Masthead header

Sevimli bir dost: Bay Bello! | Mehmet Özçataloğlu

mehmet fotoKötü günlerden geçiyoruz. Geçiyor muyuz yoksa takılıp kaldık mı onu da kestiremiyorum aslında. Toplumsal olarak çok yorulduk. Yoruldukça geriliyoruz… En son ne zaman hep birlikte sevinç yaşadık anımsıyor musunuz? Hadi kederi paylaşamıyoruz artık tamam da sevinci de paylaşamıyoruz. Ne denli düşünsem de hatırıma düşüremedim böyle bir manzarayı. İşin acı tarafıysa bu durumun değişmesi için çaba harcayan da yok. Acı demişken, geçtiğimiz günlerde Bülent Usta, yazısında Marguerite Duras’ın  “Acı” adlı kitabından sözlerini aktarmıştı. Şöyle diyordu Duras: “Her yerde acı var, kanamalar ve çığlıklar, bu yüzden düşüncenin oluşumu engelleniyor, o karmaşaya katılmıyor ama karmaşa onun yerini alıyor, yapacağı bir şey yok, tam karşısında. (…) Küçük kardeşini ve küçük çocuğunu yitirdiğinde acıyı da yitirdiğinden, acının bir anlamı kalmadığından bahsediyordu.” Belki de korkmamız gereken de asıl bu. Acıyı yitirmek, acıyı anlamsız kılmak…

Ama yaşam da bir yandan devam ediyor işte. Çocuklarımız için ayakta kalmaya çalışıyoruz. Güzel bir geleceğe ulaşmaları için var gücümüzle çalışıyoruz. Belki tam da böyle zamanlarda çocuklar için yazılmalı. Tüm bu karmaşanın, acının ortasında onları kitaplara yöneltmeli. Okurken keyif alacakları, yüzlerini güldürecek kitaplar… Onları yaşananların dışında tutamayız, tutmamalıyız da. Fakat arada bir soluk almaları gerekir.

Sözün özüne gelirsek, onlara soluk aldıracak, tebessüm ettirecek, şu an için iki kitap olan bir diziden söz etmek istiyorum bugün. Can Çocuk etiketiyle raflarda yerini alan “Bay Bello’nun Maceraları”ndan.

Alman yazar Paul Maar yakın bir zamanda altı kitaba ulaşan Sams’in Maceraları ile selamlamıştı okurlarını. O kitaplar da çok keyifli, çok eğlenceli kitaplar. Henüz okumayanlar için onları da önererek “Bay Bello”ya geçelim.

Max 10 yaşında ve hemen her çocuk gibi bir köpek beslemek istiyor. Babası Sternheim eczacı ve Max’la birlikte yaşıyorlar. Annesi ise artık uzak diyarlarda, onları terk etmiş. O gün eczaneye yaşlı bir kadın gelir ve Max ve yeni edindiği köpeği Bello’nun hikâyesi başlar. Yaşlı kadının getirdiği mavi sıvı bitkileri doğal olmayan bir hızla büyütüyor. Peki, hayvanlar üzerindeki etkisi? Bir gün, kazara yere dökülen mavi sıvıyı içen Max’ın köpeği Bello, insana dönüşür. Konuşur, yürür fakat en nihayetinde bir köpektir. Köpek olduğu dönemdeki alışkanlıklarından vazgeçemeyince de Max ve babası Sternheim’in başına türlü işler açar. Sonrasında ortaya çıkar ki bu değişim geçici bir sürelik. Bello köpek haline geri döner fakat hiçbir şey eskisi gibi olmaz bir daha. Bu arada insan olan Bello Max’ın en iyi arkadaşı olmuştur. Ve doğal olarak bu durumun değişmesini istemez. Ama her güzel şeyin olduğu gibi mavi sıvının da bir sonu vardır tabi. Ellerinde yalnızca bir şişe mavi sıvı kalmıştır ve sıvıyı uzun yıllar önce icat eden Max’ın büyük büyükbabasının notlarına ulaşmak zorundadırlar. İşte Max ve Bello bu notların peşine düştüklerinde heyecan, korku ve sürprizler yaşayacakları bir maceranın da içine düşerler aslında.

Zor bulunan bir dostluğu kimse kolay kaybetmek istemez değil mi? O güzel dostluğun bedeli de kitapta anlatılanlar işte.  Okurken “dost” sözcüğünün anlamı üzerine de düşünür belki çocuklar. Dost kime denir, dostluk nedir, nasıl dost edinilir, neden dost edinilir ve dost kalabilmek için nelerden vazgeçilir? Bunu sorgulayabilirlerse ne âlâ. Sorgulamazlarsa da hayat bir gün sorgulatacaktır nasıl olsa. Şimdilik onlar için daha önemli olan içinde yaşadıkları ortamdan bir nebze uzaklaşabilmek, güzel kitapları okumak, güzel filmleri izlemek, güzel günleri yaşamak sanırım.

Bay Bello’nun Maceraları, Süheyla Kaya’nın çevirisi, Ute Krause’nin çizimleriyle çocukları bekliyor. Onların yüzü gülsün diye…

Mehmet Özçataloğlu – edebiyathaber.net (29 Ağustos 2016)  

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r