Masthead header

Sırlar üzerine bir arkadaşlık: “Anlatmayı Çok Düşündüm” | Esra Karadoğan

Nehir Aydın Gökduman’ın yazdığı Anlatmayı Çok Düşündüm bir gençlik romanı, Genç Timaş’ın ‘gümüş romanlar’ serisinde yayımlandı. Daha önce de ilk gençlik romanları yayımlanmış bir yazar Nehir Aydın Gökduman, fakat ben kendisini bu romanı ile tanıdım. Anlatmayı Çok Düşündüm, pandemiden sonra Asya’nın 8. Sınıfa geçmesiyle, sevdiği arkadaşlarının okul değiştirmesinden dolayı yalnız kalmasıyla başlıyor. Anlatıcı Asya’nın kendisi, bu yüzden karakterlerle bağ kurmak çok kolay oluyor. Başta Asya’nın hayatı pek yalnız, pek dingin görünse de çok geçmeden karakterin dünyası hareketleniyor. 

Asya ailesine düşkün, annesi ve abisiyle yaşıyor. Asya’nın yaralarından biri bu aslında. Babası ile annesi o çok küçükken şiddetli geçimsizlik nedeniyle ayrılmışlar. Asya için boşanmalarından daha rahatsız edici olanı ise babası ile hiç görüşmemesi. Babasını hatırlamıyor, nasıl biri olduğunu bilmiyor ve babası onu hiç aramıyor. Sanki bir zamanlar varmış ve bir anda yok olmuş gibi, ondan haber bile almıyorlar. Pek tabii ki babası aklına sıklıkla düşüyor. Asya aynı zamanda annesi ile babasının ayrılma sebebini de anlayamıyor. Tıpkı onun yaşındaki, onun yaşadıklarını yaşayan pek çok genç gibi. 

Asya, arada bu sorular ve sorunlarla boğuşurken gündemi değişiyor. Okuluna yeni gelen ikizler, herkes gibi onun için de merak konusu. Lina herkesle mesafeli ve dalgın biriyken, ikizi Alin nispeten girişken ve cana yakın. Asya Lina ile arkadaş olmak istiyor ama Lina’nın içine kapanıklığı bu durumu zorlaştırıyor. Asya’nın Lina ile arkadaş olmak istemesinde bir sebep de Lina ve Alin’in Fransa’dan yani Asya’nın babasının yaşadığı yerden geliyor olmaları. Lina’nın hiç bilmediği bu tesadüf, Asya’nın cana yakın halleri ve Alin’in, Asya’ya Lina ile arkadaşlık etmesi ricası üzerine aralarından gelişen arkadaşlık ilginç bir şekilde ilerliyor. 

Anlatmayı Çok Düşündüm başlarda bir arkadaşlık romanı gibi görünse de ailevi sorunları da ele alan hatta bundan çok daha fazlasını içeren bir roman. Lina’nın ve ailesinin apar topar Fransa’dan gelmesi, Lina’nın kimseyle iletişim kurmak istememesi, boynundaki kolye, hepsinin gizemi yavaş yavaş aydınlanıyor. Lina Fransa’da, hayatında her şey yolundayken bir akşam bir adam peşine düşüyor, onu bir köşede sıkıştırıyor. Lina, bu zor ve travmatik durumdan kurtulmayı başarsa da ruhunda bir yara açılıyor. Bu yetmezmiş gibi adalet yerini bulsun, suçlu yakalansın isterken en yakın arkadaşı tarafından yarı yolda bırakılıyor.

Tabii tüm bunları Asya bilmiyor, hatta kimse bilmiyor. Aralarında ikisinin de birbirine anlatmadığı büyük sırlar varken bu arkadaşlık devam edecek mi peki? Bu iki genç birbirlerine zamanla güvenecekler, fakat birbirlerine net bir şekilde açılmaları, arkadaşlıklarının pekişmeleri romanın sonuna doğru gerçekleşiyor.

Öncelikle Anlatmayı Çok Düşündüm akıcı bir roman, bunda birinci tekil şahıs anlatıcının etkisi de var. Karakter olarak Asya çok çalışkan ve olgun olsa da o da tökezleyebiliyor ya da yetişkinlerin kararlarını anlamlandıramadığı oluyor, bu anlamda tutarlı buldum. Uzun süre Asya’nın samimi bakış açısıyla ilerleyen roman sadece bir ara karakterlerin diyalogları yüzünden gerçekçiliğini yitirmiş, yazarın zihni devreye girmiş. Neyse ki romanın tamamına yayılmamış bir durum bu. Bir de olay örgüsünün romana yayılışını düşündüğümde Lina’nın travması okura biraz geç aktarılıyor. Bunlar dışında son ana kadar okurun merakını diri tutan bir roman Anlatmayı Çok Düşündüm. 

Ben bu romanı konu itibariyle çok önemsiyorum. Böylesine travmatik bir olayı ve sonuçlarını yazar hem gerçekçi hem de fazla dramatize etmeden anlatmayı başarmış. Genç bir kadının tacizle yaşadıklarını kurguyla aktarmak, bunun dengesini sağlamak güç olmalı. Tüm romanı tek bir olay üzerine odaklanmaması da hoşuma giden detaylardan biriydi. İki arkadaşın birbirlerine tüm sırlarını açtıktan sonraki dayanışmaları, dürüst iş birlikleri gerçekçiydi.

Romanın kurgusunda ağırlıklı olarak kadın karakterlere, kadın bakış açısına yer verilmiş. Asya’nın annesinin boşanmadan sonraki yalnız bırakılmışlığı, o dönem yaşadığı maddi sıkıntılar, sonrasında tek başına iki çocuğuna yetmesi, düzenini kurması. Bunlar hem önemli hem gerçekçi detaylar. Lina’nın yaşadığı taciz, sonrasında tüm yaşadıkları, hak arayamayışı, tüm bunlar kadınların hayatını anlatıyor ve maalesef ‘sadece kurgu’ diyerek es geçemeyeceğim detaylar. Yazar farklı yaşta -hatta ikizlerin annesi Karol’ı da hesaba kattığımızda- farklı kültürden gelen kadınların yaşamlarına yakından bakmış ve okuruna da bunu yansıtmış. Bu kadar kadın odaklı bir romanken erkek figürünün yeri var romanda. Bir yanda Asya’nın hiç görmediği babası ve Asya’ya karşı merhametle yaklaşmasını bilen abisi, diğer yanda Lina ve Alin’in aşırı kontrolcü babası var. Bu kitap bir gençlik romanı olabilir ama bize toplumsal cinsiyet rolleri üzerinden de bir şeyler anlatan bir roman.  Asya sürekli babasıyla görüşmenin hayalini kurarken Alin ve Lina babaları tarafından yakından takip ediliyorlar. Peki Asya’nın babasıyla görüşmesi mümkün olacak mı? Görüşse bile bunca zaman telefon bile etmemiş bir babayı Asya affedebilecek mi? İşte bu soruların cevabını okura bırakıyorum. Anlatmayı Çok Düşündüm ismiyle de ne olduğuna dair ipuçları içeren bir roman, genç okurların ilgisini çekeceğini düşünüyorum.

edebiyathaber.net (13 Eylül 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r