Masthead header

Sezai Ozan Zeybek’e 4 soru | Mehmet Özçataloğlu

1. Neden çocuklar için yazıyorsunuz?

Aslında ben uzun süre büyükler için yazdım. Üniversitede öğretim üyesiyim, uzun yıllar yetişkinlerle çalıştım. Sonra çocuklarım oldu. Malûm, çok zor bir iş çocuk yetiştirmek. Açıkçası biraz da hayatta kalmak için bir sürü faaliyet icat etmek durumunda kaldım/kaldık. Yani çocuklar için yazmaya başlamamın arkasında büyük felsefî gerekçelerden ziyade gündelik ihtiyaçlar vardı diyebilirim. Böylelikle geride bıraktığımı düşündüğüm bir dünyaya yeniden dönmüş oldum. 

İlk zamanlar çocukken okumuş olduğum kitapları sesli olarak yeniden okumaya başladım. Nostalji diyelim. Karşıma Beyaz Avrupalı erkeklerin dünyanın geri kalanını “keşfettiği,” kadınların aciz, geri kalanların egzotik veya vahşi olarak resmedildiği bir dolu hikâye çıktı. Bunlardan sakınan yeni dönem kitaplarınsa fazlasıyla macerasız olduğunu; sınıfsal farklara yine kör kaldığını; doğru davranışları göstereceğiz derken insanlığın karanlık taraflarını görmezden gelebildiğini fark ettim. Bu yüzden kendi hikâyelerimi uydurmaya başladım. İki kitabım bu uydurmalardan çıktı ve Esra Uygun’un çizimleriyle buluştu. Bu sırada konu hakkında daha sistemli okumaya, daha farklı şekillerde de yazmaya başladım. Son kitabım olan Masallarla Konuşmak bu okumaların sonucu diyebilirim. Büyükler için bir tür hikâye anlatma kılavuzu. İçinde çocuk masallarına dair sosyolojik tartışmalar ve anlatıcılığa yönelik ipuçları var. Belli hikâye kalıplarının çocuk masallarından kolonyalizme, çevre hareketlerinden milliyetçiliğe nasıl uzanabildiğinin izini sürüyorum. Bu sırada da bir sürü masal örneği veriyorum. 

2. Okuduğunuz ilk çocuk kitabı hangisiydi? Sizde ne gibi izler bıraktı? 

İlk okuduğum kitabı hatırlamıyorum ama bende iz bırakan ilk kitap sanıyorum bir çizgi romandı: Nils ve Uçan Kaz. Sonradan kitabını da okudum, Nobel ödüllü Selma Lagerlöf’ün meşhur kitabı. Hayvanlara eziyet ettiği için bir cüce tarafından cezalandırılıp parmak çocuğa çevrilen Nils, büyünün etkisiyle hayvanlarla konuşabilmeye başlıyor ve yaban kazlarının sırtında uzun bir seyahate çıkıyordu. Olağanüstü bir büyüme hikâyesiydi, beni çok heyecanlandırdığını hatırlıyorum. Her sayfayı ezberlemiştim. Bir de çiftlikten kaçmak için uçmayı öğrenen ve yaban kazlarına katılan evcil kaz Morton vardı. Bence hikâyenin gizli kahramanı oydu. 

Başka pek çok kitap var anabileceğim. Ama sanırım hepsinin ortak özelliği maceralı olmaları idi. Kendi kitabımda da (Masallarla Konuşmak) sıkışma ve rahatlama dinamiğinin hikâyelerin olmazsa olmazı olduğunu anlatıyorum. 

3. Bu kitabı keşke ben yazsaydım dediğiniz bir kitap oldu mu? 

Kumkurdu. Şahane, akıl dolu bir kitap. Hakikaten dünyayı başka bir gözle görebilmeyi mümkün kılıyor. Her bir bölümde yalnızlığa, zamana, ölüme, dayanışmaya dair zihin açıcı bir minik hikâye anlatılıyor. Kitapta çocukların değil, büyüklerin dünyası daha tuhaf gözüküyor. Bir kitabın bunu başarabilmesi bence çok kıymetli.

Bir de “popüler kültür ürünüdür” diyerek kimilerinin burun kıvıracağını bilsem de Harry Potter serisi diyeceğim. Filmini seyretmiş, çok beğenmemiştim. Kitaplarınsa bende bambaşka bir etkisi oldu. Salgın günlerinde tüm ciltleri baştan sona okudum. İngiliz aristokrasisinin izlerini taşısa ve birtakım meziyetlerin “kanla” geçtiğini savunan köklü aile ideolojisini yeniden üretse de yine de harikulade bir hikâye anlatıcılığı örneği. Soluksuz okunuyor, pek çok farklı duyguyu harekete geçiriyor. Karakterlerin her ciltte büyümesiyle hikâye de yeni katmanlar kazanıyor. 

4. Çocuklara yönelik kitaplardan en son hangisini okudunuz? Kitapla ilgili düşüncelerinizi kısaca belirtebilir misiniz? 

Çocuklar için değil aslında ama ben çocuklara okudum: Yüzüklerin Efendisi. Günümüzün hassasiyetleri ile yazılmamış. Kara kuru, habis Doğulu halklar ve iyilik için savaşan Batılılar etrafında rahatsız olunabilecek pek çok klişe içeriyor. Kadınlar ister istemez yan rollerde kalmış. Irk ve soysop meselelerinden yine vazgeçilememiş. 

Buna rağmen ince ince işlenmiş muazzam bir eser. Hikâyenin tek bir kahramanının olmaması, karakterlerin pek çok yerde iyi ve kötü arasında seçim yapmak zorunda kalmaları benim hoşuma gitti. Dostluk ve güven ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. 

O anlamda sanırım “çocuk kitaplarının” sınırını biraz esnetmek mümkün diye düşünüyorum. Ursula Le Guin’in Yerdeniz Öyküleri de yetişkin kitabı; ama bizimkilere önce anlattım; sonra üstüne okudum. Soluksuz dinlediler, küçüğün yaşı yediydi. Eğer hikâye iyiyse ve karşıdaki dinlemeye talipse, neden olmasın…

edebiyathaber.net (6 Ekim 2021)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r