaktan mutlu oldum. Ancak bu her çalışmada kullanılacak bir teknik değildir. Romanın her bölümü bu isimsiz kahramanın var olmasını kolaylaştırmalı ve sağlamalıdır. Geriye dönüp baktığımda bu romanda böyle yapmış olmaktan mutluyum.

Iowa Üniversitesi’nde Uluslararası Yazma Programında eğitmen olarak yer aldığınızı ve halen Delhi’deki Ashoka Üniversitesi’nde misafir Yaratıcı Yazarlık eğitmeni olduğunuzu biliyoruz. Sizce Yaratıcı Yazarlık programlarının yazar adaylarına katkıları nelerdir?

Iowa’daki gibi yazma programları dünyanın diğer bölgelerinden diğer yazarlarla etkileşim kurmak için özel ve benzersiz bir fırsat sağlıyor. Bu tür programlar sanat üzerine tartışmaların yanı sıra ülkelerin sosyal ve politik yönlerini anlamak için birçok yol açar. Filistin ve İsrail gibi ya da Rusya ve Ukrayna gibi siyasal olarak düşman olan ülkelerin yazarları bir arada olabilir veya yazabilirler. Bana göre yazarların bakış açıları, görüşleri medyanın sunduğundan daha önemlidir. 

IWP’ye ve bu tür programlara katılarak büyük fayda sağladım. Çünkü bunlara katılmak çalışmalarımızı yapmak için gerekli alanı ve dikkati sağlıyor. Bazen yalnızca yazmaya odaklanmak için rutinden uzaklaşmak önemlidir. Bu programların bana faydası çok fazla oldu. 

Yazma serüveniniz nasıl başladı. Sizi yazmaya iten sebep ve yönlendiren motivasyon nedir?

Yazma yolculuğuma on altı yaşımda başladım. Ve o zamandan beri yazma ile derinden meşgul oldum. Yazmak için kendim dışında bir motivasyon veya sebep gerektiren durum görmüyorum. Yazmak benim varlığımın önemli bir parçası. Özellikle halk kültürü ve tiyatrodan çok etkilendim. Festivaller ve ilgili ritüeller bu konuda etkileyici rol oynadı. Öğretmen olan dedem sayesinde erken yaşta okuyup yazmayı öğrenebildim. Ve bütün bunlar beni bir yazar olarak şekillendirdi. 

Kağıt kalemle mi yoksa klavyeyle mi yazmayı tercih edersiniz. Yazarken belli bir ritüeliniz var mı? Örneğin sessizlik, müzik veya belirli bir çalışma ortamı gibi özel durumlar arıyor musunuz? 

Yaklaşık 25 yıl önce kağıt kalemle yazmaktan, bilgisayarla yazmaya geçtim. Bunun yazma tarzımı etkilediğini düşünüyorum. Doğrudan yazmak daha yavaştır ancak satırlar/pasajlar arasında hareket etme olasılığı yazma şeklini değiştirir. Sabahları tercih ederek günde belirli saatleri yazmaya ayırıyorum ve bu disiplinli çalışmama yardımcı oluyor. Her an her yerde yazabilirim ve sessiz bir alana ihtiyacım yok. Kendi dünyama kolayca dalabilirim.

Çalışmalarına yeni başlamış yazar adayları için önerilerinizi alabilir miyiz? 

Çok okumak ve yazmak için gün içinde belirli saatleri ayırmak. Yazılan her şeyin yayınlanması gerekli değildir.

Okuma önerisinde bulunacağınız beş romanın ismini verebilir miydiniz? 

Tolstoy, Anna Karenina

Isabel Allende, Ruhlar Evi

Dostoyevski, Suç ve Ceza

Italo Svevo, Zeno’nun İtirafları

Scott Fitzgerald, Muhteşem Gatsby.

Değerli Shanbhag şu anda üzerinde yoğunlaştığınız yeni bir çalışmanız var mı?

Şu sıralar Kannadaca bir romanım basıldı, onun İngilizce tercümesi ise yakında yayınlanacak.  

Roman öykü ve oyun yazdığınızı biliyoruz. Siz kendinizi hangisine daha yakın hissediyorsunuz?

Romanlar geniş tuvali ve girilebilecek derinliği nedeniyle benim için değerlidir. Romanların anlatı biçimleri, kişinin deney yapmasına izin verir. Günümüz hayatının karmaşıklıklarının ve çelişkilerinin ancak romanlarla yakalanabileceğine inanıyorum. Bir sonraki tercihim ise kısa hikayeler ve oyunlar. Ancak oyun yazmayı en zorlayıcı olarak buluyorum. 

Sorularımı yanıtladığınız için çok teşekkür ederim sevgili Shanbhag. Gelecekteki eserlerinizle ilgili yeni söyleşiler yapabilmek dileğiyle.

edebiyathaber.net (19 Ağustos 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r