Masthead header

Son Kez Soruyoruz: Yazar Niye Yazar? | Filiz Gazi

filiz-gazi-300x225Sartre’nin “Bulantısı”nda Antoine Roquentin Otodidakt’a sorar: “Issız bir adada olsanız yazar mıydınız? Başkaları tarafından okunmak için yazmaz mı insan?”

Dolaylı olarak ya da direk çoğu söyleşide sorulan bir sorudur bu: “Niçin yazıyorsunuz?” Bildiğiniz cevaplar verilir. Yazmak, çocukluğumdan beri tek tutkum. Yazarak, var olabiliyorum. Yazıya sığınıyorum. Yazmazsam ölürüme kadar gider cevaplar. (Ki yazmak öldürür esasen başka yazının konusudur.)

Ursula K. Le Guin, “Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar”da şöyle yanıtlar bu soruyu: “Açık konuşalım, yazarlar egoisttir. Tüm sanatçılar öyledir. Diğerkâm olsalar işlerini yapamazlar. Yazarlar, yazar hayatının yalnızlığı üzerine sızım sızım sızlanıp kendilerini ses geçirmez odalara kapatma ya da daha iyi sızlanmak için barlara takılmaya bayılırlar. Ancak yazmanın büyük bölümü yalnızken yapılsa da, inanıyorum ki, aslında tüm sanatlar gibi oda bir izler kitlesi için yapılır. Yani bir izler kitlesiyle birlikte yapılır. Tüm sanatlar gösteri sanatıdır.”

Yazmak yavaşlık ve kimi zaman bekleyiş isteyen bir uğraş. Düşünceye daldığınız anlara dikkat edin. Düşünme hızınız dikkatinizi çekecektir. O kadar hızlıdır ki, yazıya aktarılamaz kafanın içinde dönen çoğu şey. Daha ziyade bu esnalarda yakalayabildikleriniz ve bütün olarak metnin içine yakışacağını düşündüğünüz şeyleri çekip alırsınız.

Birkaç yıl önce okuduğum Sartre’nin “Edebiyat Nedir?” kitabına şöyle bir not düşmüşüm: “Edebiyatı çok abartmış bu adam!” Şimdi bu fikirde olmasam da o zamanki beni anlayabiliyorum. Niye derseniz, yazarak anlatmaya çalışmaktan ziyade anlatma derdi olmadan yaşamak başka gelir bana. Nasıl, ne biçim dans etsem acaba diye düşünürken, yanındaki kişinin çoktan ritme kendini bırakmış olması gibi.

Yazının gücü yazıldığı anda fark edilecek kadar ne güçlüdür ne de aceleci. Çünkü okuduğumuz çoğu şey, bilmediğimiz çok az şeyi söyler bize. Kuşkusuz, yüz yıl öncesine ait bir metinin içinde de bildiklerimiz vardır. Yalnız şu var ki o zamandan bugüne aynı olan şeyleri bir kez daha hatırlamak yalpalatır okuru. “Rüzgârı” anlatmaya çalışan zihne eşlik etmek emin olun bir yüz yıl sonra daha inanılmaz güzellikte olacak. Ağaçların hışırtısına kulak kabartamayacak kadar mekanik olan insan, okuyarak hatırlayacak belki de. Bu sayede çok sıradan, aşina olup da dikkat kesilmediği şeye çevirecek yüzünü. Esinti vuran yüzüne dokunacak ve geçmişle, yaşadığı an arasında hala kaybolmamakta direnen, tıpatıp aynı kalmayı başaran parıltılı hislere şaşıracak.

Hangi yazar “gelecek için yazıyorum” ya da “satırlarım okunurken ismimin anıldığını duymama gerek yok” diyebilmiş. Bir fotoğrafçı düşünün ki kadraja aldığı vahşetle, teknik bir çerçeve vermeye çalışması dışında bir ilgi kurmayan. Ya da yaşadığı toplumun kir pasını ifade etmekte kusursuz olma çabası gösteren yazarın, “seyirci” olmakta özen göstermesini. Niçin fotoğraf çeker niçin yazar bu insanlar? Bugüne kadar kulağımıza doğru gelen bir yanıt alabildik mi?

“Zamanın yurttaşı” olmak diye bir tanımı vardır Schiller’in. Takdir edersiniz ki devletin yurttaşlığından daha ağır sorumlulukları kapsar. Hiçbir sorumluluk altına girmek istemeyen sanatçı, yazar veya her kimse anlaşılabilir ama “niçin yazıyorsunuz” sorusuna verilen romantik cevaplar niyedir.

Modern ritüellerimizden olan imza günlerinde sandalyelerine oturmuş okurunu bekleyen yazarların ruh hali esasen komiktir. Hem “İnsanın kendini ele alırken, ciddi ve yüksek bir şey ortaya çıkarmasından daha aşağılatıcı, onu daha derin kendinden koparıcı bir şey var mıdır?” (F. Nietzsche, Ahlakın Soykütüğü Üstüne)

Son kez soralım: Yazar niye yazar?

Bu arada bu konu mühim bir mesele değildir. Maksat yazının üzerindeki bu yapay sihir kalksın.   Ulvi yazma gerekçeleri dönüp kendine bir daha baksın.

Filiz Gazi – edebiyathaber.net (23 Aralık 2013)

  • kitapcıl - 24/12/2013 - 09:22

    Yazan insan ,düşünme yeteneklerini bir araç değil, ihtiyaç olarak görür.Başkaları,hayat ve olaylar onun umurundadır.Bir şeye kızdığı zaman,bir şeye sevindiği zaman,bir şeyi fark ettiği zaman bunu haykırmak istercevaplakapat

  • Bülent Yürik - 24/12/2013 - 11:32

    Neden mi yazıyorum?
    “”Babamın Bavulunu” açarak cevap vermekte Orhan Pamuk

    Bildiğiniz gibi, biz yazarlara en çok sorulan, en çok sevilen soru şudur: neden yazıyorsunuz? İçimden geldiği için yazıyorum! Başkaları gibi normal bir iş yapamadığım için yazıyorum. Benim yazdığım gibi kitaplar yazılsın da okuyayım diye yazıyorum. Hepinize, herkese çok çok kızdığım için yazıyorum. Bir odada bütün gün oturup yazmak çok hoşuma gittiği için yazıyorum. Onu ancak değiştirerek gerçekliğe katlanabildiğim için yazıyorum. Ben, ötekiler, hepimiz, bizler İstanbul’da, Türkiye’de
    nasıl bir hayat yaşadık, yaşıyoruz, bütün dünya bilsin diye yazıyorum. Kağıdın,
    kalemin, mürekkebin kokusunu sevdiğim için yazıyorum. Edebiyata, roman sanatına her
    şeyden çok inandığım için yazıyorum. Bir alışkanlık ve tutku olduğu için yazıyorum.
    Unutulmaktan korktuğum için yazıyorum. Getirdiği ün ve ilgiden hoşlandığım için
    yazıyorum. Yalnız kalmak için yazıyorum. Hepinize, herkese neden o kadar çok çok
    kızdığımı belki anlarım diye yazıyorum. Okunmaktan hoşlandığım için yazıyorum. Bir kere başladığım şu romanı, bu yazıyı, şu sayfayı artık bitireyim diye yazıyorum. Herkes benden bunu bekliyor diye yazıyorum. Kütüphanelerin ölümsüzlüğüne ve kitaplarımın raflarda duruşuna çocukça inandığım için yazıyorum. Hayat, dünya, her şey inanılmayacak kadar güzel ve şaşırtıcı olduğu için yazıyorum. Hayatın bütün bu güzelliğini ve zenginliğini kelimelere geçirmek zevkli olduğu için yazıyorum. Hikâye anlatmak için değil, hikâye kurmak için yazıyorum. Hep gidilecek bir yer varmış ve oraya —tıpkı bir rüyadaki gibi— bir türlü gidemiyormuşum duygusundan kurtulmak için yazıyorum. Bir türlü mutlu olamadığım için yazıyorum. Mutlu olmak için
    yazıyorum… (duyduğum en iyi yanıttır )cevaplakapat

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r