Masthead header

Severim insandan yana olanı | Mehmet Özçataloğlu

Edebiyat dünyamız her geçen gün kalabalıklaşıyor. Buna rağmen ben her geçen gün yalnızlaşıyorum. Şaka değil, gerçek bu. Yıllar yıllar önce, elime yeni yeni kalem almaya başladığımda ustam bildiğim bir isim dedi ki; “Bu alanda rahatça yazmak istiyorsan yazarlardan uzak duracaksın, oturup kalkmayacaksın, dostluk kurmayacaksın. Etkinliğe gidersen en arkaya oturacaksın.” Çalışkan öğrenciyim ya, öğütleri kulağıma küpe yaptım.☺  İşte bu nedenden ötürü edebiyat dünyası kalabalıklaştıkça ben kendimi biraz daha geri çektim. Çekile çekile eve hapsoldum. Bilenler biliyor dış dünya ile fiziksel temasım pek yok. Kabuğumda yaşayıp gidiyorum işte. O kabuğun içinde izliyorum olan biteni. 

Bazı isimler var en baştan beri takip ettiğim, gelişimini izlediğim. “Acemi Korsan” kitabı ile tanıdığım Nehir Yarar onlardan biri. Üzerinden çok çok uzun zaman geçmemesine rağmen Yarar’ın yazın dünyasının usta isimlerinden biri olduğunu ifade edebilirim. Kendisinin hâlâ amatör bir ruhla, acemilik hevesi ve heyecanıyla çalıştığını da görerek. Yazdığı her kitabında duyarlı bir şekilde davranmış, toplumsal bir meseleye dokunmuştur mutlaka. “Yine mi Sen” adlı kitap da bunlardan biri. İthaki Çocuk tarafından yayımlanan bu kitabı benim için önemli kılan nefes kesecek bir serüvenin olmamasına, gizemli olayların bulunmamasına, doğaüstü varlıkların hiç görünmemesine rağmen beni kendisine bağlamasıdır. Şöyle ki; “sulu şakalar seven Utku ve onunla aynı sırada oturmak zorunda kalan Yankı. Okul biter tatil başlar. Yankı halasına gider, Utku da teyzesi ile tatile çıkar. Yollarını küçük bir köyde yeniden birleştirense teyze ve halanın yıllar öncesinden süregelen dostlukları. Meğerse Utku’nun teyzesi tatil için Yankı’nın halasının evine gidecekmiş. Sonrası malum. Küçük, sakin bir köyde yaşanabilecek ne varsa o yaşanıyor. Yaşanan didişmelerin sonunda bir yaz aşkı değil ama güzel bir dostluk çıkıyor ortaya. Açıkça ifade etmem gerekirse kitap boyunca yazar hangi konuya dokundu7 dokunacak diye ilerledim. Sona doğru umudumu da kestim. Bu kitapta özel bir konu yokmuş, dediğim anda karşılaştım o satırlarla/ sayfalarla. Büyükşehirlerin keşmekeşinden bıkmışken, koşuşturma yüzünden hiçbir güzelliğinden faydalanamıyorken, tüm bunları yaşamak zorunda olduğumuz için insani değerlerimizi yitirirken altını kalın kalın çizmek isterim şu satırların. 

“… ‘Ne gibi olaylardan bahsediyorsunuz?’ ‘O kadar çok ki insan hangisini söyleyeceğini şaşırıyor. Mesela sebepsiz yere savaşlarda ölen bir dolu çocuk var ve tahmin edersiniz ki bu savaşlarda kullanılan silahları üretenlerin çocuklarına göre pek talihsizler’ dedi. Yankı’yla Utku sessizce devam etmesini beklediler. Can, elini yalayan kara kediyi kucağına alarak devam etti. ‘Uyandığında o günü de aç geçireceğini ve buna ne kadar dayanabileceğini bilmeyen binlerce insan yaşıyor bu dünyada ama diğer tarafta sofralarında bin bir çeşit yiyeceği beğenmeyenler var. Bir tarafta dünyanın artık nefes alamaz hale geldiğini bağıran bilim insanları, diğer taraftaysa çılgın bir tüketim toplumu var. Üstelik bu çığlıkları duymazdan geliyorlar. O insanlar için fabrikalar durmadan üretim yapıyor ve yeryüzü kirlenmeye devam ediyor. Bakın mevsimler bile değişti…”

Bu sözler köyün delisi olarak adlandırılan, meczup görünümlü ama gerçekte asla öyle olmayan Can’a ait. Ressam Can’a. Bu bölüme bir projektör tutulsa yeridir. Olağanüstü söylemler olduğu için değil fakat çocuklara yönelik bir kitapta yer verildiği için önemli buluyorum. Burada yazanlara ek olarak bir de salgın gerçeği var neredeyse iki yıldır yaşadığımız. Salgın hayatımızın bir parçası ve bununla yaşamaya alışmalıyız dediğim bir zamanın ardından yeniden sayıların zirve yaptığı günlerde okudum kitabı. Yeniden, insandan kaçmanın doğru olacağına inandım. Ama nasıl yapacağız? Gitmek zorunda olduğumuz toplu taşıma araçları varken. (Aslında yeniden kapanmayı da hiç istemiyor ve desteklemiyorum. Herkes aşısını olsun, tedbirli davranmayı öğrensin.)

Sonuç olarak, Nehir Yarar yine insandan yana, insani değerlerden yana kullanmış kalemini. Bir on yıl sonra (umarım görürüz) kendisini çok daha iyi yerlerde göreceğime olan inancımı da yinelemek isterim. Tarihe not düşmek adına bu yazıda kalsın bu satırlar.   

edebiyathaber.net (7 Şubat 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r