Masthead header

Serhan Ergin: “Aşkı, nasıl insanlık durumlarına yol açabilir diyerek ele alıyorum.”

Röportaj: Meltem Alara Albayrak

Serhan Ergin’in dördüncü kitabı Ne Güzel Bir Sabah, İletişim Yayınları aracılığıyla edebiyatseverlerle buluştu. Genç yazar iç içe geçen yaşamları,yaşlılığın ve gençliğin farklı hallerini,aşkı ve ayrılığı,kesişen yolları, tatlı tesadüfleri, acı sürprizleri anlatıyor yeni kitabında.

Kitabınızın yazılma sürecinden biraz bahseder misiniz? Neler hissetmiş, neler düşünmüştünüz?

Romanları birkaç senelik sürelerde yazıyorsam da öyküyü daha nadir yazıyorum, onun için bu kitap daha uzun bir zamana yayıldı. Bazı öyküler yedi sekiz yaşında var. Bununla birlikte tabii düşünüp hissettiklerim de her öykü için özgün. Fakat uzun zamandır bir öykü kitabı oluşturmak isteğim vardı, o gerçekleşti, mutluyum.

Ebeveyne çocukları arasından en sevdiğini sormak gibi olacak ama kitaptanfavori öykünüz hangisi?

Bir toplamın içinden seçim yapmaya ya da bir liste oluşturmaya önem veririm, o nedenle zor olsa da seçimimi yapayım. Kitaba ismini de veren öyküyü, “Ne Güzel Bir Sabah”ı seçeceğim sanırım. Ama “Ödünç” de kenardan göz kırpıyor.

Gerçek hayatınızdan ilham aldığınız biri kitabınızda herhangi bir karaktere hayat verdi mi ya da bir yaşanmışlık, herhangi bir öykünüze konu oldu mu?

Ben genelde pek gerçek hayat deneyimlerini yazarken doğrudan kullanan biri değilimdir. Bu tür şeyler az bu kitapta da. Yine de “Suç Ortağı” öyküsündeki genç kızın anneannesinin ziyaretinde çevremden etkilenmem var. Bir de “Merak” isimli öykü, doğrudan kendi yaşantımın yer aldığı bir öykü oldu.

“Hayat Apartmanı”nın içerdiği öykülerin karakterleri birbiriyle bağlantılıyken diğer bölümlerin içerdiği öyküler birbirinden bağımsız. Diğer öyküleri neden birbiri içinde, etkileşim halinde anlatmayı tercih etmediniz?

“Yolların Kesiştiği Yer” ve “Yelkovanın Kuyruğu” bölümlerindeki öyküler, farklı zamanlarda, birbirlerinden bağımsız halde yazılmış, hepsi kendi bütünlüğü içinde öykülerdi. Onları birbirleriyle ilişkilendirmek, nasıl söylemeli, biraz zorlama olacaktı kanımca. “Hayat Apartmanı” ise baştan o bağlarla birlikte yazılmıştı.

Kitaba da ismini veren öykü, “Ne Güzel Bir Sabah”son derece yaratıcıydı, bu fikir aklınıza nasıl geldi? Ve bu öyküden hareketle,eğer, öyküleriniz içinden bir karakterle konuşabilseydiniz bu hangisi olurdu?

Çok konuşulan, tekrar edilen konudur, yazar kitabını bitirip yayımlanmaya verdikten sonra, artık o kitap yazardan çıkar, kamuoyunun olur ve eser bundan sonra kendi yolunu çizer, türünden yorumlar yapılır hep. Sanıyorum bunu düşünürken doğdu o öykünün fikri zihnimde. Kitap veya içindeki bir karakter, yazardan kurtulup, kendi yoluna gitse, kendi yaşamını seçse, nasıl olurdu diye düşündüm herhalde. Burada biraz daha radikal bir karakterimiz var. Şöyle de düşünebiliriz, karakter yaratıldıktan sonra, yazar onun üzerinde hâlâ mutlak kontrol işlevini sürdürebilir mi? Yoksa yarattığı karakter, kendi yaradılışının gereklerine göre hareket eder, seçimler yapar ve yazar yalnızca bunları tespit etmekle mi yükümlüdür? Ya yazarın planlarıyla, karakterin doğası örtüşmezse? O zaman ne olur?

Kitaptaki karakterlerden biriyle konuşabilseydim… “Beklerken” öyküsündeki Cafer Baba’yla şöyle uzun uzadıya muhabbet etmek güzel olurdu doğrusu. Gün batarken, onun meyhanesinde olacak ama.

Öykülerinizde hep buruk bir aşk söz konusu olmuş. Aşk sizin için ne ifade ediyor?

Yazarken, nasıl ki hep insanın, insan doğasının gizli kalmış yönlerine, araştırılmamış taraflarına yoğunlaşıyor, oralardan yeni insanlık durumları, yeni tespitler çıkarmaya uğraşıyorsak bu aşk için de geçerli. Aşk bir sorudur benim için, yazarken. Aşkın tanımı yapılabilir, nesnel bir olgu olmadığını düşünüyorum. Her insan kendi deneyimleri ve duyguları çerçevesinde yaşadığı şeye aşk diyor. Böyle olunca da sonsuz sayıda aşk hikâyesi ortaya çıkıyor. “Mutlu aşk yoktur,” diyor kimi, “Aşk bazen tatlıdır,” diyor başkası. Öldüren aşk da var, yaralayanı da, mutlu aşk da var. İşte bu öznellik içerisinde, aşkın daha ne tarafları vardır, nasıl insanlık durumlarına yol açabilir diyerek ele alıyorum aşkı. Onun için bir sorudur diyorum benim için. Edebiyatın konusu da mutluluktan çok mutsuzluk, iyilikten çok günah, sevinçten çok acı olduğu için, daha doğrusu o taraflar işlenmeye, araştırılmaya muhtaç olduğu için, buruk aşk hikâyeleri daha çok yer alıyor yazdıklarımda.

Son olarak, olmazsa olmaz dediğiniz bir başucu kitabınız var mıdır?

Başucu diyebilir miyim bilemiyorum, ama dönem dönem baştan açıp okuduğum, ya da aradan rastgele bir sayfasını açıp o kitabı okuduğum günlere geri gittiğim birkaç kitap var. Hep söylerim, Lawrence Durrell’ın İskenderiye Dörtlüsü bunlardan ilki. Ama öyküden konuştuk, ben de öyküden gideyim: Cemil Kavukçu ve Sait Faik öyküleri tekrar tekrar elime aldıklarımdır.

Meltem Alara Albayrak- edebiyathaber.net (21 Eylül 2018)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r