Masthead header

Üretilemeyen kültür | Feridun Andaç

fa000Kuşkusuz görsel medya her şey değil. Ama toplumsal hayatın yansımalarının, insana evrene dair her olup bitenin orada yer bulması etkileyicidir. Asıl sorun bunun nasıl/ne amaçla verildiği, gösterildiğidir.

İşte o noktaya da bakınca; tüm bunları derleyip toparlayacak, bunlar üzerine düşünce üretip bilgi taşıyacak bir insan birikiminin varlığı sorgulanmaya değer bir durumu da ortaya çıkarıyor.

“Yılın 60 Yerli Filmi” haberini okuyunca da şaşırdım doğrusu! Sektörünü var edemeyen bir alanda üretilen 60 film fazla geldi bana. Evet, diyeceksiniz ki belki; “Daha azla üretilmeliydi!”

Sinemadaki entelektüel birikim buna elverecek düzeyde mi? Ya da o birikim bu 60 filmin ne kadarına yansımış durumda?

Benzer olguyu edebiyata, yayın dünyamıza dönük birtakım tespitlerde de gözleyebiliriz.    

Yayımlanan kitap ve dergi sayıları… Bunların içlerinde edebiyat, kültür adına öne çıkanların nitelikleri… Ve bunların sayısal verilerinin yanı sıra nitelik ayrıştırmasına bakarak bu alanda üretilemeyen bir kültürle yüzleştiğimizi söyleyebiliriz.

Üniversitelerdeki bilimsel çalışmaların uluslararası düzeyde yeterli olmaması da bir ölçü, bence!

Özsel olanı bir yana bırakıp popüler kültürün dümenine yelken açıyoruz. Bu nedenledir ki yüzeysellik, vasatlık, iğretilik egemen bu alanlarda.

Örneğin; yayıncılıkta derin bir kitap kirlenmesinden söz edebilirim. Söz konusu olan yayınevlerinin çoğalması, kitap çeşitlenmesi, yayın fazlalığı değil; asıl temel sorun popülerliğin bir salgın gibi her şeye sirayet etmesi; neredeyse her alanda yarım yamalak bilgilerle yazılıp basılan kitapların yaygınlaşması, uluslararası çok satar kitapların birçok yayınevi tarafından kötü çevirilerle piyasaya salınması… Üstelik benzer kötü yerli versiyonlarının da pıtrak gibi çoğalması…

Kitabevi zincirlerinde, marketlerde kitabın /sürünüşü sergilenmektedir adeta. İyi, nitelikli kitapların satıldığı kitabevleri ise bir bir hayatımızdan çıkmaya yüz tutmuş durumda. Beyoğlu’nun Pondora’sı, Robenson’u, Mefisto’su ve daha niceleri direnmektedir.

Bilgi üretemeyen toplum hiçbir alanda kültürel birikim var edemez. Uzmanlaşma, derinlik, yoğunluk… Öte yanı meraklı/tutkulu bireyi yetiştirecek bir aile/okul ortamı… Bunların önünü kestiğinizde birçok şeyin yolunu da kapatıyorsunuz demektir.

Bakın, şu haber bile en çok nerelerde yanlış yaptığımızın bir göstergesi:

“Fatih Soruşturmalık Oldu”

Büyük umutlarla başlayan FATİH Projesi’nde 5 hedeften sadece 1’ini tutturulabildi. Milli Eğitim Bakanı Avcı’nın talimatıyla soruşturma açıldı.

Radikal gazetesinin haberi böyle.

Konunun özü şu:

Türkiye’deki tüm okullarda yaygınlık kazandırılacak bilişim teknolojilerinde öncelikle akıllı tahta, tablet bilgisayar kullanımına geçilmesi için bu proje kapsamında adımlar atılır. Ama gelin görün ki bir dolu harcama yapılan proje, altyapı ve fiziksel yetersizlikler gibi eğitilmiş insandan yoksunluk yüzünden yığınca hataya takılarak işlemez hale gelir.

Bu örnek bile bilime, bilimsel verilere, teknolojiye, bilgi üretimine ne denli uzak olduğumuzun bir göstergesidir. Tüketmeye evet, ama üretmeye hayır!

Bilgi üretemeyen toplum

Bireyin gelişmesinde bu tek araçsal yoldur. Siz onu çağdaş kültürle donatamadığınız; felsefe, edebiyat, sanat tarihi gibi kültür disiplinleriyle besleyemediğiniz sürece, tüm bu araçlar bir süre sonra her birinin elinde oyuncak olur.

Kültür üretemeyen, bilgi çağını yakalamayan toplumların nasıl kendi alacakaranlıklarında debelendiklerini görüyoruz. Bu savaşlar niçin çıkıyor sanıyorsunuz?

Elbette ki bu yalnızca bizim sorunumuz değil. Azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en temel sorunlarından biri, belki de ilki…

Ve gelin de Erich Fromm’un şu düşüncelerini bir kez daha hatırlamayın:

“Biz, insanoğlu olarak, daha çok, daha çok üretmek ve daha çok tüketmekten başka amaç gütmüyoruz. Hiçbir şeye karşı bir amaç beslemiyoruz ya da her şeye karşı amaçsızlık içindeyiz. Karar verme sorumluluğundan yoksun bırakılışımızın yarattığı edilgenlik yüzünden, tinsel ölüm tehlikesiyle ve ayrıca nükleer silahlarla yok edilme tehlikesiyle karşı karşıyayız.”*

Giderek şu sürüye katıldığımız kesin: “Kargo ulus”. Yani, üretemediği her şeyi satın alan, hemence tüketip yenisine bakan… Yaşadığımız sanal gerçeklik çağı ise bunun önünü daha çok açmakta.

Her şeyin görselleştiği bir dünyada toplum asıl odak noktalarını yitirmiş durumda. Yerellik ve yöresellik çözülüp yitmeye yüz tuttuğu gibi, yaratılan sanal mekânlarda insanlara sunulan avuntu labirentlerinde her şeyi seyreden bir toplumun sanal insanını var ediyor giderek.

Kentler ise gün geçtikçe “meta-kent”e dönüşmekte. Dünyanın her alanda Amerikanlaşması ise yeni yüzyılın en temel söylemi artık. İçinde bulunduğumuz zaman, hiçbir yerde ama her yerde olan insanın bu yüzyıldaki varoluş gerçeğini, üretilemeyenin aslında ne olduğunu daha iyi anlatmakta bize.

______

* Umut Devrimi, Erich Fromm; Çev.: Şemsa Yeğin, 1990, Payel Yay., 171 s.

Feridun Andaç – edebiyathaber.net (5 Kasım 2013)

Tüm yazıları>>>

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r