Masthead header

Nefise Abalı’dan “Rüya Kafe” adlı öykü

2035 Uçan At Sempozyumu

Yükseliş Hikâyesi: Rüya Kafe

Tüm isteğim buydu: Bir rüya kafe açmak. Önceleri karşı çıktılar. Neymiş efendim, böyle bir kafe insanların ilgisini çekmezmiş, yaşadığımız bu hız çağında insanlar böyle bir şeye zaman ayıramazmış. Hem mantıklı da değilmiş, hıh, insanlar rüyaya yatacakmış, sonra uyanacakmış, rüyasını anlatacakmış ve biz de yorumlayacakmışız. Hadi canım sen de. Peki yorumladım diyelim, ya çıkmazsaymış. Yorumum canım, ya yorumladıklarım gerçekleşmezseymiş, o zaman kalkıp verdikleri paranın, kaybettikleri zamanın hesabını sormazlar mıymış. Olacak iş değilmiş doğrusu. Hem yaptığım masrafı bile çıkaramazmışım. Mış, miş, muş, müş.

Önceleri zor oldu tabii, hele babaannemi kandırmak. Ne de olsa kafemdeki rüya yorumlarını ona yaptıracaktım. Gerçi babaannem sermayeyi ortaya koymaya hazırdı. Hele bir askerliğini de yap demişti, iş kolay, açarız bir yer. Açarız da… Babaannem başladı, lokanta olsun, eş dost, tanıdık falan gelir diye. Hem sevapmış yola çıkana yemek vermek.

Sonunda buldum. Yolculara bir iki saatlik uyuyup dinlenebilecekleri bir yer açacaktık. Şöyle bol odalı bir yer. Ranzalı, temiz çarşaflı odalar. Bir odaya da babaannem için yatak. İnsanlar dinlenmek için odalarına çekilecek, uyanınca da babaanneme, “Bu kadıncağız bir rüya görmüş babaanne, bana anlattı. Ben de babaannem yorumlar dedim, sana getirdim.” deyip rüyaları yorumlatacağım.

Önceleri babaannem bir anlam veremedi olanlara çünkü gelen rüyacı sayısı o kadar azdı ki; haftada iki ya da üç kişi. Onlardan da sadece biri rüya görebiliyordu. Diğer ikisi de uykularını almış ve dinlenmiş olarak ayrılıyordu. Üstelik para da vermiyorlardı. Bu böyle olmayacaktı. Onların rüya görmemeleri bizim suçumuz değildi. Acaba uyku saatini arttırsa mıydık?

Tanıdık bir üniversite hocasına sormuştum. Bir insan ancak uykuda geçen üçüncü saatten sonra rüya görürmüş. Görürmüş de, bizim rüyacılar bir iki saatten fazla uyumak isterler mi ki? Buna da bir çözüm bulmak gerekti. Rüyacıları en az dört saat uykularını almadan uyandırmıyordum. İlk başta müşteriler bunu zaman kaybı olarak görseler de zamanla alıştılar. Hatta şimdiki müşterilerimiz gece on ikide uyumaya gelip sabah sekizde işe gitmek için uyanıyor. Sabah da kahvaltısını yaparken –kafemizin ikramıdır– rüyasını anlatıp yorumunu dinliyor.

Babaannemin vefat etmesinin üzerine sıkıntılı günler geçirmedim değil. Sürekli gelen rüyacılar, babaannemin vefat ettiğini duyunca kafemizden elini ayağını çekmeye başladı. Yeni müşteriler, yeni rüyacılar bulmam gerekiyordu bu durumda. Böylece kampanyalar oluşturdum: On defa rüyaya yatana bir rüya tabiri bedava. “Rüya Kart”ımız bile var. İşte o kartlara yaş, cinsiyet, medeni durum, okul ve iş ile ilgili bilgileri kaydediyoruz. Önceleri bu bilgilerin kayıt tutmaktan öte bir anlamı yoktu, ancak daha sonraları rüya tabirlerinde bu bilgilere de başvurmaya başladık. Hem bunun üzerine gelen rüyacı sayısı o kadar artmaya başlamıştı ki, kayıt tutmak çok faydalı olmuştu.

Rüya Kafe’de işler yoluna girdikçe Freud’a merak saldım. Bazı müşteriler bilimsel şeyler duymak istiyordu. Örneğin öyle rüyalar var ki, “kıçın açık kalmış be kardeşim.” diyesim geliyor. Babaannem öyle derdi çünkü. Ama Freud’dan söyleyince başka türlü oluyor tabii: bilinçdışı. Freud’la ters düştüğümüz taraflar da yok değildi. Örneğin ben tabanca için haber alacaksın diyorum, o tabanca cinselliktir diyor. Evet, haklı olabilir, ama ben bunu rüyacıya nasıl söyleyeyim.

Yerimiz dar, rüyacı sayısı çok. Kimi akıllı rüyacı geliyor, ben on iki saat uyuyacağım öyle rüya göreceğim diyor. O süre içinde bir müşteri daha alabilirim halbuki. Yok yok, ona da bir çare bulduk. Dört saat uykudan sonrası için saat başı para almaya başladık.

Sevgilisiyle gelip rüyaya yatmak isteyen çiftler de olmaya başladı. Bunun için tek yataklı odalar düzenlemeye başladık. Zaten ikinci yılın sonunda Rüya Kafe 2’yi açmıştık. Burası daha geniş ve tek yataklı odalara uygundu. Hem, ben yalnız uyuyabilirim, herkesin yanında uyuyamam diyenler için de bir seçenekti. Tabii bu durum kötüye de kullanıldı. Sevgilimle rüyaya yatacağız diyen rüyacılar… Neyse efendim, bu konuya girmeyelim.

Rüya yorumu olur da istihare olmaz mı? İstihareye yatacak kadınlar da tuttum. O kadınları bulmak kolay olmadı. Çünkü bu istihare konusunda tip çok önemlidir. Başı örtülü, beyaz tenli, hafif mağrur, utangaç ve saf görüntüsü olan kadınları tercih ediyordum. Müşteri, kendisi için istihareye yatacak kadını görmek istiyordu. Bunun için “istihare kadınları” başlıklı bir katalog hazırlattım. Gelen müşteri kataloğa bakıp kendisi için istihareye yatacak kadını kolayca seçebiliyordu.

Rüya Kafe zinciri büyüdükçe rüya yorumcuları yetiştirmeye başladım. “Yaratıcı Rüya Yorumculuğu” adında bir kurs düzenledim, başarılı olan kursiyerlere hem sertifika hem de Rüya Kafe’de iş veriyordum. Böylelikle onlara meslek kazandırmakla kalmamış, onların iş sahibi olmalarını da sağlamıştım. Bir de her Rüya Kafe’ye yaşlı bir rüya tabircisi koymayı da ihmal etmedim. Jung’un yaşlı bilge adam arketipini bilirsiniz. Yaşlı adamın her zaman daha bilge olduğunu düşünen rüyacı, her seferinde yaşlı tabircinin onun rüyasını yorumlayabilme ihtimalini düşünerek kafeye geleceğinden müşteri devamlılığını da sağlamış oldum.

Şirketimiz için en büyük gelişme Rüya Makinesi’nin, yani Rümak’ın icadı oldu. Rümak’ın en önemli özelliği rüyacılarımız uyurken onların rüyalarını görüntülü olarak kaydetmesi. Böylelikle müşterimizin rüyasını hatırlaması için vakit kaybetmiyoruz. Biliyorsunuz vakit nakittir. Müşteri karşımıza geldiğinde, rüyası da masamızın üzerinde oluyor. Bunun üzerine hemen başlıyoruz yorumlara. İlk başta, kısaca RYP adını verdiğimiz rüya yorumlama programı da yüklemiştik. Ancak bu program öylesine ilginç tespitlerde bulunuyordu ki bunları müşterilerimize söylersek iflas edeceğimizi adım gibi biliyordum. Oysa biz yorumlarımızı rüyacıya göre yapıyoruz. Mesela evlenmek isteyen bir kadına yakın bir zamanda onu istemeye geleceklerini, iş arayan birine iş bulacağını, sevgilisinden ayrılan birine sevgilisinin döneceğini söylüyoruz. Yani kim nasıl bir yorum istiyorsa onu veriyoruz. Fal baktırmak gibi bir şey işte. İnsanlar güzel şeyler duymak ister ve bizim için de müşteri memnuniyeti her şeyden önce gelir. Hem geçmiş tecrübelerime dayanarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: İnsanlar makinelerin bilimsel tespitlerini değil, o an duymak istediklerini dinlemek ister. Bu yüzden programı devre dışı bırakıp rüya yorumlamaya devam ettik.

Yine de RYP üzerinde çalışmalarımız devam ediyor. Kafemizce yeni oluşturulacak programın ana çatısı “müşteri ne istiyorsa onu ver” üzerine kurulu. Yani kaydedilen rüyaları bizim rüya kafenin tabir anlayışıyla yorumlayacak bir program yazıyoruz. Kafemizin tabir anlayışı hakkında konuşmama gerek yok sanırım. E-kitaplarımızdan bizi takip edebilirsiniz. Son e-kitabımız da çıktı bu arada: Bir Rüya Tabircisinin Güncesi. Daha önce yayımlanan iki e-kitabımız da –Yaratıcı Rüya Tabirciliği ve100 Soruda Rüya Tabiri– tıklanma rekorları kırıyor. Ayrıca kursumuza katılan her öğrenciye kâğıda basılı Yaratıcı Rüya Tabirciliği kitabı da hediye… Kursumuza gelmeyi düşünenlere duyurulur.

Şimdilerde bir nehir söyleşi üzerinde çalışıyoruz. Adını şimdiden belirledik: Bir Günahkâr Tabircinin İtirafları. Söyleşiyi yapan gazeteci Tabirim Gibi Yaşadım olması konusunda ısrar etti, ama ben böyle olmasını uygun gördüm. Aa! Süremizi çoktan geçmişiz. Neyse efendim… Sözlerime ünlü bir tekerlememizle son vermek istiyorum: Tabire inanma, tabirsiz kalma. Saygılarımla…

Nefise Abalı – edebiyathaber.net (30 Ağustos 2012)

  • Elif Bulut - 30/08/2012 - 16:19

    Aklınıza, yüreğinize, bileğinize sağlık Nefise Hanım.cevaplakapat

  • madam aylak - 03/05/2016 - 11:44

    Yaratıcı ve yenilikçi hikayede gelenek ve modern psikoloji iç içe. Üstelik günümüz kapitalizminin nasıl mayalandığı da güzel bir arka mesaj..cevaplakapat

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r