
Dergilerin, özellikle edebiyat ve kültür-sanat dergilerinin yazarlarına telif ödemesi gerektiği Türkiye’de uzun yıllardır konuşulan, tartışılan bir konu. Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada, özellikle X platformunda bu tartışma yeniden alevlendi.
Türkiye’de edebiyat dergilerinin çoğunun şiir, öykü, deneme gibi katkılara sembolik olarak bile telif ödemediği/ödeyemediği biliniyor ve bu durum uzun zamandır eleştiriliyor. Örneğin bu konu Ekşi Sözlük’te 2018’de “Türkiye’de edebiyat dergilerinin telif vermemesi” başlığı altında “normalleşmiş bir durum” olarak uzun uzun tartışılmış. Yazarlar emeğin bedava verilmesini, dergilerin planlamasını “yazarları bedavaya getirmek” üzerine kurmasını eleştirmiş, diğer yandan “özveri” ve “kültürel katkı” gerekçeleriyle de telif vermemek savunulmuş.
Son tartışma ise iki ana kutupta yoğunlaştı; telif ödenmesinin gerekli olduğunu düşünenler ve telif ödenmemesinin anlaşılır bir şey olduğunu, çünkü mümkün olmadığı görüşünde olanlar.
Telif ödenmesinin gerekli olduğunu düşünenler yazar emeğinin “bedava” veya “prestij için” diyerek tanımlanamayacağını, telifin bir hak olduğunu, telif ödememenin sömürüyü meşrulaştırdığını söylüyordu. Telifin sembolik bile olsa ilke olarak ödenmesi gerektiği savunuldu. Telifsizliğin hem yazarları hem de dergileri değersizleştirdiği belirtildi.
Diğer yanda ise dergilerin telif ödememesinin anlaşılır bir durum olduğu, çünkü bu ödemenin mümkün olmadığı görüşünü savunanlar vardı. Çoğu edebiyat dergisinin okura ulaşamadığı, satılamadığı, reklam alamadığı, sponsorunun olmadığı yani gelirinin sıfır olduğu söylendi. Dergi çıkarmanın başlı başına bir özveri ve kültürel katkı olduğu, şair ve yazarların da eserleri ile katkıda bulunduğu, kâğıt ya da matbaa için zor para denkleştiren dergicilerin bir de telif ödemeye kalkmalarının dergiyi kapatma riskini getireceği belirtildi. Genç ve yeni yazarlar için dergide ürünlerinin yayınlanmasının önemli bir basamak olduğu, telif talebinin bu fırsatı ortadan kaldırabileceğine de dikkat çekildi.
Eski bir dergici olarak söyleyeyim, dergiciler telif ödemek ister ama bu çoğunlukla mümkün değildir. Türkiye’de edebiyat, sanat dergileri bir hevesle, dergiyi yayınlayanların cep harçlıklarıyla, maaşlarından artırdıklarıyla çıkar. Büyük bir çoğunluğunun çıkış amacında dergi satışından kâr elde etmek gibi bir düşünce yoktur. “Dergi yaşasın, yeter!” diye düşünülür. Çoğu dergi satışlardan elde ettiği gelirle masraflarını karşılayamaz ya da zor karşılar. Dergiyi çıkaranlar bir gelir elde edemezler aksine yeni sayının çıkabilmesi için ceplerinden ödemeye devam ederler.
Dergi okura nasıl ulaşır?
Dergiyi okura ulaştırmanın iki önemli yolu var, kitapçıda satmak ve abonelikler. Kitapçılar oldum olası dergi satmayı sevmez. Kitabevi zincirleri dergilerle hiç ilgilenmez. Onlara bu bir yük olarak görünür, o nedenle çok az kitapçıda derginizi satışa sunabilirsiniz ve bunlar Ankara, İstanbul, İzmir, Adana gibi büyük şehirlerle sınırlıdır. Küçük şehirlere dergi ulaştırmak hem masraflıdır hem de satılmayan sayıları (iadeleri) ve ödemeleri almak büyük bir sorundur. Kitapçılar yeni sayı geldiğinde eski sayıyı iade etmeyi ihmal eder. Satılan dergilerin ödemesini ise yapmayı pek istemez. Çünkü eski sayıyı iade etmek kargo masrafı demektir, kitapçı bu masrafı ödemek istemez. Dergici kargoyu ödeyeyim dese kargo ücreti iade edilen dergilerin bedelinden genellikle daha çoktur. Satılan dergilerin bedelini öderken de çoğunlukla havale bedeli yollanacak tutardan daha yüksektir. Satış yolu olarak geriye sadece online platformlar (Trendyol, Hepsiburada, dergi siteleri) kalır. Online platformlar üzerinden satışların da çok düşük olduğunu biliyoruz, çünkü orada da yüksek kargo ücretleri çoğunlukla derginin satış fiyatının üzerindedir ve alıcı bu bedeli ödemek istemez. Dergici kargo ücretini ödemeye kalksa o derginin satış gelirinden geriye bir şey kalmaz.
En istikrarlı gelir kaynağı aboneliktir ama abone bulabilmek pek mümkün değildir. Çünkü okur, örneğin bir yıllığına abone olacağı derginin o süre sonuna kadar çıkabileceğinden kuşkuludur. Yani okurlar yeni çıkan dergilere pek abone olmak istemezler. Yıllardır çıkan dergilerde ise az sayıda da olsa abone vardır ama yine kargo bedeli tek bir sayının getireceği kazançtan çok daha fazladır. Yani abonelik ek bir gelir değil büyük bir külfet halini alır.
Kütüphanelerin aboneliği
Günümüzde dergi satışından sağlanabilecek en önemli gelir ve okura ulaşma yolu kütüphane abonelikleri. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2024 yılına ilişkin “kütüphane istatistikleri”ne göre ülkemizde 44 bin 829 kütüphane faaliyet gösteriyor. Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi ve Milli Kütüphane’nin yanı sıra 1301 halk, 637 üniversite, 42 bin 889 örgün ve yaygın eğitim kurum kütüphanesi bulunuyor. (Türkiye’de kütüphane sayısı 2024 yılı itibarıyla 44 bin 829 oldu ).
Bu 44 bin 829 kütüphanenin kaçının dergi abonelikleri olduğunu bilemiyoruz. Ama aynı haberden 2024’te kitap dışı materyal sayısının önceki yıla göre yüzde 4,1 azalarak 1 milyon 594 bin 486 olarak kayıtlara geçtiğini öğreniyoruz.
Abone olarak dergileri destekleyen bildiğimiz tek kurum Kültür ve Turizm Bakanlığı. Bakanlık Halk Kütüphaneleri için her yıl abonelikleri yeniliyor. Ama Halk Kütüphanelerinin sayısı 1301 ve dergici dostlarımız bakanlığın dergi abonelik sayılarının 100 – 400 adet arasında değiştiğini belirtiyor. Yeni başvuru yapan bir dergiden en başta düşük sayıda alıp (100 adet) yükümlülüklerini düzgün bir şekilde yerine getirirse izleyen yıllarda abone sayısı yavaş yavaş artırıyorlarmış. Geriye kalan 43 bin kütüphanenin ise dergilere pek abone olmadığını biliyoruz. Oysa üniversitelerin, liselerin ve belediyelerin kütüphaneleri de dergilere abone olsa bu dergiler için ciddi bir gelir kaynağı olabilirdi.
Dergiye reklam almak!
Dergiler için önemli bir gelir kaynağı da reklamlar. Eski edebiyat dergilerine bakarsanız, başta Basın İlan Kurumu (BİK) olmak üzere birçok kurumun, özellikle bankaların reklam verdiğini görürsünüz. BİK çok uzun yıllardır dergileri resmi ilan kapsamının dışında tutuyor. Zaten, BİK’in resmi ilan yayımlama hakkı olan yayınlara yani gazetelere binlerce ilan ve reklam kesme cezası uyguladığı göz önüne alınırsa siyasi yarılmanın derinden yaşandığı günümüzde özellikle muhalif dergilerin böyle bir ilan gelirinden yararlandırılmayacağı da öngörülebilir (Resmi ilan ve reklam cezası kesmek…).
Bankalar da aynı şekilde çok uzun süredir sanat – edebiyat dergilerini reklam vererek desteklemiyor. Yayınevlerinden reklam almak denenebilir. Zamanında Yapı Kredi Yayınları destek amacıyla küçük dergilere reklam veriyordu ama uzun süredir onlar da bu uygulamayı durdurdu sanıyorum. Sanat – edebiyat dergilerinde YKY’nin ya da diğer büyük yayıncıların reklamlarını görmüyorum. Başta banka yayınevleri olmak üzere diğer yayınevleri de reklam bütçelerine nedense sanat – edebiyat dergilerini dahil etmiyor.
“Ama reklam alan sanat – edebiyat dergileri var” diyeceksiniz. Evet var. Özellikle Ziraat Bankası, Vakıfbank, Halkbank gibi devlet bankaları ve Borsa İstanbul, THY, Türk Telekom, Turkcell, Vodafone, Ülker gibi kuruluşların çok sayıda reklamını düzenli izlediğim Nihayet, Postöykü ve Cins gibi dergilerde görüyorum ama onların bu reklamları almayı nasıl başardığını bilemiyorum. Bir de YKY’nin Kitap-lık dergisinde Arçelik, Opet, Fiat, Koçtaş, Beko, Yapı Kredi Bankası, Ford gibi gibi Koç grubu şirketlerinin reklamları var. Holding içi bir destek sanırım. Ama bu tip kuruluşlardan reklam alabilen dergilerin sayısı hiç denecek kadar az.
2024 yılının ilk yarısında yazılı basının toplam medya yatırımları içerisindeki payı %1,1 olarak gerçekleşmiş, bu payın içinde dergilere çok küçük bir yüzde düştüğü tahmin ediliyor. Bu yüzde 1,1’de aslan payı gazetelerin olmuş. Reklamverenler esas olarak dijital mecraları (% 71,2) tercih ediyor ama edebiyat ve sanat dergileri dijitalleşmeyi sevmiyor, istemiyor. (Medya ve reklam yatırımları ilk yarıda 111 milyar TL’ye ulaştı – MediaCat).
Telif tartışmasında sık dile getirilen “gelir yok” gerekçesi de buradan kaynaklanıyor. Çoğu edebiyat dergisi zararına çıkıyor. Zarara tahammül edemediğinde de kapanıyor.
Edebiyat okurunu neden dergi okumuyor?
Dergilerin kapanmasına çoğunluğun üzülmediğini de sosyal medyadaki bu telif tartışması sayesinde, bir kez daha öğrendik. İlginç olan şey insanların okumadığını açıkladıkları dergilerin telif ödemesi hakkında görüş beyan etmesi.
Edebiyat okurunun gündeminde dergiler yok. Bu da “dergiler hâlâ gerekli mi?” ve “okurlar dergilerden neden uzak duruyor?” sorularını akla getiriyor. Dergilerin gerekliliğini savunanlar dergilerin hâlâ “okurluk ve yazarlık zemini” kuran, yeni isimleri keşfeden, edebiyat ortamını besleyen mecralar olduğunu belirtiyor. Gereksiz bulanlar ise dergilerin “hür düşüncenin kaleleri değil, edebi cemaatleşmenin mekanları” olduğunu söylüyor. “Dergiler ideolojik/estetik cemaatleşmeye yatkındır, lonca ilişkileriyle işler” diyor, “Kalite düşük, yenilik yok, editoryal standartlar yetersiz” diye ekliyorlar.
Ortak görüş, dergilerin “zamanın ruhu”nu yakalayamadığı, dijital çağda işlevlerinin kalmadığı. Gerçekten de dijital yayıncılığın gelişmesi ile dergi yayıncılığı büyük darbe yedi. TÜİK verilerine göre 2013’te 4058 olan dergi sayısı 2022’de 2182’ye düşmüş. Bu sayının önemli bir kısmını oluşturan akademik ve sektörel dergilerin çoğunluğu yayınlarını “online” olarak sürdürüyor yani yayınlanan dergilerin büyük bir kısmı dijital. Dergipark’ta 2024 itibariyle 2536 dergi var. Dijitale geçmemekte direnen dergiciler ise az sayıda kalmış kâğıt tutkunları yani selülozofiller. Bunların çoğunluğu da şiir ve edebiyat dergicilerinden oluşuyor.


















