Masthead header

Tarihe düşen kan lekesi: Yerlilerin Gözyaşları | Burak Soyer

Uluslararası hukuk ve insan hakları alanında yaptığı çalışmalarıyla köleciliğe karşı çıkan ilk Avrupalı olarak bilinen Bartolomeo de las Casas’ın yazdığı Yerlilerin Gözyaşları kitabı, Kolomb’un Amerika’yı keşfinden hemen sonra İspanyolların, Yeni Dünya’nın gerçek sahibi olan yerlilere yaptığı vahşi katliamları ilk ağızdan aktararak tarihe ‘kıpkırmızı’ bir not düşüyor.  

Avrupalıların doğuya yaptıkları Haçlı Seferleri sonunda kurdukları devletlerin ortadan kalkması ve başta İstanbul’un Osmanlı İmparatorluğu tarafından fethedilmesiyle eski kıtanın Müslüman devletlerle, dolayısıyla da doğuyla olan ticari ilişkilerini tamamen bozulmasına neden oldu ve onları “keşif” adı altında yeni ticari yollar aramaya sevk etti. Bunun en ‘meşhuru’ da hepimizin malumu Kristof Kolomb’un 1492 yılında Batı Hint Adaları’nı, yani Amerika’yı keşfidir. Bu keşif, evet, yeni bir yol açmıştır. Ancak insan tabiatına uygun düşecek şekilde kanı da beraberinde getirmiştir. Bartolomeo de las Casas’ın İmge Kitabevin’nden Oktay Etiman çevirisiyle yayınlanan, ‘Yerlilerin Yok Edilişinin Kısa Tarihi’ alt başlıklı Yerlilerin Gözyaşları kitabı da, birinci gözden tanıklığıyla İspanyolların altın uğruna, yerlilere nasıl bir vahşet uyguladıklarının kayıt altına alınmış bir belgesi. 

1474 yılında Sevilya’da doğan Bartolomea de las Casas, Salamanca Üniversitesi’nde hukuk eğitimi almış. Kolomb’un birinci yolculuğuna katılarak yolculuğunu ve onun hayatını yazmış. 1506 yılında Avrupa’ya giden Casas, Roma’da papaz yardımcısı olarak görev yapmış ve ardından Yeni Dünya diye adlandırılacak Amerika’ya atanan ilk papaz olmuş. 1515’te tekrar İspanya’ya dönerek, Yeni Dünya’da yerlilere yapılan katliamı anlatmaya başlamış. 1516 yılında kurulan bir komisyon tarafından yerlilerin maruz kaldığı şiddeti araştırmak üzere yine Amerika’ya gitmiş. 1520’de İspanya Kralı V. Carlos’un huzuruna çıkarak yerlilere yapılan muameleyi krala da iletmiş ve İspanyolların Amerika’da yaptıklarına ‘kılıf biçmek’ olan Hristiyanlığın yayılmasına başka yöntemlerle de ulaşılabileceğini savunmuş. Tüm bu çabalarının sonunda kral V. Carlos, köleciliği yasaklayan bir yasa çıkartmış ve Papa’nın da desteğiyle yerlilerin köle olarak çalıştırılmasını, onlara eziyet gösterilmesini tamamen ortadan kaldırmış. Bartolomea de las Casas, tüm bu çalışmalarıyla uluslararası hukukun ve insan hakları normlarının ilk savunucularından ve köleciliğe karşı çıkan ilk Avrupalı olarak biliniyor. 

Yerlilerin Gözyaşları, kulaktan dolma bilgilerle, tanıkların anlatımıyla, tarihi belgelere bile dayandırılarak kaleme alınmış bir kitap değil. Bizzat Casas’ın savaş muhabiri gibi bizzat gidip yerinde gördüğü yerlilere yapılan katliamın öz be öz tutanağı. Eğer imkanım olsaydı Yerlilerin Gözyaşları’nda Casas’ın anlattıklarını buraya harfiyen yazardım. Ama bir işkence raporundan çok daha fazla anlam taşıyan kitapta, sadece edep yerleri örtülü bir şekilde elinde bir tek mızrakla kendini savunmaya çalışan yerlilerin içinden geçen, kellesini uçuran kılıçlar, onların el ve ayak bileklerinin ‘yüksek ateşte’ kızartılmasıyla hazırlanan ‘sofralar’, köpeklere yedirilen ‘etler’, üzerinde ölü canlar taşıyan kazıklar, tecavüze uğrayan el kadar çocuklar, sağlam ağaç dallarında sallanan bedenler sanırım, başlıktaki ‘gözyaşları’nın neden aktığını anlatmaya yeter de artar bile.  

edebiyathaber.net (12 Ağustos 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r